Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Meşâhir-i Evliyâ'ullahtan Fudeyl hazretlerinin Mekke-i mükerreme'deki kabr-i şerifleri, bir zamanlar ziyaretgâh idi.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 600

Meşâhir-i Evliyâ'ullahtan Fudeyl hazretlerinin Mekke-i mükerreme'deki kabr-i şerifleri, bir zamanlar ziyaretgâh idi. Fakat, Hicaz kıt'asının idaresini ellerine aldıktan sonra Vehhabi kardeşlerimiz, bütün islâm kabirlerini yıktırmışlar, bir çok islâm eserlerini ortadan kaldırmışlardır. Bu arada, bu zât-ı akdesin türbesi de kaybolmuştur.

Rivayet olunur ki, Fudeyl gençliğinde yol kesen, dediği dedik, astığı astık korkunç bir eşkiya imiş.. Fakat, bir âdeti varmış, soyduğu kimselerin adlarını ve adreslerini yazarmış. Bir gece, yoldaşları bir geçitte pusu kurup bekleşirlerken, o da başını kölesinin dizine koymuş dinleniyormuş. Bir kafile, bulundukları yere yaklaşmış ve bunların pusularına düşmüş, önce

direnmek istemişler ama Fudeyl'in de orada bulunduğunu öğ renince büsbütün telâşlanmışlar ve ne yapacaklarını şaşırmışlar. Meğer, bu kafilenin arasında zamanın âlimlerinden, ehl-i Kur'andan velâyet derecesini ihraz etmiş üç zât-1 şerif varmış.

Bunlar, yol arkadaşlarına şöyle demişler:

— Şimdi, biz Fudeyl'e üç ok atacağız. Vurabilirsek ne â'lâ, vuramazsak kaderinize razı olun.

Bu üç zattan birincisi, dağları taşları titreten bir sesle şu âyet-i kerimeyi okumuş:

Elem ye'ni lilleziyne âmen0 en tahşea kulobühum li-zikrillahi ve mâ nezele min-el-hakkı ve la yekünu kelleziyne ü'tül-kitabe min kablü fe-tale aleyhimül-emedû fekaset kulübühüm ve kesiyrün minhüm fâsikan...

El-Hadid: 16 (İyman edenlerin kalplerine, Allahu tâlâ'nın zikri ve Hak ile indirilen Kur'anı okuyarak korku ve saygı ile yunuşaklık gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verildiği halde, sonradan peygamberleri ile aralarında uzun zaman geçmiş olması yüzünden kalpleri katılaşmış, günahlara ve kötülüklere dalmış bulunanlar gibi olmasınlar...)

Bu âyet-i kerime, Fudeyl'in kulağına varınca, yattığı yerden doğrulmuş ve:

- Eyvah, bana bir ok geldi ve yaralandım, diye haykır- mIŞ.

Kölesi, efendisini yaralayan oku aramış ama bulamamış.

Evet, ok yokmuş ama, Fudeyl gerçekten yaralanmış imiş. Ayet-i kerimenin tesiriyle inim inim inliyormuş, ağlıyormuş, saçını başını yoluyormuş. Şaşkın şaşkın hâlâ ok arayan kölesine:

— Boşuna beni yaralayan oku arama! demiş. Zira, o Allahu teâlâ tarafindan geldi.

Yolcu kafilesinde bulunan Ehlullah'tan ikinci zat da, yine yüksek sesle şu âyet-i kerimeyi okumuş:

Fo-firro Ilallah innly löküm minhü nezlyrün müblyn-.

Ez-Zarlyat: 50 (O halde, hemen Allahu teâlâ'ya kaçın, küfrü ve dalâleti bırakıp iyman ve tevhide gelin, Hakkın azabından rahmetine firar edin. Şüphe yok ki, ben size onun tarafından gönderilmiş bir korkutucuyum..)

Fudeyl, bu âyet-i kerime üzerine bir daha haykırmış:

— Bana ikinci bir ok daha saplandı!.. demeğe kalmadan Ehlullah'tan üçüncü zat, en katı yürekleri bile ürperten bir sesle şu âyet-i kerimeyi okumuş:

,3' Spa 2 Ve eniybo ila Rabbiküm ve eslimo leho min kabll en ye'tiyeküm-ül-azabû sümme la tunsarunm Ez-Zümer: 54 (Size azap gelmeden önce, Rabbinize tövbe ve rücû edin, ona teslim olun, sonra yardım olunmazsınız...)

Fudeyl, bir sayha vurarak bütün arkadaşlarını yanına çağırmış ve onlara:

— Haydi, savulun gidin başımdan... Ben, yaptıklarıma pişman olarak tövbe ettim, kalbime Allah korkusu sindi, demiş ve evvelce li-hikmetin tesbit ettiği adresleri dolaşarak bütün hak sahiplerine haklarını ödemiş, Mekke-i mükerreme'ye gelmiş ve ömrünün bakiyyesini orada ibadet ve tâ'atle geçirmiş.

Harun-er-Reşid, ziyaret maksadıyle Mekke-i mükerreme'ye gidince ona uğramış ve demiş ki:

— Yâ Fudeyl!.. Rü'yâmda bana, Fudey. Rabbinden korktu ve hâlıkının hizmetini ihtiyar etti, dediler deyince Fudeyl;

kendisini hizmetine kabul buyuran, tevfikini refik eden ve kendisini af ve mağfiret eyleyen ve tekvâ libasını giydirerek velileri arasına alan Allahu teâlâ'ya hamd-ü senâda bulundu.

Sensin bana can-ü cihan, Sensin bana genc-ü nihân, Sendendürür zarar, ziyan;

Ne iş gelir benden bana...

Insan, ne kadar günahkâr olsa da, rahmet-i sübhaniyyeden ümidini kesmemelidir. Allahu teâlâ'ya iyman edenleri, Allah ve Resûlünü sevenleri, Allah yolunda fedayı can edenleri sevmelidir. Bu kutlu ve mutlu kişilere sevgi ve saygı. kişiyi muhakkak Hakka ulaştırır.

Şunu iyi bilmelidir ki, gönül şehri etrafı açık bir ova gibidir. Gönül şehrine her yönden rüzgâr esebilir. Herkesin kötü gördüğü ve adam olmaz dediği, gün olur Fudeyl gibi Hak velilerinin attıkları mâ'nevî oklarla deva bulur ve rahmete ererler. Bütün ümid kapılarının kapandığı zaman bile, Allahu teâlâ'nın yüzbinlerce rahmet kapısını birden açıvereceği aslâ unutulmamalıdır. Onun için, mahlûkat-ı ilâhiyye'yi aslâ hor görmemelidir. Nice virâneler vardır ki, bağrında defineler gizlidir.

Bütün yaratılmışlar uyuduğu zaman, hiç uyumayan, kendisine gaflet ve dalgınlık da ârız olmayan Hayyü Kayyûm'u düşünmeli, onu zikretmeli ve ondan rahmetini, mağfiretini, feyiz ve selâmetini niyaz etmelidir. Allahu teâlâ, kapısına geleni boş çevirmez, Allah diyen kulunu reddetmez, hiç bir mahlükunu mahrum bırakmaz.

Dahası da var: Kullar, kendilerinden bir şey istenince kızarlar. Allahu teâlâ ise, kendisinden istemeyene kızar. Onun için, kuldan ümidini kesmeli ve gerçek dost olan Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerine bağlanmalı ve ona teslim olmalı, ondan yana kaçmalıdır. Kişinin günahları dağlar kadar büyük, kumlar kadar çok, sular kadar engin bile olsa, Rabbimizin rahmet ve mağfireti hepsinden ziyadedir. Allahu teâlâ, kulundan aslâ vazgeçmez. Kendisine döneni, yaptığına pişman olanı, tövbe ve istiğfar edeni affu mağfiret eder. O Gaffâr'dır, o Settâr'- dır, o Rahman'dır, o Rahim'dir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.