Birisi, kibâr-ı meşayihten bir zât-1 şerife derviş olmuş ve uzun müddet o şeyh-i azize hizmet etmişti. Birgün konuşurlarken, Hazret-i şeyh, dervişinden bir isteği olup olmadığını sordu. Bundan cesaret alan derviş kendisine ism-i â'zamın talim buyurulmasını niyaz etti. Şeyh:
— Kendinde ism-i âzamı öğrenmeğe ehliyet görüyor musun? diye sorunca derviş hiç düşünmeden:
- Evet efendim, cevabını verdi. Şeyh, bunun üzerine ona:
— Filân yere git, hiç konuşmadan orada otur. Neler görürsen, dönüşünde bana anlat! emrini verdi.
Derviş, şeyhinin emrettiği yere gitti, bir müddet oturup çevresine bakındı. Nur yüzlü bir ihtiyarın merkebine odun yüklemiş olduğu halde geldigini gördü. Tam bu sırada başka bir adam meydana çıktı ve o nur yüzlü ihtiyarın sakalından tutarak dövmeğe başladı. Bu yetmiyormuş gibi zavallı ihtiyarın getirdigi odunları da aldı ve gitti.
Bizim derviş geri döndü ve gördüklerini olduğu gibi şeyhine anlattı. Şeyh hazretleri kendisinden sordu:
— Ism-i â'zamı bilseydin, o ihtiyarı döven ve odunlarını alıp giden adama ne yapardın?
Derviş, hemen cevap verdi:
— O zâlimi helâk etmek için okur ve zavallı ihtiyarın odunlarını kendisinden alarak sahibine iade ederdim, deyince şeyh gülümsedi:
— Senin gibi sabırsız ve merhametsiz birisine ism-i â'zamı talim etmek caiz değildir. Bir merkep ve bir yük odun için, adam öldürülmez. Ey oğul bilmiş ol ki, ben ism-i â'zamı senin dayak yediğini ve odunlarının elinden alındığını gördüğün zât-1 muhteremden talim edip öğrendim.
Evet, aziz müslümanlar:
Peygamberler ve onların vârisleri olan Hak veli'leri, sabırlı ve halimdirler. Kendilerine yapılan haksızlık veya kötülüklere hilmiyyetle muamele ederler. Hatta, günden güne hilmiyetlerini artırırlar. Bunun için, kendilerinde iymana, islâma ve gerçek mâ'nada insan ve müslüman olmağa kabiliyyet ve istidat bulunanlar, peygamberlerin ve Hak veli'lerinin gösterdikleri hilmiyyet karşısında hatalarını ve zaaflarını anlar, insafa gelir ve gerçekten insan ve islâm olurlar. Kendilerinde iyman ve islâm istidadı bulunmayanlar ise, yaptıkları kötülüklere karşı peygamberlerin ve Hak velilerinin yumuşak davranmalarını kendilerinden korktukları için böyle davranınağa mecbur kaldıkları şeklinde yorumlarlar, zulüm ve haksızlıklarını artırırlar.
Buna rağmen peygamberler ve veliler sabreder ve halim olurlar ama, Allahu azim-üş-şân adaletiyle tecelli buyurur ve o zâimlerden peygamberlerinin ve velilerinin intikamını alır. Zira, peygamberler ve veliler, Allahu tâlâ'nın himayesindedirler. Onlar, kendilerine yapılan haksızlık veya kötülüğü bağışlasalar ve buna razı olsalar bile, Mevlâyı müte'âl kendilerine zulmeden zâlimlerden onların öcünü alır. Unutmayalım, Rabbimiz AZIZUN ZÜL-İNTİKAM'dır.