Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Hz. Imam-1 Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimiz, günlerden birgün, Medine-i münevvere'de…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 314

Hz. Imam-1 Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimiz, günlerden birgün, Medine-i münevvere'de kabristana vardı ve orada yatan ölülere şöyle seslendi:

— Es-selâmü aleyküm yâ ehl-el-kubûr ve rahmetullahi ve berekâtühu. Ey, bu makberde yatanlar!.. Siz mi bize âhiret âleminden haber vereceksiniz, yoksa biz mi size ölümlerinizden sonra dünyada olup bitenleri mi haber verelim?

Kabristandan şöyle bir ses işitildi:

— Aleykesselâm ve rahmetullahi ve berekâtühu. Yâ Ali!..

Lûtfedin, bizlerin ölümlerimizden sonra dünyada olup bitenlerden siz bize haberler verin?

Hz. Imam-ı Ali radıyallahu anh cevap verdi:

— Hayatta iken gözünüzden bile kıskandığınız, aşkları uğruna yandığınız ve bir çok fedakârlıklara katlandığnız kadınlarınız ve erkekleriniz, hemen arkanızdan başkaları ile evlendiler, bütün mallarınız ve mülkleriniz ve paralarınız, sevmediklerinize ve hattâ kendilerinden nefret ettiklerinize kaldı. Aralarında paylaşarak diledikleri gibi kullandılar. Üzerlerine titrediğiniz ciğerpare yavrularınız yetimler, yoksullar ve kimsesizler arasına katıldı. Büyük arzu ve emellerle, hırsla

özene bezene yaptırıp, dayayıp döşediğiniz binalarda şimdi hasımlarınız oturuyorlar. Onlar da önünde sonunda sizler gibi kara toprağın altına gireceklerinden gafil ve habersiz diledikleri gibi zevk ve sefa sürüyorlar. Dünya hayatına ait haberler bunlardan ibaret, siz bize âhiret âleminden ne haberler vereceksiniz bakalım?

Mezarlıktaki ölülerden birisi şu korkunç ve ibret verici haberleri verdi:

— Yâ Ali!.. Kefenlerimiz yırtıldı, başlarımızdaki saçlar, yüzlerimizdeki sakallar dağılıp saçıldı. Derilerimiz parçalandı, etlerimiz, sinirlerimiz ve kemiklerimiz birbirinden ayrıldı. Kalem gibi kaşlar yanaklara döküldü, burunlarımızdan sarı sular ve irinler aktı, doymayan gözlerimize topraklar doldu. Yılanlar, çıyanlar, akrepler ve daha bir sürü haşere bizlere burada yoldaş oldular. Kabre girer girmez, hayat ve sıhhatimizde Allah rizasiyçün hayırdan ne göndermişsek, onları bizi bekler bulduk. Kötülük edenler de o çirkin amelleriyle başbaşa kaldılar. Sözün kısası, herkes iyi veya kötü elleriyle ne gönderdiyse, onu hazır buldu. Hayır namına geriye bıraktıklarımızın ziyan olduğunu anladık. Hepimiz, amellerimize rehin olduk ve onlarla burada buluştuk ve kucaklaştık.

Hz. Imam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimizin haber verdiği hususlar, akıllarının başlarında, vicdalarının ve sağduyularının yerinde bulunduğunu iddia edenlere, kendilerine baktığından ibret alma ve düşünme ni'meti verilenlere kâfidir sanıyorum.

Sakın, Hz. Imam-ı Ali radıyallahu anh efendimize bu kadarcık bir kerameti çok görme, bazı münkirlerin, densizlerin ve dinsizlerin sözlerine aldanarak, keramet-i evliyâ'yı red ve inkâr eden dalâlet ehlinden olma sevgili kardeşim!.. Unutma ki, Hz. İsa aleyhisselâm ile bazı Resûllerinin Allahu talâ'nin izniyle ölüleri dirilttikleri Yâ-Sin sûre-i celilesinde hiçbir şüphe ve tereddüde yer vermeyecek kesinlik ve açıklıkla beyan buyurulmuştur. Hz. Isa aleyhisselâm, yalnız Israil oğullarına gönderilmiş bir peygamber iken, onun velilerinin ölüleri dirilttiği Kitabullah ile sabit olunca, bütün mahlûkata Hak peygamber olarak gönderilen ve Rahmeten-lil-âlemiyn olan iki cihan serverinin amcası oğlu, damadı ve ashabı, ilim şehrinin kapısı, NUR-U VAHID, aşere-i mübeşşere'den olup ve şânında HEL ETÂ sûre-i celilesi nâzil olan Şâh-ı velâyet Hz. Imam-1 Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimizle Resûl-ü zişâna mensup diğer velilerden zuhura gelen kerametleri inkâr etmek, iyman ve insaf ehline aslâ lâyık ve münasip değildir.

Evet. Veli'lerin kerametleri Hak'tır.

El-hamdü lillâh ehl-i sünnet mezhebindeniz ve bu itibarla itikadımız tam, kâmil ve temiz bir itikattır. Onun için, israr ediyor ve diyoruz ki, Veli'lerin kerametleri Hak'tır ve gerçektir. Inkâr edenlerin ise, halleri ve âkıbetleri harap ve vahimdir.

Kişi, insafı elden ve tevhidi dilden bırakmamalı ve muhabbeti gönülden aslâ çıkarmamalıdır. Kabre yönelen tabutta, cenazeden başka çok şeyler yüklüdür. Amma, görenedir görene!..

Köre nedir, köre ne?

HÎKÂYE Gaziantep'te YUH BABA diye anılan ve tanınan bir eskici varmış. Bu zat, dükkânının önünden geçirilen cenazenin kim olduğunu sorar, eğer ölen salih bir müslüman ve kâmil bir mü'min ise, yüksek sesle:

— Mevlâ rahmet eyleye... Menzili mübarek ola!.. diye uğurlarmış.

Eger, ölen kişi kötülükleriyle nam salmış, âsi ve günahkâr ise veya dindar gibi göründüğü halde, gizli gizli günah işleyen bir riyakâr ise, onu da yine yüksek sesle:

— Yuh onun ervahina!.. diye uğurlarmış.

Bu yüzden de asıl adı unutulmuş ve lâkabı YUH BABA olarak kalmış. Birgün, şehrin ileri gelenlerinden âsi ve günahkâr birisi vefat etmiş, tabutu kalabalık bir cemaatle Yuh Baba'nın dükkânının önünden geçirilirken, hazret âdeti üzere kim olduğunu sormuş ve kimliğini öğrenince de korkunç bir na'ra atarak:

— Yuh onun ervahına!.. diye haykırmış.

Cenaze sahipleri kendisini dövmeğe teşebbüs etmişler, fakat cemaatten akıllı uslu kimseler araya girmiş ve Yuh Baba'- nın meczup olduğunu, onun sözlerine aldırış edilmemesi gerektiğini söyleyerek ortalığı yatıştırmışlar. Lâkin, ölenin küçük oğlu kendi kendisine ahdetmiş ve içinden:

— Şu eskicinin geberdiğini duyunca ahdım olsun, ben de onun tabutunun arkasından bir YUH çeker ve babamın intikamını alırım, demiş...

Her fâni gibi Yuh Baba da Hakka yürümüş, cenazesini üstleri başları harap ve fakat içleri mâ'mur bir kaç yakını ebedi istirahatgâhına götürürlerken, intikam almağa ahdeden delikanlı oturduğu kahveden görmüş, sorup kim olduğunu da öğrenmiş ve ahdını yerine getirmek üzere yerinden fırlayarak, çevrede yankılar yapan korkunç bir haykırışla:

— Yuh onun ervahına!.. diye bağırmış.

Bu nâ'ra üzerine, sanki cenazeyi taşıyanların ayakları yere çakılmışcasına oldukları yerde kalmışlar ve bir adım bile.

ileri atamamışlar, bu sırada tabutun kapağı kalkmış, YUH BA- BA sağ eliyle kefenin yüzünü örten bölümünü açarak bu hali korku ve dehşet içinde seyreden delikanlıya cevap vermiş:

— Eğer, ben de senin baban gibi huzur-u Hakka gidiyorsam yuh olsun benim ervahıma, eğer baban gibi müflis olarak gitmiyorsam, yuh olsun senin de, babanın da ervahıniza!..

diye seslenmiş ve cemaatine kendisini hemen oracığa defnetmelerini söyledikten sonra, kefenini örtmüş ve tabutuna girmiş...

Vasiyyeti üzerine kendisini aynı yere defnetmişler. Kabrinin, Gaziantep'te hâlâ bulunduğunu oralı bir din kardeşimden öğrendim.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.