Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Beşir Hafi kuddise sırruh vaktiyle ayyâş ve günahkâr bir kimse idi.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 348

Beşir Hafi kuddise sırruh vaktiyle ayyâş ve günahkâr bir kimse idi. Tövbesine, şöyle bir hadise sebep olmuştur:

Bir gece, bir içki âleminden evine dönerken yolda bir kâğıt parçası gördü ve ne olduğunu merak ederek aldı ve okudu.

O kâğıt parçasında Allah ismi yazılıydı. Beşir Hafi, bunu görünce ağlamaya başladı. Nasıl olurdu da yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasında görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin Rabbinin ism-i celili yerlerde sürünürdü? Uzun uzun ağladıktan sonra, biraz kendisine gelir gibi oldu ve üzerinde ismullah yazılı bulunan kâğıt parçasını güzel kokular sürerek evinin mû'tena bir yerine sakladı. O gece, bir rü'yâ gördü ve kendisine:

— Ey Beşir!.. Sen, bizim adımıza tâ'zim edip yerden kaldırdın, temizleyip güzel kokular sürerek sakladın. Biz, azimüş-şân seni bütün günahlarından arındırdık ve senin adını dünya ve âhirette yüce kıldık, buyuruldu.

Gerçekten de öyle oldu, Beşir Hafi, tövbe ve istiğfar ederek bütün günahlarından arındı ve halk arasında sevilip sayıldı ve ismi heryerde tâ'zimle anıldı. O kadar ki, hazret yalın ayak gezdiğinden ayağına pislik bulaşmaması için köpekler bile bulunduğu yerlerde gezdiği cadde ve sokaklara pislemediler.

Beşir Hafi adı, ehl-i iyman arasında hürmet ve muhabbetle anıldı ve kıyamete kadar da anılmağa devam edecektir.

Yalnız bu kadar mı? Beşir Hafi'yi gökteki melekler de tebcil edecekler ve âhirette de bütün mahşer halkından aynı saygıyı görecektir. Unutmamalıdır ki, kulun izzet ve rif'ati yalnız taşla, toprakla, çamur ve çimento ile, bina yükseltmekle değildir. Böyle olduğunu zannedenler aldanıyorlar. Izzet ve devlet, Allahu talâ'nın esmâ'sına tâ'zim ile elde edilir. Saray ve köşk yaptırmakla, mal ve mülk ile, fakir ve yoksullara desinler, söylesinler, sevsinler diye başa kakarak yapılan yardımlarla bir şeyler yaptıklarını sananlar, yakın bir gelecekte ne kadar yanlış bir yolda olduklarını anlayacaklardır. Fakat, bu pişmanlığın kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır. Asıl büyüklük, Allahu tealâ'ya itaat ve tâ'zim, fakir ve yoksullara tevazû ile yardım ve kendinin aczini düşünmektir.

Beşir'e HÂFİ denilmesinin sebebi, ayağına ayakkabı giymemesindendir. Birgün kendisine:

— Neden ayakkabı giymiyor ve yalın ayak geziyorsun? diye sordular ve şu cevabı aldılar:

— Yeryüzünü Allahu talâ'nın döşeği olarak gördüğümden, ayakkabı ile gezmeğe hayâ ederim...

Onun bu cevabını tatminkâr bulmayanlar olabilir. Fakat, insaf ile düşünülecek olursa, Adem aleyhisselâmın vücudu topraktan yaratılmıştır. Bütün peygamberler toprağa defnedilmişlerdir. Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz dahi kara toprağın kucağındadır. Bütün Hak velileri, saidler, salihler, şehitler, âlimler, fakirler, gaziler, âşıklar hepsi hepsi kara toprağın bağrındadırlar. Din-i metin topraktadır, Kâbetullah topraktadır...

Demek oluyor ki, Beşir Hafi'nin toprağa tâ'zim etmekte yerden göğe kadar hakkı vardır.

Denilebilir ki, toprağa ayakkabı ile basan bunca peygamberler, veliler ve salihler, neden Beşir Hafi gibi yalın ayak gezmediler de, ayakkabı giydiler?

Cevap verir ve deriz ki, toprağın kudsi olan kısımları bulunduğu gibi kudsi olmayan kısımları da vardır. Kur'an-ı kerimde ve Tâ-Hâ sûre-i celilesinin 12. âyet-i kerimesinde (Fehlâ nâ'leyke inneke bil-vâdil mukaddesi tuvâ - Haydi papuçlarını çıkar!.. Zira, tuvâda mutahhar ve mukaddes bir vâdidesin...) emr-i celiliyle Musa aleyhisselâma mukaddes bir vâdide bulunduğundan ötürü ayakkabılarını çıkarması emrolunmuştu. Onun için, peygamberler ve Hak velileri yalnız mukaddes olan yerlerde ayakkabılarını çıkarırlar ve oralarda yalın ayak gezerler. Kudsi olmayan yerler ise kâfirlerle zâlimlerin gömüldükleri yerlerdir ki, necasete lâyıktır.

Halbuki, Beşir Hafi'ye öyle bir feyz-i Rahmani erişmiştir ki, yeryüzündeki bütün toprakları Hakkın döşeği olarak görmüş ve ayakkabı giymeyerek yalın ayak gezmeyi yeğ tutmuştur.

Bu sebeple Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri de onun ayakları kirlenmemesi için, ülkenin köpeklerine bile ortalığı pislemeleri yasaklanmıştır.

HÎKAYE Dört hak mezhepten Malikî mezhebinin müctehidi olan Imam-ı Malik rahimehullah, sünnet-i seniyyeye muhalefet edebileceği korku ve kaygusuyla ömrü boyunca karpuz yememiştir.

Müşârünileyh, Medine-i münevvere'de bulunduğu müddetçe yalın ayak dolaşmış, Medine-i tâhireyi ayakkabı ile çiğnemekten hayâ etmiştir.

Yaz veya kış, gece veya gündüz abdest tazelemek gerektiğinde daima Medine-i münevvere dışına çıkmıştır.

Bu zât-1 akdesin, söz konusu fiil ve hareketlerini yadırgayanlar olabilir. Fakat, hemen ilâve edelim ki, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin ferdi veya ictimâ'i bütün sünnetleri tesbit edildiği halde, karpuzu nasıl kestikleri ve yedikleri nasılsa belirlenememiştir. Hz. Imam-ı Mâlik'in karpuz yememesi de bunu açıkça göstermektedir.

Aşk ve muhabbette mezhep olmaz, aşkta meşreb olur. Bunun içindir ki Beşir Hâfi hazretleri neden yalın ayak gezermiş, Imam-ı Mâlik neden karpuz yemezmiş ve o da Medine-i münevvere'de yalın ayak dolaşırmış ve abdest tazelemek için şehir

dışına çıkarmış gibi sorulara verilebilecek cevap ancak budur.

Hz. Imam-ı Mâlik'in kabr-i münevverleri Medine-i Münevvere'de ve Cennet-ül-Bakı'dedir. Hayatında olduğu gibi, memâtında da Mücâvir-i Resûl olmak şeref ve bahtiyarlığına mazhar olmuştur. Medine-i münevvere'ye volu düşenlerin, mutlaka kendilerini ziyaret etmelerini tavsiye ederiz.

Ey âşık-ı sadık!..

Bu yazdıklarımı boş ve faydasız şeyler zannederek okuyup geçme!.. Derin derin düşün ve ne demek istenildiğini, ne yapıldığını anlamağa çalış... Gör ki, Zât-ı ülûhiyyetini seven ve ona tâzim edenleri Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri nasıl yüceltmiştir. Kendisini tanımayan ve tâ'zim etmeyenleri de nasıl alçaltmıştır. Bundan çıkaracağımız sonuç, öz ve özet olarak şudur:

Allahu tealâ'ya inanıp iyman eden, Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerini seven Hak âşıkları dünya ve âhirette azizdirler. Onların, Allah yolunda yapmayacakları hiçbir fedakârlık yoktur. Kişi, sevdiği uğruna canını dahi verse, bu fedakârlığını azımsar. Aşkına ve muhabbetine bu kadarcık bir fedakârlığı kâfi görmez ve buna kanaat etmez. Bunu yapamayanlar da, zaten aşk dâvasında bulunmamalıdırlar.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.