Hz. Ömer-ül-Faruk radıyallahu anh, birgün huzur-u fâ'izin-nuru Resûl-ü Kibriyâ'da feyiz alırken, ümmetin gazilerinden birisinin vefat ettiği haber verildi. Cenab-i Fahr-i risâlet efendimiz, o zatın cenaze namazında bulunmağa hazırlanırlarken, Hz. Ömer:
— Yâ Resûlallah!.. Vefatı bildirilen gazi iyi ahlâk sahibi bir kimse değildi, dedi.
Iki cihan serveri, saadetle şöyle buyurdular:
— Yâ Omer!.. Insanların seyyi'atını, gazâ hasenâtı örter ve giderir. Ehl-i iymandan olduğuna ve savaş alaninda mü minlerle aynı safta bulunduğuna göre, gazi unvanına mazhar olmuştur. Onun cenaze namazında hazır bulunmak iktiza eder.
Gerçekten, o gazinin cenaze namazını bizzat kıldırdılar ve kendisini kabrine kadar teşyi ederek, huzur-u saadetlerinde defolunmak şeref ve saadetini bahşettiler.
Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz:
— Ey gazi!.. Seni, bütün âlem şer ile yâdeylese, ben yine de seni hayırla yâdeder, hayırla tebcil ve tebşir ederim, müjdesinde bulunduktan başka, ashab-ı kiramına:
Envâr-ül-Kulûb, Cilt 3 — F: 16
(Allah yolunda, Allah için din ve millet düşmanları ile mücahede eden mü'mine cennet vâcip olur.) buyurdular.
Bir Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:
(Kul hakkı ve borç müstesnâ olmak üzere, şehidin bütün günahları mağfiret olunur.)
Imdi, din ve millet düşmanları ile Allah yolunda ve Allah için cihadın, şehitliğin ve gaziliğin kıymet, ehemmiyet ve faziletini açıklayan âyet-i kerimelerle, Hadis-i şerifleri böylece özetledikten sonra görüyor ve anlıyoruz ki, dünyada hayırlı ve yararlı amellerin en üstünü ve en efdali CİHAD'dır. Bilindiği gibi, ibadetlerin evveli abdest, iyman ve islâmın evveli de Kelime-i Şehadet'tir. Abdestin, vücuttaki kirleri arıtıp giderdiği ve iymanın da küfür ve dalâleti temizlediği gibi, cihad da bütün günahları ve kötülükleri kökünden siler atar ve arındırır.
Karada, din ve millet düşmanları ile savaşırken şehit olanların kılmadıkları namaz ile tutmadıkları oruç ve o kulun üstünde bulunan bütün hukuk-u ilâhiyye sakıt olur. Şehit olan o kul, af ve mağfiret-i ilâhiye mazhar olur. Yalnız, üzerinde hukuk-u ibâd yani kul hakkı varsa o sakıt olmaz.
Denizde, din ve devlet düşmanları ile savaşırken şehit olanların üzerlerinde bulunan hukuk-u ilâhiyye ile hukuk-u ibâd sakıt olur ve kul böylece tertemiz, günahsız bir mâ'sum gibi Rabbine vuslât eder.
Havada, din ve millet düşmanları ile savaşırken şehit olanlar ise, her iki ni'met ve saadete erdikten başka, Allahu tealâ kendisine:
— Ey benim yolumda cihad ederek vatan, millet, mukaddesat ve mâ'neviyatını korumak ve savunmak uğrunda şehit olan şanlı, şerefli ve iymanlı kulum!. Uzerinde bulunan zât-1 ülûhiyyetime ait haklarla, bütün kul haklarını kaldırdım, seni af ve mağfiret eyledim, cennetimi, rizamı, rıdvanımı ve cemalimi sana bahş ve ihsan eyledim. Benden, bunlardan başka bir arzun ve dileğin var mı? diye sorsa gerektir.
Mevlâ; karada, denizde ve havada din ve millet uğrunda şehit olan kahramanlara ve yiğit gazilere rahmet eylesin...
Zâhirde ve dış görünüşü itibariyle, şehitlerin mübarek cesetleri kanlar içinde ve topraklar üstünde gibi görünür ve kokuları da duyulur. Deniz savaşlarında şehit olanlardan çoğunun da balıklara ve diğer canavarlara yem oldukları sanılır.
Hatta, din ve millet düşmanlarının şehit düşen yiğitlerin burunlarını ve kulaklarını kesmek, karınlarını deşmek gibi insanlığa yakışmayacak davranışlarda bulundukları da çok görülmüştür. Onların bu dış görünüşlerine bakarak üzülmemiz tabiidir. Ancak, hakikati görebilir ve düşünebilirsek, bu üzüntü ve ıztırabımızın yersiz olduğu ve şehitlerin dış görünüşlerinin, onların nail oldukları izzet ve rif'ate halel getirmediği de kolayca anlaşılır. Zira, Allah yolunda ve Allah için şehit olmak, bu dünyada olduğu kadar, âhiret âleminde de en büyük bahtiyar- Iktır.
Bizzat şahidi olduğum bir kıssayı dikkat ve ibretinize arzederim.