Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Mensur ibn-i Ammâr gayet müessir vâ'az-ü nasihatleriyle tanınmış, kalabalık bir cemaati bulunan, duası…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 637

Mensur ibn-i Ammâr gayet müessir vâ'az-ü nasihatleriyle tanınmış, kalabalık bir cemaati bulunan, duası müstecap olan

âlimlerdendi. Bu muhterem zatın bulunduğu ülkede, bunun tam aksine sefahat ve işret düşkünü zengin bir kimse yaşıyordu. Hergün kafadarlarını toplar ve sabahlara kadar içki içerek, sözüm ona eğlenirlerdi.

Burada bir hatırlatma yapmak isterim: Ehl-i şeri'at lisanında içkiye bütün habasetlerin anası demek olan Ummül-habâ'is derler. Gerçekten, içki bütün kötülüklerin anası mahiyetindedir. Bilindiği gibi, insanın en kıymetli cevheri AKIL'dır.

Akıl nerede ise din oradadır. Din nerede ise iyman oradadır. Iyman nerede ise hayâ oradadır. Hayâ nerede ise namus ve iffet oradadır. Binaenaleyh, içki ile akıl gidince din gider, din gidince iyman gider, iyman gidince hayâ gider, hayâ da gidince ne namus kalır ne de iffet!.. Onun için, içki aklı giderdiğinden dolayı ümmül-habâ'is olmuştur. Bugünkü tıb ilmi, Allah korusun akıl hastalıklarında hastanın hangi belirtilerle neler yapabileceğini kestirmekte ve önleyici tedbirler alabilmektedir. Oysa, serhoşun ne yapacağını önceden kimse kestiremeyeceği için, kendisinden her türlü fenalık beklenir. Onun için âcizane deriz ki, aklının başında olduğunu iddia edenler, alın teri dökerek kazandıkları helâl para ile içki satın alıp içerek yalnız haram işlemekle kalmazlar, aynı zamanda kendi paraları ile akıllarını iptal etmiş olurlar. Böylelerine akıllı demek caiz olup olmadığını sizlerin irfanınıza terkederim.

Her ne hal ise, hikâyemize devam edelim:

O sefih ve ayyâş zenginin salih bir kölesi vardı. Onu çağırdı ve kendisine biraz para vererek meze tedarik etmesini emretti. Yolu, vâ'iz Mensur'un halka nasihat ettiği cami-i şerifin önünden geçen köle, kalabalığı görünce dayanamadı ve içeriye girdi. O gün, Mensur'un da ağzından ballar dökülüyor, etrafa birer hazine değerinde olan veciz hikmetler, ibretler saçıyordu.

Herkes gibi, o köle de çarşıya niçin çıktığını unutarak sonuna kadar onu dinledi. Dersin sonlarına doğru, Mensur kürsinin dibinde oturan bir zatı göstererek:

— Her kim, bu fakire Allah rizasıyçün dört dirhem verirse, ona Allahu teâlâ'dan dilediği dört isteğinin yerine gelmesi için dua ve niyaz ederim, dedi. B.u sözleri, başından itibaren

dinlediklerinin tesirinde kalan köleyi büsbütün etkiledi ve cemaati yararak ileriye fırladı ve efendisinin kendisine meze almak için verdiği dört dirhemi gösterilen fakire verdi. Mensur, kendisinden sordu:

— Birinci dileğin nedir?

— Rabbim beni bu kölelik esaretinden halâs buyursun ve beni hürriyetime kavuştursun.

Mensur ellerini açarak:

— Yâ Rab! Bu kulunu esirlikten kurtar, diye dua etti ve cemaat (AMIN) dediler.

— Ikinci dileğin nedir?

— Allahu teâlâ beni ve efendimi mağfiret buyursun!

Mensur yine dua etti, cemaat (ÂMIN) dedi ve sordu:

— Uçüncü dileğin nedir?

— Şu fakire verdiğim dirhemleri, Rabbim bana iade buyursun.

Mensur yine dua etti ve cemaat (ÂMİN) dedi. Tekrar sordu:

— Dördüncü ve son dileğin nedir?

— Rabbim, Zât-ı âlinizi ve duanıza (AMIN) diyen bu cemaati de affi mağfiret buyursun...

Hazret-i Mensur yine dua etti ve cemaat cân ve gönülden (Amin) dediler ve dağıldılar. Köle, elleri boş olarak eve dönünce efendisi sordu:

— Bu kadar zamandır nerelerde idin? Hani, istediğim mezeleri neden almadın? Saatlerdir, sofra başında seni bekliyoruz, diye çıkışınca köle mes'eleyi başından sonuna kadar efendisine anlattı. Aslında bir yüce sultan olduğu halde köle gibi görünen ve yine aslında bir köle olduğu halde efendi gibi bilinen sefih adam, kölenin anlattıklarına hayran oldu. Geciktiğinden ve beklettiğinden ötürü kölesini dövmek üzere hazırladığı kamçı elinden düştü, elleri ve ayakları titremeğe başladı, gözlerinden yaşlar boşandı, kölesini derin bir şefkat ve merhametle bağrına basarak kucakladı ve ona:

— Sen köle değil gerçekten efendi imişsin de, benim haberim yokmuş. Ben de kendimi efendi sandığım halde, nefsimin kölesi olduğumu şimdi anladım. Seni azad ediyorum ve seni

şahit tutarak söz veriyorum, bundan sonra aslâ içki içmeyeceğim, Allahu tâlâ'nın haram kıldığı hiçbir şeye değil el sürmek, yakininden bile geçmeyeceğim, dedi, tövbe ve istiğfar ederek azad ettiği kölesine dörtyüz bin dirhem ihsan etti ve:

— Ilk üç dileğin oldu, dedi. Sonuncusu benim elimde değil ama, umarım ki Cenab-ı Rabbil-âlemiyn, bu dileğini de kabul buyuracaktır.

O gece, rü'yâsında kendisine: (Ey kulum!.. Sen elinden geleni yaptın, biz azim-üş-şân da cami-i şerifte bulunan ve ÂMİN diyenlerin hepsini af ve mağtiret eyledik.) hitabına mazhar oldu.

Ehl-i dilden budur muradım ki, Hayır ile adımı yâd edeler, Eyledikçe nazar bu risâleye, Bir dua ile beni şâd edeler..

Yâ Rabbi! Bizleri, Kur'an-ı azim-ül-bürhanı hakkıyle ve lâyıkıyla okuyup anlayan, hükümleriyle tam bir ihlâs içinde âmil olan, ilâhî sırlarına ve tecellilerine mazhar bulunan has kulların zümresine ilhak eyle. (IHDINAS-SIRAT-EL-MÜSTAKIYM) niyazımıza (HÜDEN LİL-MÜTTEKIYN) hitab-ı izzetinle cevap verdiğin has kullarından bizleri ayırma yâ Rabbi... Namazlarımızın içinde ve dışında okuduğumuz âyât-ı beyyinâtındaki hikmetlerini (YÜ'T-İL HİKMETE MEN YEŞÂ) sırrına muvafık kılarak öğrenmemizi nasip ve müyesser buyur (VE MEN YU'T-IL- HİKMETE FEKAD UTİYE HAYREN KESİYRÂ) cilve-i sübhaniyyenin tadını bizlere duyur yâ Rabbi... Bizleri, namazlarında urûc eden muhlis mü'minlerden, rızık olarak bahş ve ihsan buyurduklarını rizayı ilâhiyyen yolunda infak edenlerden, Habib-i edibinin nurlu yolunda gidenlerden, TICARETEN LEN-TEBÜR mazhariyyetine erenlerden eyle yâ Rabbi... Bizleri, son nefesimize kadar iymandan ve Kur'andan ayırma yâ Rabbi...

Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn (EL-FÂTİHA).

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.