Uhud muharebesinde, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
— Ibn-i Rebi, şehitler arasında mı, yoksa yaralı mı? Zira, ben kendisine on iki müşrikin on iki kargı ile saldırdıklarını görmüştüm, buyurdular.
Ibn-i Rebi'yi arayıp bulmak görevi Muhammed ibn-i Mesleme radıyallahu anha verildi. Hazret, bir kaç defa gaza meydanını dolaştı, seslendi fakat cevap alamadı. Yüksek sesle haykırdı:
— Yâ Sa'ad ibn-i Rebi!.. Habib-i edib-i Kibriyâ beni sana gönderdi, nerede isen bana haber ver...
Bir sada geldi:
— Yâ Muhammed ibn-i Mesleme!.. Burada ve şehitler arasındayım...
Sesin geldiği tarafa doğru gitti ve Sa'ad ibn-i Rebi'i gerçekten şehitler arasında buldu. Mübarek vücudunda sayıla mayacak kadar çok kargı ve kılıç yarası vardı, bedeni âdeta delik deşik olmuştu. Kendisi de son nefesini vermek üzere bulunuyordu, mübarek gözlerini açtı ve kendisini arayan Muhammed ibn-i Mesleme'ye hitaben:
— Selâm ve â'zimlerimi, âlemlere rahmet olarak gönderilen iki cihan serverine arzeyle ve kendilerine şu hususu da bildir ki, ben cennetin kokularını duyuyorum. Hurileri ve cennetin hizmet erleri olan gılmanları görüyorum el-hamdü lillâh, dedi ve ruh-u pür-fütuhunu Hakka teslim eyledi.
Ey ehl-i iyman:
Şehitlik rütbesinin yüceliğini ve niceliğini bilenler, bu fâni hayata, bu mihnet ve meşakkat diyarı olan dünyaya zerre kadar meyletmezler. Zira, onlar bilirler ki dünya hayatı gayet kısadır ve hayalden, oyundan, gösterişten başka bir şey değildir. Allah yolunda ve Allah için şehit olmak ise ebedi bir hayat ve hakikattir.
Şehitlere ihsan ve ikram buyurulan ilâhi ni'met ve saadetler, sonsuz ve sınırsızdır. Bunları hakkıyle ve lâyıkıyle bilmeğe ve anlatmağa hiçbir kul muktedir olamaz. Kulların bileceği ve bildireceği ni'met ve saadetleri yazmağa kalksak, ciltler dolusu kitaplar olurdu.
Bir Hadis-i şerifte de' şöyle buyurulmuştur:
(Cennete girmek saadetine erişenler, tekrar dünya haya.
tma dönerek daha yüce bir makam ve dereceye erişebilmelerini sağlayacak hayırlı ve yararlı ameller işlemeği aslâ arzu etmezler. Fakat, şehitlik rütbesini ihraz edenler, şehit olmaları ile başlayan ilâhi lûtufları, ihsanları ve ikramları gördükçe, on defa daha şehitlik rütbesine nail olabilmek için dünyaya iadeleri.
ni Allahu tealâ'dan temenni ve niyaz ederler.)
Buna şaşmayınız aziz kardeşlerim!.. Zira, peygamberlerden sonra en yüce mevki ve makam, rütbe ve ihsan ancak ve yalnız şehitlere vâ dolunmuştur.
Diğer bir Hadis-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır:
(Şehitler, ölüm acısını bir kimseyi ısıran pirenin verdiğı acı kadar dahi duymazlar. Zira, şehitlik rütbesine nall olan bir mü'minin ruhu da cismi de azaptan beridir.)
Bir Hadis-i şerif de aynen şöyledir:
(Iki sınıf kimsenin gözleri âhiret azabı görmez. Mahşer yerinde, güneşin tepelerine iki mızrak boyu yaklaştırıldığı ve beyinlerin kafatasları içinde kaynadığı o müthiş günde bu iki sınıf kimse arşın gölgesinde serinleyeceklerdir. Bunlardan birisi Allah korkusuyla ağlayan gözlerin sahipleri ve diğeri de savaş alanında din ve millet düşmanlarına karşı nöbet bekleyen ve düşmanlarını gözleyen gözlerin sahipleridir.)
Ey sınır boylarında din ve millet düşmanlarına karşı nöbet bekleyen kahraman ve yiğit Mehmetçik!.. Müjdeler olsun sana ki, böyle bir görev nasip olmuştur. Düşman karşısında nöbet beklemenin ve onları gözlemenin ecir ve sevabı, fazilet ve derecesi gerçekten çok yücedir. Bunu bil ve şerefli vazifeni hakkıyle yerine getir.
Bir Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:
(Şehitleri, yaralarından akan kanlarıyla kanlanmış elbiseleri ile defnediniz. Onları yıkamayınız ve yalnız namazlarını kılınız.)
Şehitlerin kanlı elbiseleri ile gömülmelerinin sebebi ve hikmeti, yarın âlemlerin Rabbinin huzuruna kanları ve yaraları ile çıkabilmeleri ve isbat-ı vücud edebilmeleri içindir.
Bu vesile ile bir gerçeği daha hatırlatmakta fayda görüyoruz:
Düşmandan aldığı yara sonucu, dünya kelâmı etmeden şehit olan yıkanmaz ve elbiseleriyle defolunur ve fakat namazı kılınır. Yaralandıktan sonra konuşanlar ise, hem yıkanır, hem kefenlenir ve hem de namazları kılınır. Savaş alanında, yüzlerce şehide bir cenaze namazı kılmak caizdir. Ayrı ayrı hepsi için de kılınabilir. Vakit yoksa, hepsinin birden bir cenaze namazıyla iktifa olunur. Kore savaşlarında duyduğumuza göre, şehitlerimizi yıkamamışlar, bu doğrudur. Fakat, cenaze namazlarını da kılmamışlar ki, bu da yanlıştır. Tekrar ediyoruz: Şehitler yıkanmaz, fakat cenaze namazları kılınır.
Fahr-i âlem, sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden sahih olarak rivayet edilen haberlere göre, mahşer günü bütün şehitler kılıçları ve silâhları ellerinde olduğu halde vakur bir tavırla ve diğer insanlardan farklı ve tercihli olarak huzur-u izzete en önce getirilecekler ve mahşer halkına karşı durumlarını bu suretle isbat edeceklerdir.
Gaziler ise, mahşer meydanında saf saf dizilecekler ve müslümanlara gaza menkıbelerini anlatacaklar ve nida edeceklerdir. Onlar, bu sürur, vakar ve iftiharlarını böylece ifade ederlerken, kıyametin dehşet ve şiddetinden masun ve mahfuz olacaklardır.