Yahudi âlimlerinden Zeyd bin Sane, ilâhî hidayete mazhar olmuş ve ezeli iymanını izhar buyurmuştu. Kendisi, olayı şöyle anlatıyor:
(Huzur-u fâ'iz-in-nûru cenab-1 Fahr-i risalete girmek bahtiyarlığına nail olmuş ve vech-i saadetleri ile şeref bulmuştum.
Nübüvvet alâmetleri mübarek ve münevver yüzlerinde açıkça görülüyordu. Ancak, kuşkularımı tamamiyle gidermek için, aklımca iki hususu daha tecrübeye ihtiyacım vardı. Birincisi HILM sıfatı idi. Bildiğime göre, peygamberân-i izamda hilm, gazabından ziyade olmalıydı. İkincisi de, başkalarının cahilâne muameleleri, peygamberlerin ilminin artmasına sebebolur diye biliyordum. Bu iki müşkilimi mutlâka halletmeliydim. Ondan sonra, gönül rahatlığı ile iymanımı arz ve izhar edebilirdim. Bunun için de, kendileriyle münasebetlerimi sıklaştırmağa başladım.
Belirli bir süre sonra ödenmek üzere kendilerine veresiye hurma verdim. Fakat, aklım fikrim o iki tecrübede idi. Bunun için, borcun ödenmesine bir kaç gün kala, kendileri ile karşılaştım ve elbiselerinden tutarak sordum:
— Yâ Muhammed! Borcunu daha vermeyecek misin? Siz, Abdülmuttalip oğulları, borcunuzu uzatmayı seversiniz.
Hz. Ömer-ül-Faruk radıyallahu anh bana çok kızdı ve bağırdı:
— Ey Allah'ın düşmanı, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya böyle muamelede bulunmağa nasıl cesaret edebiliyorsun? Vallahi, o zât-1 akdesin huzurunda edebe aykırı davranarak kendilerini incitmekten korkmasam, senin o murdar kafanı pis gövdenden ayırırdım, dedi.
Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il Mennân efendimiz, büyük bir sükûnetle tebessüm buyurarak dediler ki:
— Ya Ömer!.. Gerek ben ve gerekse alacaklım olan bu zat, senden daha başka muamele beklerdik. Gönül isterdi ki, ona böyle şiddetle bağırıp çağıracak ve tehditte bulunacak yerde, alacağını daha yumuşak bir dille ve tatlılıkla istemesini ihtar ve bana da derhal borcumu ödememi tavsiye edebilirdin ve böyle davranman daha uygun olurdu. Şimdi, senden rica ediyorum, git benim namıma bu zata borcumu öde ve kendisine karşı öfke ile konuştuğun ve tehdit ettiğin için ayrıca yirmi sağ ölçek de fazla ver, buyurdular.
Hz. Ömer-ül-Faruk radıyallahu anh, bu emr-i peygamberiyyi derhal yerine getirdi ve benden de özür diledi. Kendisine:
-
— Yâ Ömer! dedim. Ben bu alacak mes'elesini kasden tertipledim. Resûl-ü zişânın mübarek yüzlerinde Nübüvvet alâmetlerini farketmiştim. Fakat, bazı hususları daha görmem gerekiyordu. Şimdi anladım ki, bütün kemal sıfatları kendilerinde mevcuttur, inandım ve iyman ettim ki o gerçekten Hak peygamberdir. Şahid ol yâ Ömer, iyman ve iykanım tamamlandı.