Kaynaklardaki ortak açıklama
Tasvvuf dünyasında bütün canlı organlarım hareketsiz bir tarzda dış dünyaya kapatarak kendi ruh dünyasına dalma hâli.
Dinî Terimler Sözlüğü
Tevâzû, alçak gönüllülük. Hakk'a boyun eğmek. Korku ve sevgiden meydana gelen edebli bir hal.
Allahü teâlâ, âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:
Îmân edenlerin, Allahü teâlâyı ve Hak'tan ineni ( Kur'ân-ı kerîmi ) zikr için, kalblerinin huşû' zamânı hâlâ gelmedi mi? Onlar, daha evvel kendilerine kitab verilip de üzerlerinden uzun zaman geçmiş, artık kalbleri kararmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan bir çoğu dinlerinden çıkmış fâsıklardı. (Hadîd sûresi: 16)
Mü'minler herhâlde kurtulacaklardır. Onlar namazlarını huşû ile kılanlardır. (Mü'minûn sûresi: 1,2)
Kalbi meşgûl eden, huşû'u gideren şeyler yanında, meselâ süslü şeyler karşısında, oyun ve çalgı aletleri yanında ve arzû ettiği yemekler karşısında, namaz kılmak mekrûhtur. (İbn-i Âbidîn)
Huzûr ve huşû' ile kılınan iki rek'at namaz, gâfil (Allahü teâlâyı unutmuş) bir kalb ile akşamdan sabaha kadar kılınan namazdan hayırlıdır. (Abdullah ibni Abbâs)
Duânın edeblerinden biri de; duâ ederken, âciz olduğunu ifâde etmek, huzûr ve huşû'içinde Allah'tan korkarak ve kabûlünü umarak istediği şeyde devâm üzere olmaktır. (İmâm-ı Gazâlî)
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, itaat etmek, boyun eğmek, tevazu göstermek, korkmak gibi manalara gelir. Hakk’a boyun eğmek. Kalbin, Hakk’ın önünde hazır bulunmasına da, huşu denmiştir. Hasan-î Basrî huşû’yu; “Kalpte, Allah korkusunun sürekli olarak bulunmasıdır” diye ifade eder. İnsanın kendini alçak gönüllü ve mütevazi kılmasına huşu dendiği gibi, huzû’nun da aynı manaya geldiği kaydedilir. Namazdaki huşû’nun, kulu felaha (kurtuluşa) erdirdiği âyetle sabittir (Mü’minûn/1-2). Namazdaki huşû’nun nasıl olacağı şu şekilde tanımlanmıştır: Kulun, namazda, sağ ve solundakini bilemeyecek derecede, kendini Rabbisine vermesi. Kuşeyrî, Hakk’ın heybetinin kalpte hissedilmesini, huşu olarak değerlendirir.