Mü'minlerin annesi Hz. A'işe-i Sıddıyka radıyallahu anha, cariyesine bir şeyi yamamasını emretmişti. Cariye bu emri yerine getirdi ve yamadığı şeyi kendilerine takdim etti. Hz. Â'işe sordu:
— Bunu yamamağa başlarken Besmele-i şerife çektin mi?
Yamarken ismullah'ı zikrettin mi?
Cariye başını önüne eğerek cevap verdi:
— Ey Allah'ın Resülünün zevcesi, ne yazık ki Besmele çekmeği unutuverdim ve ismullah'ı zikretmeden yamadım, deyince:
— O halde, bu yamayı Besmele-i şerife ile sök ve sonra Allah adıyla tekrar yama ve getir, buyurdular.
HÎKÂYE Nemrud, Hz. Ibrahim aleyhisselâmı ateşe attırmıştı. Gökteki kuşlar, saf saf durarak bu hale ağlaştılar. İçlerinden en cılız ve âcizlerinden birisi dayanamadı ve Halilullah'ın bulunduğu ateşe atladı. Fakat, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri ateşe: (Yâ nârü kûniy berden ve selâmen alâ Ibrahim - Ey ateş!.. Ibrahim'e karşı serin ol, selâmet ol...) emr-i celilini verdiğinden Nemrud'un nârı İbrahim Halilullah'a nur oldu, ateşler güle dumanları ise gülün yapraklarına dönüştü ve gerçekten selâmet hasıl oldu. Hak tealâ, Cebrail aleyhisselâma emredip buyurdu:
— Yâ Cebra'il! Halil'ime olan muhabbetinden dolayı canını ateşe atan o kuşa benden selâm söyle, ne arzu ederse ve ne gibi bir muradı ve haceti varsa benden dilesin, yerine getireyim.
Cebra'il aleyhisselâm, bu emr-i ilâhi üzerine o kuşun yanına geldi ve keyfiyeti o kuşa bildirdi. Kuş:
— Yâ Cebra'il!.. Benim için bu dünyada Allahu talâ'nın isimlerinden daha değerli bir şey yoktur. Duyduğuma göre, Allahu talâ'nın binbir esmâ'sı vardır, fakat ben hepsini bilemiyorum. Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinden niyazım odur ki, bana bu esmâsını talim buyursun. Bana bahş ve ihsan buyurduğu sesle, Halilullah'ın yakılması için hazırlanan ateşten hasıl olan güllere karşı o isimlerle terennüm ederek şakıyayım.
Allah azze ve celle, kuşun bu münâcatını kabul ve ona esmâ-i ilâhiyesini talim buyurdu. Şimdi, o esmâ-i ilâhi ile seher vakitlerinde gül dalına konarak Rabbini zikreden bu kuş BUL- BÜL'dür.
Ey âşık-ı sadık!..
Sen de Halil'in için seher vakitlerinde ismullah ile feryat eyle ki, vüsıl-didâr olup maksuduna eresin...
Ism-i sübhan virdin mi var?
Bahçelerde yurdun mu var?
Bencileyin derdin mi var?
Garip garip ötme bülbül, Ötme bülbül ötme bülbül, Derdi derde katma bülbül, Benim derdim bana yeter!
Sen de bir dert katma bülbül...
Bilirim âşıksın güle, Gülün halinden kim bile?
Bahçedeki gonca güle, Dolaşıp söz atma bülbül, Ötme bülbül ötme bülbül, Derdi derde katma bülbül, Benim derdim bana yeter!..
Sen de bir dert katma bülbül...
Pervaz vurup uçar mısın?
Deniz, derya geçer misin?
Bencileyin naçar mısın?
Garip garip ötme bülbül, Ötme bülbül ötine bülbül, Derdi derde katma bülbül, Benim derdim bana yeter!..
Sen de bir dert katma bülbül...
A bilbülüm uslu musun?
Kafeslerde besli misin?
Bencileyin yaslı mısın?
Garip garip ötme bülbül, Ötme bülbül ötme bülbül, Derdi derde katma bülbül, Benim derdim bana yeter!..
Sen de bir dert katma bülbül...
YUNUS cemalin pâk derken, Cihanda mislin yok derken, Seher vaktı YÂ HAK derken, Bizi de unutma bülbül, Ötme bülbül ötme bülbül, Derdi derde katma bülbül, Benim derdim bana yeter!..
Sen de bir dert katma bülbül...
Menzil-l maksuda vasıl oldular erbab-ı aşk, Sohbet-i didâra nail oldular ashab-ı aşk...
Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerinin isimleri gayet çok tur. Zât-1 ahadiyyetinden gayrı kimse bilemez. Fakat, bu isimler arasında en eşrefi ALLAH esmâ'sıdır. Zira, bütün esmâ-i ilâhiyyeyi câmidir. Bütün isimlerinde bulunan mâna ALLAH adında mevcuttur. Böyle olunca, bir kul ALLAH adını dile getirip okuyunca, bütün esmâ'sını zikretmiş ve tamamının sevabina nail olmuş bulunur. Bütün esmâ-i ilâhiyye sıfata ALLAH esmâsı ise zata delâlet eder. Zat, elbette sıtattan eşreftir. Çünkü, sıfat zata tâbidir. Tâbi olunan elbette tâbi olandan daha şereflidir. Onun için, ALLAH esmâ'sı bütün diğer esmâ'sını câmi olduğundan, islâm olacak bir kimse, ALLAH lâfz-1 celilinden başka bir esmâ ile tevhid edecek olsa, islâmı sahih olmaz. Ancak (Lâ ilâhe illâllah) kelime-i tayyibesi ile islâmı sahih olur. Meselâ, müslüman olacak bir kimse (Lâ ilâhe iller- Rahman) dese, islâmı sahih değildir. Muhakkak (illâllah) demesi şarttır. Ne var ki, bu kulun niyyetine bağlıdır. Tanınmış büyük din bilginleri ilim yönünden böylece beyan buyurmuşlardır.
Büyük Hak velilerinden Vasıti (Kuddise sırruh) hazretlerine, ALLAH lâfz-ı celilinden ve bu lâfzın mâ'na ve esrarından sordular. Hazreti şeyh şöyle buyurdu:
— Sen, Allahu tealâ'yı zikretmeden, Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri seni zikretti. Sen, Allahu tealâ'dan razı olmadan, o senden razı oldu. Sen, Allahu tealâ'yı sevmeden, o seni sevdi. Allahu tealâ'dan istemeden o sana verdi.
Hz. Ahmed Razi (Kuddise sırruh)'dan lâfza-i celâlin mâ'na ve esrarını sorduklarında, şöyle cevap verdi:
— Lâfzatullah'ın mâ'nası, kulun günahlarını örter ve sevaplarını açıklar.
Bayezid-i Bestami kuddise sırrahus-sâmi efendimiz ise:
— Bir kimse ALLAH lâfzını sıdk ile okusa ve sıdk ile dinlese, bu esmâ'da nice yüzbin esrara vakıf olur, nice acayibât görür, ama sıdk-ü sadakat şarttır, buyurmuşlardır.
Sıdk-ü sadakat, yazılıp okunduğu veya söylendiği kadar kolay değildir kardeşlerim!.. Sıdk-u sadakat, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerine hakkıyle iyman etmek ve bu iymanını
iykana yani yakine ve ihsana getirmek şeref ve bahtiyarlığına mazhar olan mü'minlerin ve muhsinlerin sıfatıdır. Bunun içindir ki, müslüman Türk askerleri düşmanları üzerine hücuma kalkarlarken, Ismullah ile ALLAH... ALLAH... diyerek saldırırlar. Zira, böyle hücum edilmesini Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri, Kur'an-ı aziyminde emr-ü ferman buyurmuştur.
Her kim, Allahu tealâ nın isimlerinin esrarını bilir ve kadrini tâ'zim eylerse, o kimseye Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri dünya ve âhirette tâ'zim eder, o kulunu iki cihanda da zikreder ve o kulunun zikrini bâki ve ebedi kılar.