Vaktiyle, iki hoca efendi bir ramazan ayında halka vâ'z-ü nasihatte bulunmak ve namaz kıldırmak üzere yola çıkmaşlar. Fakat, nasıl olmuşsa olmuş, aralarında çıkan bir münakaşa sonunda birbirlerine gücenmişler ve geceyi geçirmek üzere bir köye misafir olmuşlar.
Gerçekte bir Hak mürşidi olan ev sahibi köylü, kendilerine samimi bir misafirperverlik göstermiş ve fakat hoca efendilerin küskün oldukları da gözünden kaçmamış. Bunları barıştırmak ve irşâd etmek için fırsat kollarken hoca efendilerden birisi abdest almak üzere dışarıya çıkınca, ev sahibi odada kalana sormuş:
— Hoca efendi! demiş sorumu bağışla... Sen mi daha âlimsin, yoksa abdest almağa çıkan arkadaşın mı? Bir müşkilim varda onu danışacağım.
Yol arkadaşına esasen kızgın ve küskün olan hoca efendi kükremiş:
— O eşek herif ilimden ne anlar, cahilin biridir. Sen, ne soracaksan bana sor, cevabını vereyim, demiş. Bu arada abdest alan içeri girmiş ve bu defa diğeri abdest alınağa çıkmış.
Ev sahibi köylü, aynı soruyu bu defa da ona tekrarlamış ve şu cevabı almış:
— O mu? Öküzün birisidir. Medresenin en tenbel talebelerindendir. Onun ilimle ilgi ve ilişkisi yoktur, sen ne soracaksan bana sor...
Ev sahibi köylü, boynunu bükerek:
- Efendi ben de biraz okudum, demiş.
— Nereye kadar okudun?
— Maksud'a kadar...
Tam bunlar konuşulurken abdest alan hoca efendi de odaya girmiş, biraz sonra ezan okunmuş, namazlarını kılmışlar ve sofraya oturmuşlar. Sofranın üstünde, kapakları kapalı üç sahan varmış, ev sahibi:
- Buyurun efendiler, diyerek onları sofraya davet etmiş, hepsi yerlerine yerleşmişler ve önlerindeki sahanların kapaklarını açmışlar ki ne görsünler!.. Hoca efendilerden birisinin sahanında arpa, diğerinin sahanında ise saman ve ev sahibinin sahanında da tereyağına kırılmış netis yumurta varmış. Ev sahibi:
— Buyurun buyurun, diyerek yumurtaya girişince, hocalardan birisi hiddetle bağırmış:
— Biz hayvan mıyız ki, bizim sahanlarımıza arpa ve saman koymuşsun? deyince, ev sahibi taşı gediğine koymuş:
— Ne kızıyorsun hoca efendi, demiş. Sen abdest almağa çıktığın zaman seni arkadaşından sordum: (O eşektir!) dedi.
Ben de senin önüne eşeklerin pek seveceğini bildiğim arpayı koydurdum. Sonra, sana arkadaşını sordum: (O öküzdür!) dedin, onun da sahanına saman koydurdum. Bana gelince, insan olduğumdan tereyağına kırılmış yumurtamı yiyorum, cevabıile her ikisini de susturduktan sonra, okuduklarını hazmedemeyen, daha doğrusu ilimleriyle âmil olmayan hoca efendileri irsâd etmiş:
— Evlâtlar!.. sizler din adamlarısınız. Eğer, okuduğunuz Kur'an-ı kerim ile amel etmezseniz, birbirinizle olur olmaz sebeplerle mücadele ve müşahebe ederseniz, birbiriniz aleyhinde lâyık olmayan sıfatlarla itham ederek çirkin isnadlarda bulunursanız, benim sizi ikaz etmek için yaptıklarımı halk size fazlası ile yapar, halk arasında haysiyet ve itibarınız kalmaz ve hemen haber vereyim ki, Kur'an-ı azime uymayan bu tutum ve davranışınızla iki cihanda da rezil ve perişan olursunuz, demiş ve bir çok âyet-i kerime ve Hadis-i şerifler okuyarak müdde'asıni isbat ettikten sonra, hoca efendileri barıştırmış, karınlarını
doyurmuş, i'zâz ve ikramda bulunmuş. Hocalardan birisi, utana sıkıla sormuş:
— Efendi, sen bu kadar âlim olduğun halde bana maksud'a kadar okudum demiştin... Oysa, görüyorum ki bu hususta bilginiz çok fazla, deyince ev sahibi köylü gülmüş:
- Evet oğlum! demiş. Maksud'a kadar okudum derken yalan söylemedim. Ama, senin anladığın mâ'nada ve sarf kitaplarındaki Maksud değil: (İLÂHİ ENTE MAKSUDİ VE RÎ- ZAKE MATLÜBİ) deki Maksud'a kadar okudum.
Bu kıssadan hisse alabilirsek ne mutlu bize!..
Demek oluyor ki, halk arasında birbirimiz aleyhinde konuşacak, birbirimizle uğraşacak olursak, bu iki gafil mollanın durumuna düşeriz. Allahu tealâ sizleri ve bizleri rizayı ilâhisine varan Sırat-ı müstakiym'de sabit kadem eylesin (ÂMİN)