Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Bir Alman Yahudisi iken, şeref-i islâm ile müşerref olan bir profesör ile konuşuyorduk.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 569

Bir Alman Yahudisi iken, şeref-i islâm ile müşerref olan bir profesör ile konuşuyorduk. Söz arasında bana:

— Siz müslümanlar, Allahu tealâ'yı kabile reisi, şah veya padişah gibi biliyorsunuz, dedi. Tabiatiyle reddettim ve:

— Hâşâ, estağfurullah! dedim. Biz, Rabbimizi hiçte senin sandığın gibi bilmeyiz ve tanımayız. Olsa olsa, bazı kabile reisleri, padişahlar veya emirler, Allah'lığa özenirlerde, sen onların bu özenmelerini, yanlış ve çirkin fikirlerini, korkunç günahlarını, bütün müslümanların Allahu azim-üş-şâna olan iymanları ile birbirine karıştırdın. Kaldı ki, söze başlarken bana (SİZ MÜSLÜMANLAR) diye hitabetmene de hayret ve ta'- accup ettim. Sen, müslüman değil misin ki, kendini benden ayırıyorsun?

Bana, aynen şu cevabı verdi:

— Evet, El-hamdü lillâh müslümanım. Ama, unutma ki herşeyden önce Yahudi'yim. Bir Yahudi, müslüman olabilir, hristiyan olabilir, hattâ komünist veya sosyalist yahut kapitalist olabilir. Fakat, ne olursa olsun Yahudi olarak kalır, dedi.

Bu kıssayı, sizlerin irfan ve iz'anınıza arzederim aziz kardeşlerim.

Kulları, Allahu tealâ'ya ibadetten men'eden şeytan uşaklarından daha zâlim ve daha korkunç kimse tasavvur ve tahayyül edilemez demiştik. Evet, onlar ibadetten men'etmekle kalmazlar, içlerinde Hakka rükû ve secde edilen mescitleri yakmağa ve yıkmağa gayret ederler ve ellerinden gelirse bu alçaklığı irtikâp etmekten de geri durmazlar. Halbuki, cami-i şerifler ve mescitler, Allahu azim-üş-şânın evidir, böyle olduğu için de hürmet ve tâ'zime her bakımdan lâyık ve müstehaktır. Her ne kadar, taştan, topraktan yapılmışlarsa da, içlerinde Hakka ibadet edildiği için kutsaldır. Kaldı ki, mescid-i hakiki ârif-i billâh olanların gönülleridir. Binaenaleyh, onları yakmağa ve yıkınağa çalışanlar elbette zâlim ve hâ'indirler. Allahu azim-üş-şân ise zâlimleri ve hâ'inleri aslâ sevmediğini Kur'an-ı azimde açıkça beyan buyurmuştur. Şu halde, bunlar Allahu tealâ nın da zât-ı ülûhiyyetine düşman ittihaz ettigi kimselerdir, Allah düşmanlarıdır. Hiç kuşkusuz bu gibilerden intikamını ergeç alacaktır.

Mescitler, iki türlü tahrip edilmiş sayılır:

Birincisi, mescidin zâhirini yani dış görünüşünü mâ'mur ederek, bâtınını yani içerisini zikrullah'tan hâli kılmakla gerçekleşir. Yahut, emanetlerin en kutsalı olan din emaneti, nâehil ellere verilerek, matlûp ve maksut olan gaye ve hedeften uzaklaşmakla, mescitleri kullandırmamakla oluşur.

Ikincisi ise, Allahu talâ'nın ism-i celili zikredilen ve davet-i Hakka vasıta olan minarelerinden başlamak suretiyle bütün mescidi yakmak ve yıkmak suretiyle mescitler tahrip edilmiş olur.

Hangi şekilde olursa olsun, mescitleri tahrip edenler, Allahu tealâ'ya ve âhiret gününe iyman etmeyen, namaz kılmayan, zekât vermeyen kimselerdir ki, bu gibilerin yakın bir gelecekte Hakkın gazap ve azabına müstehak olacakları mutlâk ve muhakkaktır. Zira, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, Et-Tevbe sûre-i celilesinin 18. inci âyet-i kerimesinde (ALLA-

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.