Büyük Hak velilerinden Süfyan-ı Sevri Kuddise sırruh hazretleri hikâye etmişlerdir:
Birgün, Sultan-ül-ârifiyn Hz. Îmam-1 Cafer-üs-Sadık efendimizi ziyarete gitmiştim. Lûtfen huzurlarına kabul buyurmak tenezzülünde bulundular ve ziyaret sebebini sordular:
— Ey âlemlere rahmet olan iki cihan serverinin muhterem torunu, mübarek cemalinizi görmeğe ve her biri birer dürrü yektâ değerinde olan nasihatlerinizi dinlemeğe geldim.
Gönüllere şifa, ruhlara gıda ve kalplere cilâ olan öğütlerinizle amel etmek bahtiyarlığına erişirsem, Hak rizasına kavuşacağımı bilenlerdenim. Onun için, feyiz almaya ve necat bulmaya geldim, dedim.
Bana şöyle buyurdular:
— Ey Süfyan!.. Bilmiş ol ki, yalancılarda mürüvvet, hased edicilerde rahat, kötü huylularda etendilik ve izzet, devlet idare edenlerde dostluk ve kardeşlik olmaz.
— Yâ İmam... Lûtfedin, bana biraz daha nasihat eyleyin, diye niyazda bulundum, devam buyurdular:
— Yâ Süfyan!.. Nefsini, Allahu talâ'nın men'ettiği haramlardan geri tut ki, Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerine hakkıyle ve lâyıkıyle kul olabilesin. Allahu talâ'nın sana nasip eylediğine kanaat eyle ki, zenginlik sıfatı ile sıfatlanarak zenginlerden olasın. Halk ile iyi geçin, onlara iyi muamele et ki, herkes tarafından sevilip sayılasın, ehl-i islâm arasında makbul ve mahbubul-kulûb olasın. Günahkâr olanlarla sohbet ve ünsiyyet etme ki, kötü kişilerin günahlarına ortak ve Rabbine âsi olmayasın...
Kendisinden, biraz daha nasihat niyaz ettim, şöyle buyurdular:
— Sefihler ile düşüp kalkmak, selâmet yolundan sapmaktır. Edepsizler ile bir arada bulunmak insana töhmet ve elem getirir, kötü gözle baktırır. Dilini muhafaza etmemek, insanın başını belâya sokmağa ve pişman olmağa sebeptir.
Değerini bilenler için, Hz. Imamın bu öğütlerinden her biri başlı başına birer hazine ve baha biçilmez birer definedir.
Sermaye-i akl oldu şarab-ı hayret, Bu mes'eleyi yazdı kitab-ı hayret...
Hamid-il-Leffaf şöyle buyurmuşlardır:
Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, bir kişinin helâkini murad buyurursa, o kulu üç şeye mübtelâ kılar ve sonra o üç şeyden ötürü kendisine ikab eder:
I) O kula ilim verir, fakat o kuldan ilmiyle amel etmesini men'eder.
II)
Salihlerle sohbete nail eder, fakat sohbet ettiği salihlerin hak ve hukukuna riayet etmekten kendisini mahrum kılar.
III) O kula tâ'at kapılarını açar, fakat kendisini ihlâstan yoksun bırakır.
Kulun, bu üç belâ ve musibete mübtelâ olması, kendi kötü niyetindendir. Kul, niyyeti hâlis olursa, okuduğu ilimle amel eder, daima ihlâs üzere bulunur ve kendisine nasip olan ilmin menfaatini dünya ve âhirette görür. Yine, o kulun niyyeti hâlis olsa sohbet ettiği salihlerin haklarına riayet eder ve bütün amellerinde olduğu gibi bunda da ihlâs üzere bulunurdu.
Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, bütün faziletlere ilmi vesile kılmıştır. Ne var ki, ilmi okuyan, yazan, yazdıran ve okutanın da ilmiyle âmil olması, bu faziletleri ihraz etmesine sebep olur. İlmi ile âmil olmayan âlim helâk olur. İlim, bütün fazilet ve şereflerin başıdır. İnsanları, insanlar arasında yükselten ve yücelten ilim olduğu gibi, Allahu tealâ indinde vüksek derecelere yükselten de yine ilimdir. Hz. Adem aleyhisselâma verilen ilimden ötürü Allahu tealâ bütün meleklerine ona secde etmelerini emir ve ferman buyurmuştur. Adem aleyhisselâmın meleklerden üstün ve yüce olması, mazhar olduğu ilim sebebiyledir.
Allahu azim-üş-şân, ilmin şeref, fazilet ve ehemmiyetini düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-ı azim-ül-bürhanda beyan ve ilân buyurmuştur:
Vellezlyne it-ül-ilme derecât...
El-Mûcadio: 11 (Ve özellikle kendilerine ilim verllenlerin, ilimleriyle âmil olan alimlerin derecelerini artırır.)
Ibn-i Abbas radıyallahu anh: (Alimlerin, diğer mü'minlerden indallah dereceleri yediyüz derece fazladır. Her derecenin arası, beşyüz senelik yoldur.) buyurmuşlardır.
Alimlerin haklarına hürmet ve riayet ediniz sevgili kardeşlerim. Hele âlimlere saygısızlıktan son derece sakınınız. Âlimlere, her zaman ve her yerde ve her meşrû işte hürmetkâr olunuz. Meclislerinize gelmek lûtfunda bulunan âlimleri, kendinizden üstün tutunuz ve onlara ikramda bulununuz. Zira, ilmiyle âmil olan âlimler, Hak tealâ katında mukaddemdir:
Hel yestevilleziyne ya'lemûne velleziyne lâ ya'lemûn...
Ez-Zümer: 9 (Bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?)
Elbet bir ve eşit olmaz. Bilen ve bilmeyen hiçbir işde müsavi olamaz. Meselâ, ilmi olmayan bir kimse bir hayır işlese, bir hayra on sevap vardır, ki böyle olduğu âyet-i celile ile sabittir. Oysa, o hayrı işleyen âlim ise bir hayra en az elli sevaptan beşyüz sevaba kadar ecir verilir. Allahu sübhanehu ve tealâ, dilerse daha fazla da ecir verebilir:
basitğ zelar Vallahu yudâ'ifü limen yeşâ vallahu vasi'un aliym...
El-Bakara: 261 (Hak tealâ, dilediğine kat kat verir. Allahu tealâ, vâsi'dir.
fazlından ihsan buyurduğu ona darlık vermez. Alim'dir, infak edenin niyyetini ve infak kudretini hakkıyle bilir.)
Bu âyet-i celileyi ayrıca yorumlağama lüzum var mıdır?
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bir Hadis-i şeriflerinde:
(Mücerret iyman, çıplaktır. Bu çıplak iymanın elbisesi tekvâ, ziyneti hayâ ve meyvesi de ilimdir.) buyurmuşlardır.
Bir diğer Hadis-i şeriflerinde de:
(Ey ünmetim!.. İlmi talep edin, ilim tahsil edin, okuyun ve öğrenin. Zira, ilme talip olan kimse kıyamet günü huzur-u izzete yüzü ak olarak gelir. Alimlerin yüzleri o gün, ayın bedr-i tam yani dolunay gecesi gibi kabirlerinden kalkarlar. Cahiller cahil olarak ve alimler âlim olarak haşrolunurlar.) buyurmuşlardır.
Başka bir Hadis-i şeriflerinde de:
(Kulun, Allahu tealâ'dan göreceği mükâfat, ancak sahip bulunduğu ilim ve mâ'rifeti kadardır,) buyurmuşlardır.