Tasavvuf Sözlüğü
Cur’a Arapça’da yudum anlamına gelir, Farsça “dan” ekiyle birlikte “yudumluk” manasınadır. XIV-XVI. yüzyıllarda abdalların ve Bektaşîlerin esrara düşkün oldukları, sunulan esrar kabağından herkesin tek nefes çektiği kaydedilir. Bektaşîlerin esrar çekme gülbangı şöyleydi: “Nargilemizi çeken velî, çekmeyen deli, Pirimiz Hacı Bektaş-ı Velî, yuf münkire, lanet Yezid’e, dem olmasın zem, gerçeğe hû, mu’mine yâ Ali”.Bektaşîlik 1480’li yıllara kadar islâmî kurallara sıkı sıkıya bağlı ve dergahtan yetişenler (yol evladı) posta oturma geleneğini sürdürürken, bu tarihten itibaren posta lâyık olan değil, şeyhlerin oğulları (bel evladı), saltanat gibi şeyhliğe oturmaya başladı. Postu, layık olmayanlar işgal edince, eski sağlamlığı kalmayan Bektaşîlik, esrarkeşliğe kadar uzanan bir bozuluşun simgesi oldu.İslam’a sıkı bağlı tasavvuf erbabınca “cur’a” tabiri, sâlikin ulaştığı seyr makamı, sâlikten gizlenen sırlar ve makamlar, sâliki suluk sırasında kaplayan sıfat ve hallerin isimleri, kıdem ve hadis arasındaki farkı kaldıran şey olarak tanımlanmıştır.Şerbetinin katresin her kim içer cur’asın Gönlü güher oluben sînesi umman olur.Sultan Veled