Ustadım, ağlayarak şu hikâyeyi anlatmıştı:
Gençtim, bir ramazan ayında köylü kardeşlerimi irşâd niy.
yeti ile Manastır vilâyetinin Ohri kasabasında cerre gitmiştim.
Dersimde (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) kelime-i tayyibesinin fazilet ve ehemmiyetinden bahsediyor ve Besmele-i şerifenin esrar ve havassına temas ediyordum. Bu ders, üç gün sürmüştü Birgün, bir Arnavut köylüsü beni köyüne iftara çağırdı.
İkindi namazından sonra dersimi bitirip onunla birlikte yola çıktık ve Ohri gölünün kenarına geldik. Kendisine köyünün ne tarafta olduğunu sordum, gölün karşı yakasında olduğunu söyledi:
— Peki, oraya nasıl geçeceğiz? diye sordum. Gerçekten, iki saatlik yoldu ve iftara ise ancak yarım saat kadar zaman kalmıştı. Bana:
— Evet, gölün kenarından dolaşarak gidersek iki saatten önce varamayız. Fakat, sen geçen gün dersinde Bismillah dersen su üstünde bile yürürsün dememiş miydin? Ben de aynı gündenberi gölün kenarına geliyor ve besmele-i şerife çekerek suyun üstünden yürüyerek kestirmeden köyüme gidiveriyorum, dedi ve gerçekten (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) diyerek göle ayak attı ve suyun üstünde yürümeğe başladı. Şaşırıp kalmıştım, suyun üstünde ben nasıl yürüyebilirdim? Hemen akiıma geldi ve kendisine:
— Bugün biraz yoruldum, yürümeğe takatim ve mecalim yok, üstelik oruç da beni bugün biraz zorladı. Eğer, beni sırtında taşırsan seninle iftara gelirim, dedim. Gülümsedi ve beni sırtına alarak Besmele-i şerifi tekrarladı ve su üstünde yürüyerek karşı yakaya sağ salim geçirdi. Besmele-i şerifin berekâtiyle bir ümmi âdem ermiş ve su üstünde rahatlıkla yürüyebiliyordu. Ben ise hoca olduğum ve kendisine Besmelenin feyiz ve bereketini öğrettiğim halde bu devlete erememiştim.
Ustadım, bu hikâyeyi anlattıkça gözyaşlarını tutamaz ve ağlardı.
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendiıniz buyurmuşlardır ki:
(Mi'rac gecesi, nurdan bir kubbe gördüm. O kubbenin içine girdiğim zaman nurdan bir Besmele-i şerife yazılmış olduğunu anladım. O Besmelenin içinden dört ırmak akıyordu. Biri su idi ve Besmele'nin (Mim) harfinden akıyordu. İkincisi süttü ve Besmele-i şerifedeki Allah lâfzâ-i celâlinin (He) harfinden akıyordu. Üçüncüsü şaraptı ve Er-Rahman ism-i celilinin (Mim) harfinden akıyordu. Dördüncüsü de bal ırmağı idi ve Besmele-i şerifedeki Er-Rahiym ism-i celilinin (Mim) harfinden akıyordu.)
Allahu sübhanehu ve tealâ:
— Ey Mahbubum!.. Ümmetlerinden her kim bu isimlerimle hâlisen livechillah beni zikrederse, yani (Bismillah-ir- Rahman-ir-Rahiym) derse, izzetim hakkıyçün o kulumu kıyamet günü bu dört ırmaktan suvarırım, buyurdu.
Bir kimse, abdest aldıktan sonra yedi defa (Lâ Ilâhe Illâllah) dese, ben o kuluma cennet-i â'lâda bu dünyanın on misli kadar yer ihsan ederim, buyurulmuştur.
Seyyid-ül-Enâm aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahhiyyete ves-selâm efendimiz buyurmuşlardır ki:
(Hak tealâ hazretleri, cennette gayet lâtif bir dağ yaratmıştır. O dağın adı CEBEL-Î-SÜRUR yani sevinç dağıdır. Her kim bu dağa çıkarsa, sevinç ve sürura garkolur, şâd ve handan olur. O dağda, dille tarif ve tavsif edilemeyecek kadar lâtif bir de şehir vardır. O şehre de RAHMET ŞEHRİ denilmiş.
tir. Her kim o şehire vasıl olursa, bütün zahmetlerden kurtulur ve rahmete erişir. O şehirde bir de KASR-IS-SELÂM adında bir saray vardır. Her kim, o saraya vasıl olursa selâmete erer. Kendisine selâmet güneşi doğar, Habib-i edib-i Kibriyâ'- ya ümmet olmanın feyzine ve keramet menziline erer. O sarayda bir de ev vardır. Hak tealâ o eve BEYT-IL-CELÂL adını vermiştir. O ev, inci ve yakuttan yapılmıştır ve yüzbin kapısı vardır. Her kapının arası beşyüz yıllık yoldur. Bütün kapılar, gayet kıymetli mücevherlerle süslenmiş ve bezenmiştir. O kapılar kapalıdır ve anahtarları da (LA ILAHE ILLALLAH) ile