Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü
Ticarî veya para alım satım işlemlerinde karşılığı bulunmayan gerçek veya hükmî fazlalığı ifade eden terim. Faiz karşılığı Arapçada yaygın olarak “ribâ” kelimesi kullanılmaktadır. Eski çağlardan beri faiz, toplum içinde hoş karşılanmamış; hatta yasaklanmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sekiz ayette geçen “ribâ” sözü, önce eleştirilmiş, sonra şiddetle reddedilmiş, hatta yasaklanmıştır. “Faizde ısrar etmenin Allah’a ve Resûl’üne bir tür savaş açma” olduğu vurgulanmıştır. Söz gelişi, “Rûm suresi”, “Bakara suresi”, “Âl-i İmrân suresi” ndeki ayetlerde mealen, “Faiz yiyenler kabirlerinden şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden ayılır gibi kalkacaklardır (...
) Allah alım satımı helâl, faizi haram kılmıştır. (... ) Ey iman edenler!
Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz. ” denilmektedir.
Hadislerde ise iki tür faiz üzerinde durulmuştur. Bunlardan birincisi, borç faizi olup Hz. Peygamber bunu Kur’ân-ı Kerim’deki ayetlere dayanarak özellikle “Veda Haccı”nda yasaklamıştır.
İkincisi alış veriş faizi olup mal alım satımmda karşılıklı bedel ödenmesi caiz görülmüş, ancak “Vade vermeyiniz, rama ise faizdir. (... ) Faiz ancak veresiyede cereyan eder.
” sözleri normal ahş verişin dışındaki faizin caiz görülmediğini ifade etmektedir.
Dinî Terimler Sözlüğü
Ödünç vermekte, rehnde (ipotek yâni ödenecek mal karşılığı olarak, bir malı, alacaklıda
veya başka âdil bir kimsede emânet bırakmada) ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden birinin
ötekine karşılıksız vermesi şart edilen fazla mal, para veya menfaat. Ribâ. (Bkz. Ribâ)
Allahü teâlâ, âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:
Fâiz yiyenler, kıyâmet günü mezarlarından, sar'a hastası gibi perişân kalkacaklardır.
(Bekara sûresi: 275)
Allahü teâlâ, fâiz alan ve verenlerin mallarının hepsini yok eder. İzini, eserini de
bırakmaz. Zekât verenlerin malını elbette artırır. (Bekara sûresi: 276)
Receb'in ilk Cumâ gecesini ihyâ edene (ibâdetle geçirene) , Allahü teâlâ kabir azâbı
yapmaz. Duâlarını kabûl eder. Yalnız yedi kimseyi affetmez ve duâlarını kabûl etmez: Fâiz
alan veya veren, müslümanları aşağı gören, anasına-babasına eziyet eden, karşı gelen
çocuk, müslüman olan ve dînin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, şarkı ve
çalgıcılığı san'at edinenler, livâta ve zinâ edenler, beş vakit namazı kılmayanlar. (Hadîs-i
şerîf-Riyâd-ün-Nâsihîn)
Daha fazlasını ödemesi şartı ile ödünç vermek fâizdir. Yâni böyle olan sözleşme
haramdır. Haram anlaşma ile ele geçen malın hepsi haram olur. Meselâ on iki kile ödemesi
şartı ile, on kile buğday ödünç verilse, alınan on iki kilenin hepsi haram olur. Fâiz ile ödünç
vermek ve almak haram olduğu Kur'ân-ı kerîmde açık olarak bildirilmiştir... (İmâm-ı
Rabbânî)
İsrâfın yâni malı, dînin uygun görmediği yerlere dağıtmanın kötülüğünü gösteren
delillerden biri de, fâizin haram olmasıdır. Fâiz alıp vermek büyük günâhtır. Fâizin haram
olmasının sebebi, insanların malını alış-veriş yaparken ziyân olmaktan korumaktır. (İmâm-ı
Birgivî)
Son nefeste îmânsız gitmeye sebeb olan şeylerden biri de, fâiz alıp vermektir. (Hamzâ
Efendi)
Fâiz, yalnız İslâmiyet'te değil, semâvî dinlerin yâni daha önce gönderilen hak dinlerin
hepsinde haram idi. Fâizin azı da çoğu da haramdır. En büyük günâhlardandır. (Muhammed
Rebhâmî)
Her menfaat getiren borç fâizdir. (Alâeddîn Haskefî)