Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Ashab-ı kiramın ileri gelenlerinden İbn-i Abbas radıyallahu anh rivayet ediyorlar: Uhud muharebesinde,…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 188

Ashab-ı kiramın ileri gelenlerinden İbn-i Abbas radıyallahu anh rivayet ediyorlar:

Uhud muharebesinde, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem efendimizin amcası olup ESED-IR-RESUL (Resûl'ün arslanı) olarak ün yapmış mert, yiğit ve kahraman bir zat olan Hz. Hamza radıyallahu anh şehid olmuş ve Habib-i edib-i Kibriyâ'nın mir'at-ı Hak olan mukaddes yüzü yaralanmış ve mübarek dişleri de kırılmıştı.

Islâm mücahitlerinin, din ve millet düşmanlarından yılmadıklarını, cesaret ve şecaatlerinden hiçbir şey kaybetmediklerini göstermek için, Resûl-ü zişânın emirleriyle Abdullah ibn-i Revaha radıyallahu anh emrinde bir bölük islâm askeri, düşman üzerine sevkolunmuştu.

Abdullah ibn-i Revaha, islâm mücahitlerini toplayarak tan yeri ağarmadan düşman üzerine göndermiş ve kendisi de sabah namazını iki cihan serverinin arkasında kılmak için mes.

cide gitmişti. Zira, Resûl-ü zişânın arkasında kılınacak sabah namazının şerefi ve fazileti çok büyüktü. Netekim öyle oldu, sabah namazı kılındı, selâm verildi ve imam-ül-Enbiyâ efendimiz mübarek yüzlerini cemaate çevirdiler ve ashab-ı kiram arasında birgün önce kumandan tayin ettikleri Abdullah ibn-i Revaha'yı da görünce:

— Yâ Abdullah!.. Biz, seni gazaya memur ederek islâm mücahitlerine kumandan tayin etmedik mi? Burada ne işin var?

Neden, kutsal görevinin başına gitmedin? diye sordular.

Abdullah ibn-i Revaha cevap verdi:

— Yâ Resülallah! Beni, mücahitlerin kumandanlığına tayin buyurmuştunuz. Fakat, zât-ı risaletpenahilerinin arkanızda kılınacak sabah namazının fazilet ve sevabina nail olabilmek ümidiyle, hareketimi namazdan sonraya kadar te'hir ettim. Mücahitleri tan yeri ağarmadan görevleri başına gönderdim ve şimdi ben de onlara yetişecek ve tarafıma tevdi buyurulan vazifeyi ifa edeceğim, dedi.

Seyyid-il-mürseliyn efendimiz saadetle şöyle buyurdular:

— Yâ Abdullah!.. Allahu talâ'nın şan ve azametine yemin ederek seni temin ederim ki, dünyada malik olduğun neyin varsa hepsini feda etsen, gece ve gündüz başını kaldırmaksızın bu mescitte namaz kılsan, yine de Allah yolunda gaza eden mücahitlerin eriştikleri şeret ve fazilete nail olamaz, uhdene

tevdi olunan cihad vazifenden alacağın ecir ve sevabı alamazsın. Durma, koş ve gazi arkadaşlarına yetiş ve görevin ne ise yerine getir. Memur olduğun kutsal görev, burada yapacağın ibadet ve t'atten ve benim arkamda kılacağın namazdan ve hazır bulunan cemaatin sevabından bin kat üstündür ve hayırlıdır. Çünkü, burada yapacağın ibadet ve tâ'atin faydası ancak kendinedir. Yapacağınız savaşta ise, din ve millet düşmanlarına karşı göreceğiniz hizmet Allahu tealâ'ya, din-i mübiyn-i islâma, vatanımıza ve milletimize aittir. Bu hizmetinin yararı ve faydası, bütün mü'min kardeşlerine ve bütün ehl-i islâma şâmildir. Kaldı ki, emir ve kumandan altına verilen erlerin, savunacağın bölgedeki halkın hayatları ve mukadderatları senin sadakatine, hamasetine, cesaretine tevdi edilmiş birer emanettir. Namaz, yalnız başına da kılınabilir. Vazifen başında iken bulunduğun her yerde de kılınabilir. Hatta, kazaya kalmış bile olsa, sonradan kaza edilebilir. Fakat, savaş hali böyle değildir. Bir dakikalık gaflet büyük bir yenilgi ile sonuçlanabilir ve bu sebeple geciktirmek caiz olmadığı gibi onun kazası da yoktur. Gaza, şerefinden üstün ve yüce bir rütbe ve ibadet, gazadan üstün bir şeref ve fazilet varsa o da ancak şe.

hitlik rütbesidir. Çabuk git, askerlerine yetiş, onları serk ve idare et, cihad farizasını ifaya himmet ve gayret et ve inşâ'al.

lah büyük ve parlak bir zaferle geri gel...

Abdullah ibn-i Revaha, mescitten çıktı ve askerlerine yetişmek üzere büyük bir hızla yola koyuldu.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.