Islâmiyetten önceki cahiliyet devrinde içkiye müptelâ olduğundan dolayı HUMMÂR yani çok şarap içen veya bugünkü deyimi ile şarapçı lâkabı verilen bir zat, şeref-i islâm ile müşerref olduktan sonra da maalesef bu alışkanlığından vazgeçememişti. Önceleri, içki kesin olarak men'edilmemiş bulunduğundan, arada bir kafayı çekerdi. İçki, kesin olarak haram kılındıktan sonra da nefsiyle mücadele ve mücahede etmiş ve hayli mukavemet etmişti ama, yine de arada bir kaçamak olarak şarap içmekten kendisini alıkoyamazdı. Bu yüzden ashab-1 kiram kendisini azarlarlardı.
Bununla beraber, bu zat mü'minler safında bir çol gazalara iştirak etmişti. Hayber gazasında da islâm mücahitleri arasında bulunuyordu. Zaferden sonra düşmandan alınan mal ve ganimet arasında Hayber yahudilerinin çok miktarda şarapları bulunuyordu. Ashab-ı kirâm, bu ganimetleri toplayarak huzur-u Resûlullah'a getiriyor ve teslim ediyorlardı.
Bu arada, Hummâr eline geçirdiği bir şarap fıçısının başına oturmuş kafayı çekiyordu ki, karşısına Hz. Ömer Ibn-il- Hattâb radıyallahu anh dikildi ve kendisini yaka paça Resûl-ü zişânın huzur-u seniyyelerine getirdi ve:
— Yâ Resûlallah!.. dedi. Şunun haline nazar buyurun, kaç defadır onu bu kötü halde bulduk, nasihat ettik, tehdit ettik bir türlü vazgeçmiyor.
Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz, mübarek ayaklarından terliklerini çıkardılar ve Hummâr'a bir kaç defa hafifçe vurdular. Hz. Ömer, bu kadarcık cezayı az bulmuş olacak ki:
— Yâ Resûlallah!.. Müsaade buyurunuz, onu ben te'dip edeyim, teklifinde bulununca, iki cihan serveri saadetle buyurdular:
— Yâ Ömer! Ona neden bu kadar öfkeleniyorsun? Kendisi Hummâr ama, görüyorsun ki Allah ve Resûlünü nice sever, Hak yolunda cihad eyler. Bu iyman ve mücahedesi onun af ve mağfireti için kâfi değil mi? buyurdular.
Allah yolunda ve Allah için cihadın günahlara kefaret olduğunu açıklayan Hadis-i şerifi yukarıda dikkat ve ibretinize sunmuştum. Allahu tealâ, cümlemizi gerektiğinde din ve millet düşmanları ile ve gerektiğinde de en büyük düşmanımız olan nefsimizle cihada muvaffak eylesin ki, kişinin nefsiyle yapacağı mücahede CİHAD-I-EKBER'dir. Rabbim, hepimizi nefsine galip mutlu kullarından eylesin.
Aziz mü'minler:
Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyât efendimiz hazretleri, yaratılmış ve yaratılacak bütün insanların en cesuru, en yiğiti ve en kahramanıdır. Zât-ı risaletpenâhilerinin Allahu zül-celâl-vel-kemâl hazretlerinden gayrı hiç kimseden korkmadıkları âyet-i kerime ile sabittir. Allah azze ve celle hazretleri Kitab-ı keriminde şöyle buyurmaktadır:
Ve lem yahse illallah...
Et-Tövbe: 18 (Resûl-ü Kibriyâ için korku ancak Allahu tealâ'dandır. O, ancak Allahu azim-üş-şândan korkar ve başka hiç kimseden korkusu yoktur.)
Bunun için de cihada ve gazaya daima hazır olmuşlardır.
Din ve millet düşmanı kâfirlerle cihada çok arzulu idiler. Yirmi üç yıllık risâlet ve nübüvvet vazifeleri sırasında kâfirlerle altmış yedi kerre cihad etmişler, bunlardan yirmi sekizinde bizzat hazır bulunmuşlar ve SULTAN-ÜL-MÜCÂHİDİYN sıfatıyle kılıç sallamışlardır. Uhud harbinde, mübarek dişleri kırılmış ve mir'at-ı Hak olan nurlu yüzleri kâfirler tarafından atılan taşlarla yaralanmıştı. Bizzat iştirak buyurdukları yirmi sekiz gazanın dokuzunda düşmanlarla çatışmağa ve savaşınaga ihtiyaç kalmaksızın zafer müyesser olmuştur. Diğer otuz dokuz gazada, Resûl-ü zişân hazır bulunmamışlar ve vahy-i sübhaniyye ile tayin buyurulan Ashab-ı kirâm iştirak etmişlerdir.
Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz, din ve millet düşmanları ile cihada ne kadar istekli idiyseler, ashab-ı kiram rıdvanullahi tealâ aleyhim ema'ıyn efendilerimiz de ondan aldıkları feyiz ve ilham ile Allah yolunda Allah için cihadı çok severlerdi.