Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.
MUSTAFA EFENDİ Şeyh Abdülvehha.b-ı Ümmi hazretlerinin kolundandır. Aydın'da Denizli kasa basındandır. 1 1 57/( I 744) tarihinde irtihal eyledi. Kula'da dergahı olup, kabri şehir medhalinde ziyaret-gahtır. Silsile-i tarikatı: Şeyh Nüzul! Mustafa Efendi, Şeyh Abdullah-ı Kulavi, Şeyh Seyyid el-Hac Mu sa Efendi, Şeyh Esedu'llah Veli el-Hamid! eş-şehir bi-Arslan Efendi, Şeyh el-Hac Muhammedi eş-şehir Muhyiddin-i Siyahi, Şeyh Muhammed el-meşhur bi-Zuhı1ri, Şeyh Ömerü'l-Hamidi el-meşhur bi-Mazhari, Şeyh Abdulvehhab-ı Ümmi. (Kadde sa'!Wıu esrilrahum) Müşarünileyhin tab' olunan Divan'ında "Lazkiyeli" diye kayd olunmasına karşı Bursalı Tahir Bey'in tedkikatında Suriye'deki Lazkiye olmayıp, Denizli kasabasının nam-ı kadimi olan Laudikiya'dan kinaye olduğu tebeyyün etmektedir. Doğrusu da budur. lki divanı vardır. Divan'ını tab' u neşre ızhar-ı asar-ı himmet buyuran müteahhirin-i meşayıh-ı ki ram-ı Uşşakıyye'den Muhammed Emin-i Tevfiki Efendi hazretleridir. Divan müret tebdir ve hakikaten arifane ve safiyanedir. Nfül-i mertebe-i irşad olduklarında söyle dikleri nutuktan: Es-salô. her kim gelir meydan-ı aşka es-sala Es-sala her kim yanar nlran-ı aşka es-salô. Es-salô. ol dost cemilli şem'ına pervane-veş Can u dilden kim girer küllw.n- ı aşka es-salô. Es-salô. ol dost elinden nllş iden peymaneyi l.il-yezal bir aşk ile mestdn-ı aşka es-sala Es-sala dil mülküne hükm eyleyen uçdan uca Can içinde can olan canan-ı aşka es-sala Es-sala Haydar gibi dil şehrini feth eyleyen Ey Nü:(.Uli söyle ol merddn-ı aşka es-sala 244 Set'ine-i Evliya Hz. Mısrl'nin gazellerini tahmislerinden: Sıdk ile aşık olandan vasl-ı yar eksik degil Dem-be-detn ma' şUk elinden ber-güzlir eksik degil Haydar'a mahrem olandan Zü'l-fikar eksik degil Aşina-yı aşk olandan ah u zar eksik değil Keşti-i bahre dem-a-dem rfiz-gar eksik değil Nur-ı Hak'dan mahzen-i Rahman olan anlar bizi Tflr-ı Hak' da Mü.si-i İmrlin olan anlar bizi Ralı-ı Hak' da merkez-i p"ırlin olan anlar bizi Zat-ı Hak'da mahrem-i irfan olan anlar bizi 1lm-i sırda bahr-ı bi-payan olan anlar bizi Pir yüzünden duyduğum irfllna virdim gönlümü Dostuma isal iden burhana virdim gönlümü Derdime demıan iden Lokmdn'a virdim gönlümü Derd içinde bulduğum dermana virdim gönlümü Sıdk ile ihlas ile imana virdim gönlümü Müşılrünileyhin pederi Seyyid Mustafa Çelebi, onun pederi Şeyh Hacı Musa Efendi'dir. Cümlesi Denizli'dendir. (Rahimehumu'llalı) TARİKAT-1 ALİYYE-İ SiNANiYYE-İ HALVETİYYE HZ. PİR İBMHİM ÜMMİ SİNAN Sinani-i Halveti tarikının pir-i muazzamıdır. Veladeti 893/( 1 488) senesinde; müddet-i ömrü 83 sene; irtihali 976( 1 568) senesindedir. Eazım-ı evliyau'llahtan olup, ba'zı asarda Pirizrenli veya o havaliden olmak üzere mukayyed, Hafo Hüseyn-i Ayvansarayi Vefeyat-nime'sinde Arnavutluk'tan geldiği müeyyed ise de Osmanlı Müellifleri'nde musahhah bir icazet-nameye istinaden Bursa diye muharrerdir. Silsile-i Tarikatları: Seyyid Yahya-yı Şirvan! (Kuddise sırruhu'r-Rabbô.nl) Şeyh Pir Muhammed Erzincan! (Kuddise sırruhu'r-Rabbô.nl) Şeyh İbrahim Taceddin-i Kayseri (Kuddis e sırruhu'r-Rabbô.ni) Şeyh Alaeddin-i Uşşaki (Kuddis e sırruhu'r-Rabbô.nl) Şeyh Ahmed Şemseddin-i Marmaravi ( Kuddise sırruhu'r-Rabbô.ni) Şeyh el-Hac lzzeddin-i Karaman! (Kuddise sırruhu'r-Rabbô.ni) Hz. Pir İbrahim Ümmi Sinan (Kuddise sırruhu'l-Memwn) Tomar-ı Turuk-ı Aliyye'de Karaman diyarından olduğu da Osmanlı Müellifle ri'nden naklen beyan olunur. Şakayık-ı Nu ' maniyye 'de lzzeddin-i Karaman! halife si Kasım Çelebi (Şeyh Kasım-ı Larendi) hazretlerinden nail-i hilafet olduğu ve İzzed din-i Karaman! hizmetinde de bulunduğu menkul ise de Esmar-ı Esrar'da Kasım Çe lebi zikr olunmamıştır. Zeyl-i Atai'nin ve Zeylü'l-Zeyl-i Şeyhi'nin beyanına göre Kasım Çelebi, Yiğitbaşı halifesidir. Hacı İzzeddin-i Karamani'nin pirdaşıdır. Şakayık Zeyilleri, Halveti tomarları, Ümmi Sinan'ın şeyhi Hacı lzzeddin-i Karaman! diye gös- teriyor. Şeyh Kasım'ın Bursa civarında lnegöl'de medfGn olduğu tahkik-i aciziyle te'yid olunmuştur. Bir de Ümmi Sinan hazretlerinin rihletleri, "gitdi 958'de Ümmi Sindn" mısraına istinaden 958/( 1 5 5 1 ) gösterilmekte ise de atide nakl eyleyeceğim manzume-i tavile 976/( I 568) olduğunu te'yid etmektedir. Kendileri alim oldukları halde gördükleri rü'ya üzerine Ümmi tahallus buyurmuşlardır. Cezebat-ı azime ve ahlak-ı hasene sahibi bir aziz idi. Müddet-i ömr-i şeriflerinde kimseyi incitmemiş veliyy-i kamil ü mükemmil di. Gayet mütevazı' bir zat olup, fu karaya fevka'l-me'mul riayet ve bezl-i sadakat eylerdi. Müşarünileyhten ahz u feyz eden Seyyid Nizam-zade Seyfullah Efendi Camiu'l-Avarif nam eser-i mu'teberinde diyor ki: "Hz. Ümmi Sinan (kuddise sırrahu'l-Menniin ) mücahid ve müşahid 3.şık kimse idi. Her sene üç erbain çıkarıp, her erbainde mücahidinden nice yüz kimseleri görürler di. Üçyüzden ziyade halifeleri vardı. Aleme münteşir olmuşlardı. Tarik-ı Halveti'de bunlardan ileri mücahede eder görmedim. Halvetlerinde bir yere cem' olup tevhid sürerler idi. Ben halvetleri ne üsluptur görüp durdum. Ba'de salati's-subh Sure-i Ya sin tilavet edip, işrak zamanına değin üç bin tevhid ederlerdi. Ba'dehu altı rek'at işrak namazını bi'l-eda şuğl ederlerdi. Ya'ni her bir derviş otuz bin esma sürer lerdi ve ol arada ne vaki' olursa olsun şeyhe ta'bir ettirirler; hayr u şer amallerini onunla görürlerdi. Andan adhaya değin tevhid ederler, salat-ı zuhra Tebareke ve El hiikümü't-tekilsür okuyup vakt-i asra dek tevhid edip, asrı ba'de'l-eda üçyüz kerre sa lavat-! şerife getirir ve salat-ı mağribe dek tevhid ederler. Salat-ı mağrib eda olun duktan sonra yüz dirhem mikdarı taam yiyip hamd ederek ışaya kadar tevhid eder lerdi. Andan yatsı namazını ba'de'l-eda yine Tebareke ve Elhiikümü'ı-tekasür okuyup üç bin tevhid ederek esmalarını sürerlerdi ta teheccüd zamanı oluncaya dek. Anda ne kim görürlerse şeyhe ta'bir ettirirler, salat-ı subha dek tekrar tevhide başlarlardı. Üç erbain çıkıncaya dek bu üslup üzere çalışırlardı." Cümle-i kerametlerinden biri budur ki: Pehlularını yere ve arkalarını duvara vermiş değillerdi. Bir gün efkar vaki' olup hemen vakıamda gördüm. Cemi-i vilayet kafir olmuş ve cami'ler küffar ile dolmuş. Bidar oldum. Şeyhe varıp elini öptüm ve ayağına yüz sürdüm. Vakıamı söyledim. Ne ise şerh eyledim. "lradet getirdiğin yeri inkar etmişsin. Onun için inkara batmışsın." buyurdular. Hemen bildim fi'lime tevbe ettim. Bir derviş der ki: "Bayrdml'den bey ' at ettik. Bilmeyiz ki Hakk'a veya batıla mı gitdik." diye hatırıma hutur etmekle gözümü yumdum. Kendimi istifra eder gördüm. Bidar olduğumda şey- Tarikat-• Aliyye-i Sinaniyye-i Halvetiyye 247 he söyledim. "Evvel kabUl edip hazın ettin . Şimdi reddetmek ciiiz deJtildir, ben sana onu yi ne yediririm." buyurdular. Artık bu hatırayı giderdim. Dil.ima hizmetlerinde bulun dum. Tabü maksat ma'nevldir. Dervişanından biri nakl eder: Bir gece şeyhle tevhid ederdim. Gördüm ki Hu dedikçe ağızlarından bir top nı1r çıkar. Ekser dervişler bu hale muttali' olup nazar ederler. Her ne vakit şeyh, hoca var sa veya sakin olsa sinelerinden zikr-i kalbi sadası gelir ve bu sada kimseyi uyutmazdı. Bir zaman aziz ile erbaine girdik. Ta subha dek tevhid sürerdik. Nısfu'l-leylde dı şarı çıktım. Azizi sofada mah-ı tabana karşı oturur gördüm. Yanlarında tanımadığım iki kimse var. Her biri guya bir deste gül. Ben pencere ardında durup ne musahebet et mekte olduklarına vukaf hasıl etmeye çalıştım. Kimini anlar kimini anlamazdım. Şeyh buyurur: Zamanımızda olan evliyau'llahı bilir misin? Efalleri nedir vakıf olur musun? Birisi budur ki: Rasul aleyhi's-selam ne vakit ki dünyadan gitdi yeryüzü Hak te alaya nalan etti. Kıyamete dek mahrum kaldım, peygamberlerin üzerime basmasından. Hak teala yeryüzüne vahiy buyurdu: Senin üzerine erenler halk eyledim ki onların gönlü enbiyaların gönülleri gibidir. Erenler üç yüz kişidir. Evliyau'llahtır. Geri bunlar dan gayrı yetmiş iki dahi vardır. Bunlara "nücebci" derler ve bir taife dahi vardır /1 63/ kırk kişidir. Onlara "eııtcUl" derler. Bunlar kainatın mıhlarıdır. Ve bir bölük dahi var dır. Onlar on kişidir. Onlara "nükebci" derler. Yedi kişiye de "urefii" derler. Üç kişi vardır: Ol üçten biri Bursa'da Hz. Üftade'dir, derviştirler. ikincisi Şam-ı şerifde bir Arabtır. Üçüncüsü ağuştur. Ne vakte koşa, ecel yetişe üçlerden getirirler ki ·ş imdi nev bet sizindir. Ta bu minval üzere üç yüzlere dek gidin. Avamın muhiblerinden kabil hangisi ise üç yüze ilhak ederler. Bunlar ta kıyamete dek ilimden hali olmazlar. Bun lar şöyle kimselerdir ki gönülleri Nuh ve lbrahim ve Musa gönülleri gibidir. Şeyh müteaccibane buyurur ki: Adem var mıdır, gönlü lbrahim gönlü gibi ola? Evet Davud ve Süleyman ve Isa (aleyhi's-se/am) ve Cebrail (aleyhi's-se/am) bile vardır. Bunların esrarı şöyledir ki: Eğer kutbun esrarına üçler vakıf olsa katillerine fetva verelerdi. Eğer üçlerin esrarına yediler vakıf olsa böyle yaparlardı. Ta üç yüzlere dek bu üslup üzeredir. Zira katle rumilzda tefavüt olmakla birbirinin esrarına müteham mil olmazlar. Nitekim Musa (aleyhi's-se/am), Hz. Hızır (aleyhi's-se/am) ile mülaki ol duğunda Hz. Hızır gemiyi deldi. Hz. Musa, J Jd ;.İ) 1 08 dedi. Oğlanı katl et- < 4hıi " ... 11 0 ,.. . ... . t. ... ,, • . ... ti. ( 9 j Ll.i ..:.J:i\ 1 09 dedi. Duvarı doğrulttu. ( l _r.-1 ...:.ı .l;..;ll } ) 1 1 0 dedi. - .. ... « - · •;,..- ... ... ) · 1 08. ". . . ( Musa ! ) Sen onu, içindekileri boğmak için mi deldin! . . " 1 8. Kehf süresi, 7 1 . ( H ) . 1 09. (Musa) . ' . .. Suçsuz birini mi öldürdün?' . . . dedi." 1 8. Kehf süresi, 74. ( H ) 1 1 0. "(Musa) ' i steseydin bu iş için bir ücret alırdın.' . . . dedi." 1 8. Kehf süresi, 7 7 . ( H ) 248 Sefine- i Evliya Hızır ile mülakat: Hz. Hızır, evliyau'llahtan biri vefat etse onun cenazesine, "Karındaşım İlyiis ile el bette hazır oluruz. Her gün salat-ı duhayı Kabe-i şeri/ede kılarız. Ta gün çıkıncaya detin Beytu'lltıh'ı tavaf ederiz. Makam-ı İbrahim'de iki rek'at namaz kılıp, giderim. Sahraları te maşa kılıp, musibet-zedelere derman ederim. Çün vakt-i zuhr olur. Medlne'ye gelip kalırım. Yine sahralara çıkar, biçare var mıdır görürüm. SalaH asrı Beytü'l-Makdis'te kılarım. On dan sonra salaH mawibi Tur Dağı'nda ba'de'l-eda, ba'zı haslarla yatsı namazında Me'cılc'a varırım. Sabaha kadar seddi gözetip dururum. Salô.H subhu eda için Mekke'ye gelirim. Ta halk olalıdan kıyamete dek bu hal üzere dururuz." deyip gfüb oldular. Ben nice gün kendimden haber-dar olmadım, ne olduğumu bilmedim. Her ne vakit ki bu hal fikrime gelirdi, müstağrak-ı dehşet olup, candan geçerdim. Elhasıl Ümmi Sinan hazretleri bir kimse idi, gitdi ve bir şems-i hakikat idi, bat tı. Zamanına yetişip de hafiyyeten onun halini bilmeyerek müsavisini eden kimseler din ü imanını ardına attı. Hln-i mevtlerinde yanında hazır idim. Dehan-ı gevher-feşanından ne sadır ola cak diye muntazır iken sabrım kalmayıp nihayet "Sultanım! Söyleyin işitelim. Biz dahi orıa göre iş görelim." dediğimde cevaben buyurdular ki: "Vakıô.mda gördüm. Bir gemim var imiş . Yelkenlerini açtım, gidiyorum : Rüzgar sakin olunca yelkenleri indirdim. /1 64/ Gemiyi karaya çekmek murad ettim. Bir kimse gelip, "Yelkenleri indinne , kaldır. Az çok rüzgar vardır. Ta ki tnenziline eresin. Bir kadem daha ileri varasın. " dedi. Bunun üzerine ben, "Sultanım! Bu vakıadan murad nedir? Ne kadar zah1net ise luif edip bildirin." diye rica eylediğimde buyurdular ki: Can sineye geldi, biz hayattan, ha " yat bizden el yudu. Can var iken sakın tevhldsiz dunna. Nefes-i rüzgar az çok vardır. Zev rakı bir kadem ileri sünnekte kar vardır." Bunun üzerine dervişler gırlv-i nalana başladılar. Gözlerinden yaş döküp sinele rini taşladılar. Hz. Ümmi Sinan ise, Ya Hayy, Ya Kayyum diye terk-i hayat-ı müstear ederek dar-ı fenadan geçip, hayat-ı bakiyi buldular. Fatih Sultan Mehmed Han Ca mi'-i şerifinde namazları kılınıp, Eyub-ı Ensarl'de halifeleri Nasuh Efendi'nin bina ey lediği hankaha defo olundular. Ulu ziyaret-gah ve bir ulu dergahtır. Aşıklar, arifler her zaman varırlar, türbelerine yüz sürerler. Amma amalar görmez, münkirler varmaz, her kişiye Hak hidayet vermez. Tarlk-ı Halvetl'den Hacı Karaman Efendi'den bey'at etmişlerdir. Onlar Mani sa'da Yiğitbaşı Ahmed Efendi'den, onlar da Şeyh Alaedd'in-i Uşşakl'den, onlar da Pir lbrahlm-i Kayserl'den, onlar da Pir Muhammed-i Erzincanl'den, onlar da Seyyid Yah ya-yı Şirvanl'den bey'at etmişlerdir. (Rahmetu'lltıhi aleyhim eanaln) Tarikat-ı Aliyye-i Sinaniyye-i Halvetiyye 249 Sohbetname-i İbrahim Efendi nam eserde okudum ki: Bir gün mevaliden Zeynülarab etbiiıyla beraber dershanesinden çıkıp hanesine giderken yolda Hz. Pir'e rast gelmişler. Zeynülarab, tarikat-ı aliye-i sufiyyeye dahl eder1 1 1 olduğundan pir-i müşarünileyhi mahza tezyif maksadıyla, "Sufi! Şeytanı bilir misin?" dedikte, Hz. Pir, "Bilirim. " buyurmuştur. "Kimdir?" diye sorunca, "Cendbınız dır . " cevabını vermiştir. "Bu sözde burhanın nedir?" sualine karşı: "Biz Rabbimizle me'nfts olup, kalbimizden ceml-i havdtırı nefy edip onun zevk ve muhabbetiyle safô. üze rinde iken siz müzekkir-i şeytan oldunuz. (1 ü.,.. r ı) ı ı ı fehvô.smca bizi Rabbimi zin zikrinden bald eylemekle bô.is olmanız hasebiyle şeytanı size isnad eyledim . " buyur muşlardır. Bunun üzerine Zeynülarab'ın canı sıkıldı. Hz. Piriinı bir kat daha ilzam için, siz bize şeytandan bahs ettiniz. Biz de size, (•.u J .r ..LÜ "-.A.i J ..r ı.J" ) 1 13 hadis-i şerifi mu cibince size akrab olan nefsinizden sual edelim. "Onu nice bilirsiniz." diye sual buyur duklarında mumiiileyh, "Bizim nefsimiz bir köpektir." deyince, Hz. Pir Zeynülarab'ın yanındakilere hitaben "Kelbe mütdbeat edip nereye gidiyorsunuz?" buyurmasıyla molla meskut olmuş, bir daha dil uzatmamaya karar vermiştir. /1 65/ Topkapı'da Pazar Dergahı şeyhi merhı1m Ahmed Zarifi Efendi hazretleri bir gün Hz. Pir'den bahs ederken ber-vech-i ati menkulatta bulundular: Kanuni Sultan Süleyman zamanında ulema-yı lslamiyye arasında ebeveyn-i muhteremeyn-i nebeviyye hakkında dur u dıriiz güft ü gı1 zuhura gelip, bunların iman ları mes'elesini tedkika kalkışmışlar. Padişah-ı müşarünileyh bunu haber alınca mu ğayir-i edeb farz eyledikleri ve Ulemanın, onlar hakkında "dalalette kalmışlardır." söz lerini ubudiyyete ve şan-ı risalet-penahiye muvafık bulmadıkları cihetle iltizam-ı şid det ederek, "Bu mes' elenin kat'iyyen haU ü faslı ile kapatdması için ulema vü ıneşô.yıh u fuzalô. Fô.tih Cô.mi'-i şerifinde toplansın, konuşulsun, iş intô.c edilsin. " diye ızhar-ı arzu ey lemişlerdi. Arzu-yı padişahi mucibince ulemanın, meşayıhın, fuzalanın ileri gelenleri ca mi' -i şerif-i mezkurda toplandılar. Padişah da mahfil-i Hümayunda mübahaseye muntazır idi. Bu mübahesenin tarih-i cereyanına müsadif zamanda vüzeradan evvel ce sudurdan olan Mustafa Paşa 1 14 Papazoğ/.u denmekle meşhur olup, hatta Sultan Bayezid civarında Koska'da Paparoğlu Medresesi namıyla bir mücedded medrese da- l 11. Zeynülarab, devran-ı sUfiyyeye münkir idi . lshak-ı Karamanı buna bir reddiye yazmıştır. 1 12. "Söz, konuşanın vasıflarını ortaya koyar." ( H ) 1 1 3. "Nefsini bilen Rabbini d e bilir." el-Aclfini, Keşfü'l-Hafa, c. ll, s. 262; bkz. Ahmet Yıldırım, Ta savvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, s. 229. ( H ) l 14. Eyüp'te damadı Hoca Sadeddin Efendi Zilviyesi'nde medfii ndur ki Hasib Efendi Dergahı ittisiilindedir. hi inşa eylemiş idi. Bu mecliste hazır idi. Ü mmi Sinan hazretleri maiyet-i aliyyele rinde hulefasından Hariri Muhammed Efendi bulunduğu halde cami'-i şerife gelmiş lerdir. Asa ve ayakkabılarını mumaileyh Muhammed Efendi tutmuşlardır. Cem'iy yet in'ikad üzere olmakla Hz. Pir doğruca mihraba teveccüh buyurup, orada oturdu lar. Şeyhü'l-islam Ebussuud Efendi mihrabın bir tarafında, Papazoğlu Mustafa Paşa dahi diğer tarafında idi. Ümmi Sinan hazretleri açılan mübahaseyi usul-i münazaraya tevfikan halletmek cihetini düşünüp Ebussuud Efendi'ye hitaben tecahül-i arif kabilinden, "Bu ziit kim dir?" diye Papazoğlu'nu sormuş, vüzera-yı ızamdan da cevabını vermiş. "Papaz kimdir?" diye sual edince sükut etmekle suali tekrar etmiş. Yine sükut olunmasıyla canı sıkıl mış, yüksek bir sesle, "Cılmm niçin sualime cevab venniyorsunuz? " buyurmuşlardır. Bu sırada Hz. Padişah mahfil-i Hümayundan haber gönderip keyfiyyeti istizah ettikte, Ümmi Sinan hazretleri vak'ayı arz etmiş. Padişah bu sualdeki ve cevabın adem-i i'tasındaki nükte-i ma'neviyyeyi idrak buyurup, "Mes'ele halloldu, mübahase ye hacet kalmadı , meclis dağılsın." buyurmuşlardır. Meclisin dağılmasına sebeb Şeyhü'l-islam hazretleri Mustafa Paşa için "Papazoğ lu" demekte edeben imsak buyurması idi. Zira Ü mmi Sinan hazretleri, müşarüniley hin Papazoğlu lakabını pek iyi bilirdi. Hey'et ve padişah huzurunda "Papazoğlu" de nilmesi edebe muğayir düşüyordu. Ü mmi Sinan hazretleri demek isteyecekti ki, Mü şarünileyhin babası için Papaz denilmekte edeben ihtiyar-ı sükut ediliyor da, on se kiz bin alemin fahri, Cenab-ı Hakk'ın mahbubu, ehl-i lslam'ın ser-tacı ve biiis-i ifti harı aleyhi's-salaru ve's-selam /1 66/ efendimiz hazretlerinin ehl-i iman olduklarına hiç şübhe olmayan ebeveyn-i muhteremeyni hakkında iman mes'elesi çıkarılmasının edeb-i ubudiyyete muvafık olmayacağını ortaya koymaktı. Ve Şeyhü'l-lslam'a karşı "bu mubaheseye niçin meydan veriliyor." demek idi. Padişah bu nükte-i mühimmeyi anladı, mes'eleyi kapattı. Şeyhü'l-islam ehl-i teslim olmakla beraber Ü mmi Sinan'ın hey'et-i muvacehesindeki vasfı ve kendisi nin duçar olduğu hali hasbe'l-beşeriyye infisaline sebeb olup velev ki latife tarzında, "Senin cenaze namazını papazlara kıldırmalı. " yolunda Hz. Pir'e seng-endaz olduğu menkuldür. Fakat Ebussuud Efendi'nin bu sözü bir hikmet-i hafiyyenin zuhuruna ve rical-i sı'.lfiyyeye arz-ı hürmet ve muhabbet etmesine sebeb oldu. Şöyle ki: Ümmi Sinan Hazretleri irtihal edince cenaze namazını eda için Fatih'e getiril miştir. Cenazesinde tac u hırka bulundurulmayıp efraddan birinin cenazesi gibi bir halde idi. O gün Sultan Süleyman'm bir kerimesi vefat etmekle onun da cenazesi Fa tih'e getirilmiş idi. Cenaze namazını Ebussuud Efendi kıldırmak lazım olmakla, fakat evvela erkek cenazesi namazını takaddüm etmek iktiza etmekle, "Er kişi niyetine ! " di- Tarikat-ı Aliyye-i Sinaniyye-i Halvetiyye 25 1 yerek ve kim olduğunu bilmeyerek, Ümmi Sinan hazretlerinin, ba'dehu sultanın na mazlarını kıldırmıştır. Bi'l-ahare erkek cenazesindeki kalabalık nazar-ı dikkatini celb edip kim olduğunu sormuş. "Ümmi S iniin hazretleridir. " dediklerinde, "Ciimi'-i şerlfde namazım papazlara kıldırırım " demelerindeki hatayı idrak ve namazını kendisi tesadü . fen kıldırmasındaki hikmeti teemmül ile o sözü söylediğine nadim olmuştur. Ve bir daha rical-i sı'.lfiyyeye zeban-dıraz olmamaya ahd etmiştir. Cenazesinde binlerce zevat bulunmuş ve tac u hırkasını seng-i musallada na mazını ba'de'l-eda tabutunun üzerine konulmuş olduğunu ilaveten beyan buyur muşlardır. Ü mmi Sinan hazretleri, rütbe-i ma'neviyye sahibi bir şeyh-i müketrem olup, Hafız Hüseyn-i Ayvansarayi Vefeyatname'sinde Arnavutluk'tan gelip İstanbul'da tahsil-i ulumdan sonra Karaman'a azim ve Şeyh Karamani'den inabet ve onun şey hi Yiğitbaşı Ahmed Efendi'den Amasya'da nfül-i hilafet ile tekrar lstanbul'a avde tinden bahs ediyorsa da, Hz. Pir'in, Yiğitbaşı hazretleriyle mülakatına ve ondan ahz-ı hilafetine dair hiçbir eserde bir kayda müsadif olmadım. Yiğitbaşı'nın irtiha li 900/( 1 495 ) olup, o zaman Ümmi S inan on bir yaşında idi. Tarihçe dahi tevfik kabul etmez. Hz. Pir'in bir müddet Manisa ve Uşak havalisinde bulundukları ve dahi pir-i dest-girim Hüsameddin-i Uşşaki hazretlerinin orada kendilerine mülaki ve şeref-i sohbetine mazhar oldukları menkul ve tetebbuat-ı tarihiyye ile de müstedeldir. Fakat Hz. Ü mmi Sinan'ın lstanbul'a ne tarihte geldiklerine, ne kadar müddet bulundukla rına dfür sarih ma'lumat yoktur. /1 67/ lstanbul'da Topkapı civarında Kürkçübaşı Ahmed Şemseddin Camii'nin mevcud bulunan solundaki servi ağacının olduğu mahalde bir müddet sakin olup, bi'l-ahare mezkur cami' banisine mensub ve o civarı muhtevi mahallede Sultan Sü leyman-ı Kanuni tarafından zat-ı mürşidaneleri için inşa kılınan dergahta aram-güzin oldukları ve burada irtihal-i dar-ı nalın eyledikleri mazbuttur. Cenazeleri Fatih'ten tekrar bu dergaha getirilir iken zuhur eden işaret-i ma'neviyye üzerine Eyüp'e götürü lüp Oluklubayır'da halifeleri Nasuh Efendi tarafından inşa edilen Zaviye'de defin-i hak-i mağfiret kılındılar. Türbe-i şerifeleri elyevm ma'mGrdur. Dergah-ı şerif pek dil-nişin olup türbe-i mu attara mihrab arkasındadır. Merdivenle inilir. Hz. Pir' in kabr-i enverleri mehbıt-ı en var-ı Rahman olup, bir insan ne kadar munkabızu'l-hal olsa ba'de'z-ziyare inbisat-ı tam hasıl olur. Dergah bi'l-ahare hankah şeklini almıştır. Çarşamba günleri icra-yı ayin-i tari kat olunur. Esna-yı devranda halka içinde bulunan meşayıhın mihrab tarafına geldik-