Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Şehzadebaşındaki Ferah tiyatro ve sinemasının arkasındaki konakta, Viyana sefiri Galip paşanın kerime-i muhteremesi…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 321

Şehzadebaşındaki Ferah tiyatro ve sinemasının arkasındaki konakta, Viyana sefiri Galip paşanın kerime-i muhteremesi Güzin hanımefendinin dadısı Kadiri tarikat-i aliyyesinden siyahi ve âşıka bir hatun olan Zeynep hanım vardı. Zeynep hanım, köle olarak getirilmiş, Galip paşa tarafından satın alınmış ve yıllarca konakta hizmet etmişti. Bu arada, Güzin hanım dünyaya gelince onun dadısı olmuş ve kendisini büyüt- Envâr-ül-Kulûb, Cilt 3 — F: 21

müştü. Zamanla, azad edilen Zeynep hanım ihtiyarlayıp işe yaramaz hale gelince, Güzin hanım onu tekrar konağa alınış ve kendisine büyük hizmet ve emekleri geçen bu saliha kadına cidden sahip çıkmıştı. Güzin hanımefendi, Arapça ve Farsçaya vakıf olduktan başka, Ingilizce ve Fransızcayı da ana dili gibi konuşur münevver bir hanımdı. Doğu ve batı kültürüne hakkıyle vakıf bulunduğu halde, Türklüğünü kaybetmemiş, tam bir müslüman, temiz ve çok nazik bir insandı. İhtiyar Zeynep kadına annesi gibi saygı ve sevgiyle bakar, bir dediğini iki etmezdi.

Ailem vasıtasiyle, Güzin hanımefendi ile tanışmak şerefine nail olmuştum. Hattâ, bir kaç defa konağa giderek Zeynep bacıyı ziyaret etmiştim. Bacı da fırsat ve imkân buldukça fakirhaneyi teşrif ederdi.

Zeynep bacı, Güzin hanımefendiye emr-i hak vaki olduğu takdirde cenaze namazını fakirin kıldırmasını rica ve vasiyyet etmiş imiş. Bir defasında bana:

— Efendi, Zeynep hanım cenazesinde hazır bulunmanı ve namazını senin kıldırmanı rica ediyor, diye bu vasiyetini tebliğ etmişti.

Birgün, Zeynep bacının göçtüğü ve beni konaktan bekledikleri haberi geldi. Nefes nefese konağa vardığımda, cenazenin yıkanmış ve götürülmüş olduğunu gördüm. Bazı hanımlar, gasledildiği taşlığı temizliyorlardı. Cenazesinin Fatih cami-i şerifinden kaldırılacağını öğrenerek oraya koştum. Musallâda bir kaç cenaze vardı ve birisi de bizim Zeynep bacı idi.

Diğerlerinin namazları kılındıktan sonra, Zeynep bacının cenaze namazını kıldırmak üzere tabutunun önünde durduğumda, sandukadan siyahi lehçesiyle:

— Allah... Allah...

denildiğini duydum. Namazda olduğum için, lâfza-i celâlin nereden geldiğini kestiremedim. Tezkiyeler de yapıldıktan sonra, herkes cenazesini omuzlarına aldığı sırada bir kalabalık zuhura geldi ve sordular:

— Zeynep hanımın cenazesi hangisidir?

Merhumenin tabutunu gösterdik. Gelenler:

— Bu cenaze tekrar doktor muayenesinden geçirilecek.

Zira, kendisini gasleden belediye cenaze teşkilâtı hoca hanımlar yıkarlerken, Zeynep hanımın Allah Allah diye söylendiğini duymuşlar. Bize ihbar ettiler, ölmeden diri diri gömülmesini önlemek için kendisini tekrar muayene edeceğim, dedi.

Konuşan, belediye hekimi imiş. Hakikaten, tabutu açtılar ve Zeynep hanımı tekrar muayene ettiler ve doktor ölümün vaki olduğunu beyan ve bir raporla tevsik ederek defnine ruhsat verdi. Kabrine götürmek üzere, tekrar tabutu omuzladık, yol boyunca tabutun içinden yine Allah Allah sesleri geliyordu.

Tekrar doktor çağırıldı, tekrar muayene yapıldı ve merhumenin gerçekten hayat eseri göstermediği tesbit edildi. Fakat, bu arada Allal: Allah lâfzını bizzat doktor da işitti, rengi kireç gibi bembeyaz kesildi, dudaklarının rengi soldu ve zorla kendisine gelebildi. Bu muayenesinde bende hazır bulundum, yüzü gülümsüyordu, kulağına doğru eğildim ve kendisine gizlice:

— Ipliğini pazara verdin, dedim.

Tabutu yeniden omuzladık ve kabre gidinceye kadar Zeynep hanımın tabutundan zikir sesi eksilmedi. Hattâ, kabrine yerleştirirken bile Allah Allah zikrine devam ediyordu. Zeynep hanım, kendisi için (ÖLDÜ!) diyenlere:

— Hayır, ben ölmedim, oldum!.. der gibiydi. Yüzü kara idi ama, kalbi nurdan aktı, zâhirde köle idi ama, hakikatte sultan olduğunu hepimize isbat ve hattâ ilân etmişti. Rahmetullahi aleyhâ ve rahmeten vâsia:

Ey, Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa'ya ümmet olmakla onurlananlar, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya gönül vermekle sürurlananlar, iki cihan serverini analarından, babalarından, evlât ve ıyâllerinden ve herşeylerinden fazla sevmekle şu'- urlananlar, bu aşk ve muhabbetleriyle iymanlarını olduranlar, onun sünnet ve siyretine uyarak nurlananlar, her nefeste Hak rizasına koşalım, ölmeğe değil, olmağa çalışalım.

Aşk etti beni bende-i memnun-u Muhammed, Kıldı dil-i divânemi meftûn-u Muhammed...

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.