Ibn-i Eb-id-Dünya, Abdullah bin Nâfi'den rivayet eylemiştir:
Medine-i münevvere civarında bir köyde, günahkâr bir kimse öldü. Ümmetin salihlerinden bir zat, rü'yâsında o kimsenin cehenneme müstehak olduğunu gördü. Aynı zat, bir hafta kadar sonra, daha önce cehenneme müstehak olduğunu gördüğü günahkârı cennette, neş'e ve sürur içinde gördü ve kendisinden sordu:
— Yâ Abdullah!.. Seni, bir hafta önce cehennemde ve azapta görmüştüm. Şimdi, halin değişmiş ve saadete nail olmuşsun. Bu ni'mete nasıl erdin?
Cehennem azabından kurtularak cennetlik olan zat kendisine cevap vermiş:
— Ey benim kardeşim! Beni defnettikleri mezarlığa, benden sonra ârif-i billâh bir salih kişiyi defnettiler. Onun hürmetine, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri beni ve benim gibi azapta bulunan kırk kişiyi cehennemden azat ve cennete idhal buyurdu, dedi.
Ey irfana talip ve rizayı Rahman'a ragıp olan âşıklar:
Kabirlerin zâhirlerine aldanmayalım, ölülerimizi velilerin, salihlerin ve âşıkların civarına defnedelim. Olen kişi, azaba lâyık ve müstehak bulunsa dahi, Hak sübhanehu ve tealâ hazretleri civarında bulunduğu veli'nin hürmetine onun azabını kaldırır. Bu Hadis-i şerif, bu beyanımızın senedi ve mesnedidir.
Bezzâz, ümmül-mü'miniyn Hz. A'işe radıyallahu anha validemizden rivayet etmiştir ki:
Birgün, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden sordum:
— Yâ Resûlallah! Ben zayıf ve âciz bir kadınım. Karanlık kabirde halim nice olur? Meleklerin sorularına cevap verebilir miyim?
Habib-i edib-i Kibriyâ, gözyaşlarımla sorduğum bu soruya, saadetle şu cevabı verdiler:
— Yâ Â'işel İbrahim sûre-i celilesindeki âyet-i kerimeyi unutttun mu?
Syi2=, Yüsebbitullah'ülleziyne amenu bil-kavl-is-sabiti fil-hayat-id-dünya re fil-ahireh.
Ibrahim: 27 (Allahu tealâ, mü'minleri dünyada da âhirette de sabit sözle - Kelime-i tevhid ile - tesbit eder.)
Iki cihan serveri, bu âyet-i celileyi tilâvetle hem Hz. A'işe radıyallahu anha validemizi ve hem de bütün ehl-i iymanı şâd'ü handân eylemiştir.
Bir hususa değinmeden geçemeyeceğim: Mü'minlerin annesi ve Resûl-ü zişânın muhterem zevcesi olan Hz. Â'işe radıyallahu anha, bu mevkiine ve derecesine rağmen, kabir âleminden, sorulardan ve onlara cevap verip veremeyeceğinden korkuyor ve ağlıyor. Peki, ya bizler? Acaba, neyimize güvenerek bu kadar vurdum duymaz olabiliyoruz? Oysa, asıl korkmak ve ağlamak bizlere düşer. Bilmem anlatabiliyor muyum aziz mü'minler? İtiraf edelim ki, çoğumuz ne kabri düşünüyoruz, ne kabir azabını, ne suali düşünüyoruz ne cevabı, ne mahşeri düşünüyoruz, ne hesabı, ne mizanı dünüşüyoruz ne sıratı ve üstelik hergün günah yükümüzü çoğaltmak için de ne mümkünse yapıyoruz. Rabbim, cümlemize inayet ve hidayet buyursun...
Allahu tealâ'ya isyan, nisyân getirir ve insanoğlu musibetlerden kurtulamaz. Yaptıklarını unutanlara ya deli derler, ya bunak!.. Ne deli, ne de bunak olmadığımıza ve sırasında işimize gelen herşeyi yerli yerince hatırladığımıza göre, isyanlardan vazgeçelim, kötülüklerimize nedamet edelim, tövbe ve istiğfarla kalplerimizi ve kalıplarımızı arındıralım, ibadet ve tâ'ate, hayır ve hasenâta yönelelim ki, ölüm bize gülerek gelsin ve biz de onu gülerek karşılayalım. Ölümümüze, melekler, insanlar, ibadet ettiğimiz yerler ağlasınlar, ama biz gülelim, cennete girelim, cemali görelim, rizaya ve rıdvana erelim.
Tevhide devam et kardeşim, tevhid ile dilini, kalbini, gönlünü süsle... Hayırlı amellerini kendine yoldaş, ehl-i derdi sırdaş eyle, namaz kıl, oruç tut, zekât ver, Allah ve Resûlünü sev, onları sevenleri de sev ki, kişi sevdikleriyle haşrolunacaktır.
Yâ Rab!. Bu âciz risâlemizi okuyan, okutan ve dinleyenleri iymandan ve Kur'andan ayırma, son kelâmımızı kelime-i tevhid ve Kur'an-ı mecid eyle... Ölümleri ânında kendilerine müjdeci melekler gönderilerek cennetle müjdelenen salihler ve âşıklar zümresine bizleri de ilhak eyle... Olümün şiddetinden, kabrin vahşetinden, mahşerin haşetinden bizleri ve bütün mü'- minleri hıfz-u emin eyle... Nârından azad, iltifatına lâyık kulların meyanında isimlerimizi yâd, o korkunç geçitlerde lûtuf ve kereminle ümmet-i Muhammed'e imdat ve bizleri Habib-i edibinin sancağı altında haşreyleyerek şâd eyle yâ Rabbi...
Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillâhi Rabbil-âlemiyn (EL-FÂTİHA).
El-Hac
Mevlâ dâvet eder mü'min kulunu, Ezan vakti sûr-u rahmet açılır, Bilen bulur Riza-Rudvan yolunu, Âşıklara nur-u rahmet saçılır...
Kamet ile kıyam eder dururlar, Erkânını, âdabını korurlar, Huşû ile secdeye baş vururlar, Âşıklara nur-u rahmet saçılır...
Fahr-i âlem onlara imam olur, VESCÜD emri VEKTARİB'le tam olur, Mü'minlerin mi'râcı tamam olur, Âşıklara nur-u rahmet saçılır...
Kabul olur hemen bütün dilekler, İymanına şahit olur melekler, Mest-ü hayran kalır bütün felekler, Âşıklara nur-u rahmet saçılır...
Gel ey AŞKİ!.. Beş vakitte kaim ol, Sebat eyle, kulluğunda daim ol, Ramazanı ganimet bil, saim ol;
Âşıklara nur-u rahmet saçılır...