Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Rebia't-ül-Adviyye, Basra'da ihtiyar bir cariye idi.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 500

Rebia't-ül-Adviyye, Basra'da ihtiyar bir cariye idi. Sahibi onu satması için tellâla verdi. Çok yaşlı olduğundan, kendisini kimse satın almak istemedi. Bir hayır sahibi, yüz akçe ödeyerek onu aldı ve Allah rizası için azad etti, yani bugünkü deyimi ile özgürlüğüne kavuşturdu. Rebia't-ül-Adviyye:

— Beni, kullarına kul olmaktan azad ettiren Allah azze ve celle hazretlerine köle olayım, diye aşk-ı ilâhhiyye tâlip oldu.

Allahu tealâ:

— Ey bana kul ve köle olmayı canına minnet bilen kulum! Kalp senden, iyman benden, talep senden, vuslât benden, benim yoluma can verirsen canân benim, benim yoluma sadaka ve zekât verirsen, ben de sana kalp tahareti ve beni tanımana yetecek zekâ ve feraseti, kudret ve azametimi düşünecek

akıl ve fetaneti bahş ve ihsan ederim. Kelâmullah olan Kur'an-ı kerimi okursan işitirim, beni zikredersen ben de seni zikrederim, Allah dersen sana (Lebbeyk!) ile cevap veririm. Sen, beni göremesen bile, ben seni görürüm. Yarın, Kur'an-ı azim-ül-bürhanı azamet ve Kibriyâm ile okurum, sen işitirsin, cemalimi görürsün. Sen, kitabullah'ı dudakların ve dilinle okursun, ben fazl-ü keremim, lûtf-ü ihsanımla okurum. Sen, bugün zahmetle okursun, ben yarın sana iltifat ile okurum, ki canın safaya erer ve aşk zahmetine ilâç olur, buyurdu.

Rebia't-ül-Adviyye, kalp huzuru ile Allahu talâ'nın kulluğunı ihtiyar eyledi ve aradan bir yıl geçmeden Allahu azim-üşşân kendisine öyle bir rütbe ve mertebe ihsan buyurdu ki, seccadesini havaya yayıyor ve üstünde Rabbine kıyâm, rükû ve secde ediyor, tesbih ve tehlil eyliyordu. Basra'nın ileri gelen âlimleri, zâhidleri, âbidleri ziyaretine gitmeği ve duasını niyaz etmeği cana minnet biliyorlardı.

Evet, Allahu tealâ'ya gerçekten kul ve köle olan, iki cihana da sultan olur.

Rebia't-ül-Adviyye dünyaya geldiği gece, kendisini saracak bir bez dahi yoktu. Anne ve babası, gayet fakir idiler. Buna rağmen, muhterem babası Allahu tealâ'dan gayrı hiç kimseden bir şey istememeğe ahd-ü peyman etmişti. Annesi, eşine şöyle dedi:

— Komşularımızdan birisinden, biraz eski bezle bir miktar yağ istesek, yavrumuzu beze sarsak ve yağı kandilde yakıp aydınlığa kavuşsak olmaz mı? Çocuğumuzun yüzünü olsun görmeyelim mi?

Adamcağız, ne kadar direndiyse de karısının ısrarına dayanamadı ve en yakın komşularına kadar gitti ama, eve eli boş olarak döndü. Eşine:

— Komşularımız yatmış ve uyumuşlar, onun için kapılarını çalmağa ve kendilerini rahatsız etmeğe utandım, dedi.

Rebia'nın, üç ablası daha vardı. Dördüncü kız evlât olarak kendisine Rebia ismi verilmişti ki, arapçada ERBA'A dört demektir.

Aslında, henüz lohusa yatağında bulunan karısının ısrarı üzerine ve onu kırmamak için giden baba, Allahu tealâ ile olan ahdını bozmaktan utanmıştı. Çaresiz yatıp onlar da uyudular.

O mübarek zat, rü'yâsında Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi gördü ve Resûl-ü zişân kendisine iltifat buyurdu:

— Ey benim has ümmetim!.. Üzülme, kederlenme!.. Seni tebrik ve tebşir ederim. Yeni doğan kızın, ümmetimden yetmiş bin kişiye şefi olacaktır, müjdesini verdikten sonra:

— Yarın sabah, Basra emiri olan İsa Zadan'a git, selâmımı kendisine tebliğ et, sana yüz altun versin. Eğer, inanmayacak olursa de ki, O her gece bana yüz salâvat getirirdi, dün gece bunu unuttu.

Ertesi sabah, Rebia'nın babası iki cihan serverinin bu emri üzerine Basra emirinin huzuruna çıktı ve durumu bütün tafsilât ve teferruatı ile kendisine arzetti. Emir Isa, bir kerre daha anlatmasını rica etti, tekrar anlattı ve bu suretle o güzel rü'yâyı yedi kerre tekrarlattı ve dinledi. Sonunda, sabrı tükenen adamcağız:

— Yâ Emir!.. dedi. Benimle alay mı ediyorsunuz? Yeter artık, diyerek Emirin huzurundan çıkmak üzere iken Isa kendisine seslendi:

— Dur gitme ey kutlu kişi!.. Rü'yânı bana anlatırken, her def'asında Selâm-i Resûlullah'ı tebliğ ettiğinden, kıyamete kadar anlatmağa devam etsen, her selâm için yüz altun ilâve etmeği tasarladım ve bunun için muhtelif defalar tekrarlattım ve aleyhi-is-salâtü ves-selâm efendimizin selâmlarını duymaktan öylesine haz duydum ve öylesine şâd oldum ki, bunu sana tarif ve ifade edemem, dedi ve her selâm için yüz altun hesabıyla, ona yediyüz altun verdi.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.