Eskiden, Medene-i münevvere halkı bir yıl içinde yaptıkları borçları hac mevsimlerinde Ravza-i Nebiyyi ziyarete gelen hacıların yardımları ile karşılarlarmış. Medine-i münevvere sakinlerinden bir zat, o yıl eline geçen parayı iktisat etmiş bir miktar tasarruf ederek borç yapmamış ve belde halkının âdeti üzere huzur-u Resûlüllah'a vararak borçlarının ödenmesi için niyazda bulunmamış. Hac mevsimine yakın bir zamanda bir gece bu zat bir rü'yâ görmüş. Rü'yâsında iki cihan serveri muhteşem bir taht üzerinde oturuyor, etrafında ashab-ı kiram topanmışlar. Hz. İmam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh bir defter açmış ve okumağa başlamış:
— Yâ Resûlallah! Komşularından Abdurrahman'ın şu kadar borcu varmış, kazasını niyaz ediyor.
Resûl-ü zişân saadetle buyurmuş:
— Ödensin!..
Böylece hemen hemen bütün Medine halkının isimleri okunmuş ve sıra para biriktirerek borç yapmamağa niyyetlenen zata gelmiş, Hz. İmam-ı Âli onun adını da okumuş ve ilâve etmiş:
— Yâ Resûlallah!. Komşularından Abdullah borç yapmamış ve ihtiyacı da yokmuş, deyince iki cihan serveri saadetle şöyle buyurmuş:
— Ya demek Abdullah'ın bize ihtiyacı yokmuş öyle mi?
Adamcağız, dehşet ve korkuyla uyanmış, hemen sırtına bir şeyler alarak Ravza-i mutahhara'ya koşmuş, ağlayarak muvacehe-i şerifeye gelmiş ve:
- Bu gafili affet yâ Resûlallah!.. Değil benim gibi bir âcizin, bütün âlemlerin sana muhtaç olduğunu bilmez miyim?
Suçumu bağışla ve beni reddetme, diye gözyaşları ile niyazda bulunmuş.
Bu kıssanın mâ'nasını anlayan anlar, ârife tarif gerekmez...
Hak celle ve alâ buyuruyor ki:
— Bazen, kullarır benden yüz çevirirler. Hattâ, bana isyan ve günah işlerler. Onların bu hallerini gören, zât-ı ülûhiyyetimi tanımadıklarını ve bilmediklerini sanır. Sonra, dara düşerler ve kapımıza gelerek yüz sürerler. Bârigâh-ı ahadiyyetimize el açar ve işledikleri isyan ve günahlara tövbe ederler.
Benden, af ve mağfiret dilerler. Işte, o kullarıma rahmet ve mağfiret kapılarımı açar ve üzerlerine merhamet ve şefkatimi saçarım. Benden yüz çevirmemiş, hiç günah ve isyan işlememiş, kaçıp gitmemiş gibi o kullarımın muradlarını ve maksutlarını ihsan ederim. Kul, beni dilemezse, ben kulumu dilerim.
Kul, beni istemezse ben kulumu isterim. Kul, beni sevmezse ben kulumu severim. Kulumdan razı olurum.
Ancak, kuluma lâyık olan da zât-ı ahadiyyetimi tevhid etmektir. Varlığımıza ve birliğimize iyman etmektir. Emirlerimize ve hükümlerimize uymayanlar, tövbe ederlerse onları affeder ve günahlarını mağfiret eylerim. Erham-er-Râhimiyn olan biz azim-üş-şân, kullarımdan hiçbirisinin dünya hayatında isyan edip âhirete öylece göçmesini istemem. Ölümünden önce, yaptığı suçlara tövbe ve nedamet ederek mağfiretini dilemelidir.. Cennetim, ölümlerinden önce tövbe edenler içindir.
Rahmetim gayet geniş ve merhametim sonsuzdur. Ekrem-elekremiyn, ancak benim...
Ey âşık-ı sadık!..
Allahu tealâ ve iekaddes hazretleri Rahiym'dir. Mü'minlere karşı gayet merhametli olduğundan, onların günahlarına razı degildir. Kullarının işledikleri suçları örter, Settâr'dır.
Örttüğü bu suçlardan dolayı tövbe edilmesini irade buyurmuştur ki, affı ilâhisi tecelli eylesin. Hattâ tövbesinde sadık olanların tövbe ettikleri geçmiş günahlarını, sevaba dahi tebdil ve tahvil buyurur. Onun kerem ve inayetine nihayet yoktur. Onun için, mü'minler gaflet etmemeli, hemen her nefeste günahlarına ve isyanlarına tövbe ve nedamet etmeli, Rabbine sığınmalıdır.
Allahu sübhanehu ve tealâ, Hz. Musa aleyhisselâma hitap buyurdu:
— Ya Musa!
... Nuru evvel ve bâ asi sonra olan ve âlemlere rahmet olarak göndereceğim Habibim, Mahbubum, Muhammed'imin ümmetini üç ismimle mükerrem eyledim. Onlara, yaptığım bu ikram daha önce hiçbir ümmete vaki olmamıştir. O üç isimle ümmet-i Muhammed ne dilerse, hemen kabul eder ve dilegi ne ise yerine getiririm.
Musa aleyhisselâmın o üç mübarek ismin hangileri olduğunu sorunca şöyle buyurdu:
— (Bismillahi), (Er-Rahmanı), (Er-Rahiym) dir. Bu üç ismimle ne isterlerse onlara bahş ve ihsan ederim.
Musa aleyhisselâmın yanında bulunan bir kör, bu hitab-1 izzeti duyunca niyazda bulundu:
— Yâ Rab!.. Ümmet-i Muhammed'e bahşettiğin bu üç esmâ hürmetine ve (Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) izzetine bana gözlerimi iade buyur ki, bu esmâ-i celilenin lûtfuna önce ben mazhar olayım.
Dileği derhal kabul buyuruldu ve o körün gözleri açılıverdi.