Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Günlerden birgün, gülyağı ve itriyat satilan çarşıdan geçen bir adamcağız, birdenbire yere düştü…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 633

Günlerden birgün, gülyağı ve itriyat satilan çarşıdan geçen bir adamcağız, birdenbire yere düştü ve bayıldı. Gelip geçenler ve dükkân sahipleri hemen etrafına toplandılar. Kimisi, ayılıp kendine gelebilmesi için yüzüne gülsuyu serpiyor, kimi bileklerini ovuyor ve bazıları da kendisine çiçek suları koklatıyor, alını ve başını nefis kokularla ovalıyordu. Ancak, bayılan kimse bütün bu gayret ve ihtimama rağmen bir türlü kendisine gelip ayılamıyordu. Aradan hayli zaman geçmişti, herkes ne olacağını merak ederek bekleşiyordu. Uzaktan bir başka adamın koşarak geldiği kalabalığı yararak bayılana so.

kulduğu ve onun burnuna cebinden çıkardığı bir maddeyi koklattığı görüldü. Hayret!.. Baygın adam birdenbire ayılmış doğrularak şaşkın şaşkın etrafına bakmağa başlamıştı. O meçhul adam onu koltuk altlarından tutarak ayağa kaldırmış ve koluna girerek oradan uzaklaştırmağa hazırlanmıştı ki, kalabalık arasından meraklı bir kimse ona sokuldu:

— Bir saattir, helâl hoş olsun, bu adamı ayıltabilmek için aklımızın ve elimizin erdiği herşeyi yaptık kâr etmedi. AIlah aşkına söyle!.. Ona koklattığın ne idi ki, aklını başına getirdi ve ayılttı. Oysa, biz ne kadar güzel kokulu şeyler varsa hepsini denedik, hiçbirisi fayda etmedi, dedi.

= 634 — Baygını ayıltan adamcağız gülerek cevap verdi:

— Bu benim kardeşimdir. Biz, debbâğlık ederek hayatımızı kazanırız. Burnumuz köpek tersine ve tabakhane kokusuna öylesine alışmıştır ki, bize başka kokular fayda vermez.

Ben de, onun bayıldığını haber alınca cebime biraz köpek tersi koyarak yardımına koştum ve bunu kendisine koklatarak ayılttım. Sizler ona alışık olmadığı güzel kokuları koklatmağa çalıştıkça, o büsbütün kendisinden geçmiş ve baygınlığı da bu yüzden uzun sürmüştür, dedi ve cebinden köpek tersini çıkararak o meraklı soru sahibine gösterdi.

Evet, herkes alışık olduğu ve hoşlandığı koku ile ayılır.

Debbâglik elbette ki kötü bir san'at değildir. Binaenaleyh, bu işle uğraşan ve hayatlarını bununla kazanan din kardeşlerimiz bize küsmesinler. Bu hikâyemiz, kötüye alışan ve ondan hoşlanana, iyinin şifa olamayacağını belirtmek ve kıssadan hisse çıkartmak için söylenilmiştir. Insaf ile düşünülecek olursa, kötü alışkanlıkları olan bir kimseye ne kadar öğüt verseniz, neler söyleseniz, o size yine kendi bildiğini okuyacak, aklı sıra kendisini savunacaktır. Ayakyolunda yaşamağa alışmış bir böceği, gül goncaları arasında besleyemezsiniz. Netekim, gül goncalarına ârız olan böceklerde ayakyolunda yaşayamazlar. Kanalizasyon kazılırken ortaya çıkan bir sıçana işçilerden birisi kürekle vurmağa kalkışsa, hemen pisliğe dalar ve gözden kaybolur:

— Bu pislik içinde yaşamaktansa, ölüp gitmek daha hayırlıdır, diye işçinin küreğine başını uzatmaz.

Esasen, insanlar da kısım kısımdır. Kimisi gül gibidir, kimisi ısırgan otuna benzer. Kimi diken misali ne kadar kaçınsanız bir yerinize batar, kimi sünbül ve reyhan gibi etrafina enfes kokular saçar. Dikkat buyurunuz, öyle insanlar vardır ki, Kur'an-ı aziymi dinlemek onlar için bir nevi ezâ ve cefa olur.

Bazıları da, âyetler okundukça huzur ve sükûn bulur. Öyleleri vardır ki, insanı insanlığından utandıran ve çevresini devam.

Iı surette usandıran içkisiz duramaz. Kimisi de, kudret elinden aşk şarabını içmeğe doyamaz. Bunların her ikisi de önünde

sonunda bu âlemden mest olarak göçer amma, orada herkes ektiğini biçer. Alkolle mest olan başı teneşire vurur vurmaz ayılır, aşk şarabını içen ise Rabbinin ebedi hayatta kendisi için hazırladığı ni'met ve ziyafeti görünce bayılır. Dinlisi ile, dinsizi ile, denlisi ile densizi ile, mü'mini ile münkiri ile, âlimi ile câhili ile, ârifi ile gafili ile, halimi ile zâlimi ile, ganisi ile fakiri ile bu dünya âlemi bir tezâdlar, çelişkiler ülkesidir. Hâlik-ı zül-celâl böyle irade buyurmuş, böyle olmasını murad eylemiştir. Kışı var, yazı var, soğuğu var, sıcağı var, acısı var, tatlısı, var, akı var, karası var, gecesi var, gündüzü var, yokuşu var, düzii var, çıkışı var, inişi var, yaşlısı var, genci var, sağlıklısı var, hastası var, şükredeni var, zikredeni var, fikredeni var, inkâr edeni de var, inkârında israr edeni de var, akıllısı var, delisi var.

Oyleleri var ki, baş gözleri kapalıdır ama, kalp gözleri açıktır.

Bazılarının da baş gözleri açıktır ama, kalp gözleri kördür.

Kimi, dinler anlamaz, kimi anlar dinlemez. Kimi bakar göremez, kimi görür ibret alamaz. Kimi, dinler ama duyamaz, kimi duyar ama Hak söze uyamaz. Kimi, ibadet ve tâ'atten bıkmaz, usanmaz. Kimi, gaflet uykusundan bir türlü uyanmaz.

Evet, Allahu azim-üş-şân âlemlerin Rabbidir, âmennâ ve saddaknâ!.. Fakat, aslâ unutmamak gerekir ki, âhir ve âkibet müttakilerin yani Allahu tealâ'dan korkanların, onun azabından ve gazabından sakınanlarındır. Senin ve benim için takvâ, Rabbimizin (YAP!) dediklerini aynen ve harfiyyen yapmak (YAPMA!) dediklerinden de şiddetle, dehşetle sakınıp kaçınmaktır. Fakat, Allahu talâ'nın öyle sevgili kulları da vardır ki, onlar için takvâ bütün şüpheli hal ve hareketlerden çekinmek ve kaçınmaktır. Rabbim, cümlemizi bu zümreye idhal ve ilhak buyursun (Âmin)

Aziz kardeşim!..

Uzun, çok uzun bir yolculuğa çıkacağız hazırlanalım, azıklanalım. Bu uzun yolculukta en hayırlı azığın TAKVA olduğunu, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri Kur'an-1 azim-ül-bürhanında açıkça beyan ve ilân buyurmaktadır. Bu âlem, hep böyle gitmez, bülbül gibi şakıyan dillerin gün olur ötmez, (Benim kalbim temizdir!) demekle iş bitmez, bütün dünya şahsi malın olsa, seni âhiret korkularından kurtarınağa yetmez, TAKVA'dan gayrı hiçbir şey seni Hakka iletmez, aklı başında olan bir nefesini bile zikirsiz, fikirsiz, şükürsüz tüketmez, o büyük gün gelip çattı mı, ne malın, ne de evlâd-ü yâlin sana hiçbir yarar te'min etmez.

O halde, aklımızı başımıza devşirelim, derin derin düşünelim, Hak kelâmı duyalım ve duyduğumuz bu hak kelâma uyalım:

Bir göz ki, ânın olmaya ibret nazarında;

Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde, Kulak ki, öğüt almaya her dinlediğinden;

Akıt ona kurşunu hemen sen deliğinden!..

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.