Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Bunu da, daha önce başka bir kıssasını anlattığım Sadık ağadan dinlemiştim.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 550

Bunu da, daha önce başka bir kıssasını anlattığım Sadık ağadan dinlemiştim. Merhum diyordu ki:

— Filistin cephesinde bozulmuştuk. Aç susuz, yorgun argın Yozgat'a kadar gelebildik. Oldürmeyen Allah öldürmüyor, orada bizi Ermenilerin şerlerinden ve muhakkak bir ölümden bir müslüman kürt beyi kurtardı. Rabbim Ermenilerin zulmünden bütün dünya insanlığını korusun ve kurtarsın.

Aziz kardeşim:

Âcizane maksadımız, sizlere tarih dersi vermek değil, hâfızaları tazelemek ve kıssadan hisse nev'inden de olsa, hepimizin ibret almamızı sağlamaktır. Onun için, bu örneklerle yetiniyor ve diyorum ki, söze başlarken de belirttiğim gibi, bunları intikam hırs ve hevesiyle yazmış değilim. Ibret ve dikkatinize sunuyor ve takdiri sizlerin irfan ve iz'anınıza terkediyorum. Eğer, bütün okuduklarımızdan, dinlediklerimizden, gördüklerimizden ve işittiklerimizden ders almazsak, aklımızı başımıza toplamazsak, bizler de başkalarına ibret oluruz. Son pişmanlık, hiçbir fayda ve yarar sağlamaz. Tevhid dinindeyiz ve vahdete inanmışız. Bize, herşeyden önce ve kesinlikle dini ve milli birlik ve beraberlik yakışır ve gerekir. Bütün ana ve babalara ve özellikle hayatının baharında, tahsil çağındaki yavrularımıza sesleniyorum: Olur olmaz her işittiğinize inanmayınız, şahsi ve siyasi menfaatleri için sizi âlet edenlere aldanmayınız, şunun bunun telkin ve propagandalarına kanmayınız.

Bugün, ilk ve en önemli göreviniz okumak, ilim tahsil etmek, irfan sahibi olmak, ailenize, milletinize ve memleketinize hayırlı ve yararlı hizmetlerde bulunmaktır. Inşa'allah, diplomalarınızı aldıktan ve hayata atıldıktan sonra, politika hayatına atılmayı düşünürseniz, akıl ve iz'anınızın, ilim ve irfanınızın göstereceği yönde ve alanda faydalı hizmetlerde bulunabilirsiniz. Ama, bugün siyaset çamurlarına bulaşacak olursanız, ne kendinize yararlı olur, ne ailenize, ne de yurdunuza ve milletinize faydası dokunur. Sizleri kandırıyorlar, belirli bir sistemle şartlandırıyorlar, ellerinize kitap yerine silâhı, kalem yerine hançeri vererek kan ve can kardeşleriniz olan arkadaşlarınıza saldırtıyorlar. Karşınızda olan ve sizler gibi düşünmeyenler de, elbette boş durmuyorlar, onlar da silâhlanıyorlar ve ortalığı kana buluyorlar. Peki, neye varacali bunun sonu? Siz evlât acısı nedir bilir misiniz? Ana-baba olmadan nereden ve nasıl bileceksiniz? Bir evlât, bir aileye kaça mal oluyor, hiç düşündünüz mü? Tahsiliniz için sarfedilen servet, yetişip büyümeniz için çekilen zahmet ve meşakkat, bir hiç uğrunda neden hebâ olsun? Yazık değil mi, günah değil mi? Acımadan üzerine silâh çekip ateş yağmuruna tuttuğunuz insan, sizin düşmanınız mı?

Hayır!.. Sizi kışkırtanlardan, elinize silâh tutuşturanlardan, robot gibi sizi dilediği yöne yöneltenlerden neden hiç ölen olmuyor da, hep körpecik vatan evlâtları kurban gidiyor. Bu kadarını olsun düşünemiyor, akıl edemiyor musunuz?

Diyelim ki, sizin benimsediğiniz sistemn ve zihniyet en doğrusudur. Iyi ama, doğruya ve gerçeğe insan kanına basa basa gidilmez ki!.. Gidilse de vicdan huzuru ile varılan yerde durulamaz ki!.. Acımadan tetik çektiğiniz her kişinin hayali, başkan, başbakan, cumhurbaşkanı ve daha bilmem ne olsanız gözerinizin önünden gidecek mi sanıyorsunuz? Geceleri size rahat ve huzur verecek mi zannediyorsunuz? Rica ederim, söyleyin; vicdanınız rahat olacak mı? Işlediğiniz o cinayetleri nasıl unutabileceksiniz? Kurbanlarınızın kanlar içindeki hayallerini hâfızalarınızdan silebilecek misiniz?

Vazgeçin bu sevdadan, yeryüzünde hiçbir zâlim zulmiyle payidar olamamıştır. Önünde sonunda bunu sizler de anlayacak, nasıl aldatıldığınızı, nasıl kandırıldığınızı ve nasıl cinayetlere sürüklendiğinizi elem çeke çeke kendi içinizde yaşayacaksınız... Bize, bizden başka dost yoktur. Dost görünen canavarlar, sizleri örgütleştirip cinayet şebekelerine sokan hunhârlar, iktidara geçerlerse, en önce sizlerden yüz ve sırt çevirecekler ve hiçbirinizi karşılarına alıp konuşmağa dahi tenezzül etmeyeceklerdir. Bu vahşi insanlar, belki de geçmişteki kötülüklerine tanıklık etmemeniz için, sizleri de topyekûn yok etmeğe kalkışacaklardır. Rusya'da, Macaristan'da, Bulgaristan'da, Kızıl Çin'de bunun sayısız örnekleri görülmüştür. Yıllarca yalnız Rus halkına değil, bütün dünya milletlerine kan kusturan Sovyet gizli teşkilâtının şefi gürcü Beria, bir gece bir ahırda, ensesine bir kurşun sıkılarak gebertilmiştir. O Beria ki, elinde ve emrinde muazzam bir polis ve gizli polis örgütü, milyonlarca ajanı olduktan başka, Kızılordu saflarında bile mutemet adamları ile yerleşmişti. Beria misalini, onların dünyasında efsanevi bir şöhreti bulunduğu için aldım. Daha bir çok örnekler ve isimler verebilirim ama, neye yarar? Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az!..

Aziz mü minler!..

İslâmın zuhurundan sonra, Allahu tealâ'ya ibadet eden

kulları men'eden ve onları iymandan yüz çevirmeğe zorlayan, müslümanları horlayan alçakların serdarı Ebu-Cehildir, demiştik. Evet, Ebu-Cehil Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Hak ve gerçek peygamber olduğunu biliyor ve fakat hased ve kibirinden ona iyman ve itaat edemiyordu. Zira, onun ve avenesinin iymandan nasipleri yoktu ve iki cihan serveri, herşeye rağmen kendilerine acır ve iymana gelmeleri için gece ve gündüz Rabbine niyaz ederdi. Netekim, Omer ibn-i Hattâb radıyallahu anh, Resûl-ü zişânın duasiyle iyman tâcını giymiş ve şeri'at libasını kuşanmıştı.

Habib-i edibinin diğerlerinin de iyman etmeleri için çırpındığını ve üzüldüğünü gören Allahu zül-celâl vel-kemâl hazretleri:

!.!!.

TE Innelleziyne keferû sevâ'ün aleyhim e'enzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minûn...

El-Bakara: 8 (Onlar ki, Hakkı inkâr ve setrederek kâfir oldular. Onları, korkutsan da korkutmasan da birdir. Onlar, seni ve sana verilen Kur'an-ı azimi tasdik edip iyman etmezler.)

âyet-i kerimesiyle teselli buyurarak:

— Ey Nebiyyi zişân!.. Kendini üzme ve mahzun olma, onları ister cehennemle korkut, istersen cennetle müjdele, onlar aslâ iyman etmeyeceklerdir. Bırak, onlar bildikleri gibi yiyip içip semirsinler. Boş hayaller ve olmayacak emeller peşinde koşsunlar ve yorulsunlar. Bu davranışlarının kendilerine neye mal olacağını pek yakında görecek ve anlayacaklardır.

Ebu-Cehil ve avenesi, şeytan gibi rahmet-i ilâhiyyeden koğulmuşlardı. Bu vesile ile bir gerçeği daha dikkatinize sunmak isterim: Şeytan, rahmet-i ilâhiyye'den koğulmadan önceki ibadetlerinden ve Fira'un cömertlik gibi bir haslete sahip bulunduğundan isimleri Kur'an-ı kerimde zikrolunmuştur.

Ebu-Cehil ve avenesinin ise, hiçbir meziyyet ve hususiyyetleri

bulunmadığı için adı dahi anılmamıştır. Ebu-Leheb ise, Habib-i edib-i Kibriyâ'nın amcası olduğundan, Cenab-ı Hak mahbubuna hürmet ve tâ'zimen onun adını zemıneden bir âyet-i celile ile zikretmiştir.

Aklı olanlar için ne büyük bir ibret levhasıdır değil mi?

Kâfir, küfür ve inkârında israr ettiği halde, güzel bir ahlâka sahip olması veya şerefli bir nesle mensup bulunması sayesinde, hiç olmazsa yaptıkları kötülüklerin açıklanması vesilesiyle Kur'an-ı azim-ül-bürhanda isimlerinin zikrolunması, adalet-i sübhaneyyenin açık bir delilidir.

Allahu tealâ'ya ibadet edeni men'etmeğe yeltenen zâlimlerin, Allah indinde nasıl bir lânete müstehak olduğu, bu âyet-i kerime ile Ebu-Cehil mel'ununun adı zikrolunmaksızın zemolunması ile sabittir. Kulları, Hakka ibadetten alıkoyan kara yürekli ve kötü niyyetli kişilere hatırlatıyoruz:

Şir-i Sübhan Imam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimizin, mekruh vakitlerden birisinde namaz kılan kimseleri, bu âyet-i kerimenin zemınettiği kişilerden olmamak kaygusu ile men'etmemesi de sana bir ibret dersi olmuyor mu?

Insanları ibadetten ve dervişleri zikirden men'etmeğe kalkışmayınız... Hattâ, kendi inancına göre Hakka ibadet ettiklerini zanneden Hristiyan, Yahudi, Putperest, Mecusi veya Sabi'i olsun hiç kimseyi de bu ibadetlerinden alıkoymağa yeltenmeyiniz.. Zira, başta Ömer ibn-i Hattab olmak üzere rüşd sahibi dört halife, müslüman emirleri ve islâm padişahları, Resûlü zişânın emirlerine uyarak fethettikleri ülkelerde bulunan gayrimüslimlerin kilisesine, sinagonuna, havrasına, tapınağına el sürmemiş, putperestlerin putuna ve ibadetine mâni olmamışlardır. Hattâ, kimseyi zorla islâma girmeğe mecbur kılmamışlardır.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.