Abdullah Savcı diyor ki: Vezir Nizam-1 Mülk, hacca gitmek üzere Dicle kenarında çadır kurdurmuştu. Tedariklerini tamamlamağa çalışıyorlar ve yol hazırlığı yapıyorlardı. Bir iş zımnında kendisini görmem icabetti, yanına doğru giderken bir derviş zuhur etti ve bana:
— Bunu vezire veriniz, bir emanettir! dedi.
Gayr-i iradi uzattığı mektubu aldım ve vezirin huzuruna gittim. Mektubu kendisine takdim ettim, açıp okudu ve ağlamağa başladı ve bir süre sonra bana:
— Bu mektubu getiren zatı bana çağır, emrini verdi.
Dışarı çıkıp her tarafı aradım ve arattım ama o dervişi bulamadım. Kendi kendime bu mektupta ne olduğunu düşünerek ve eğer zararlı bir şey ise getireni bulamadığım için azarlanacağımı tahmin ederek tekrar vezirin huzuruna döndüm ve neticeyi arzettim. Vezir, mektubu bana uzatarak okumamı emretti. Mektupta şöyle deniliyordu: (Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi, dün gece rü'yâmda gördüm. Git Nizam-1 Mülk'e söyle! Neden hacca gidiyor? Biz, kendisine sultanın yanında bulunmasını, ümmet-i Muhammed'in ihtiyaç ve maslâhatını görmesini emretmemiş miydik? buyurdu..)
Ma al-er-Restli illel-belâg.→ El-Ma'ide: 99 (Peygamber üzerine vâcip olan, ancak emrolunduğunu, ahkâm-ı ilâhiyye'yi tebliğ etmektir.)
âyet-i kerimesiyle de bu mektup sona eriyordu. Mektubu okuduktan ve içinde yazılana vâkıf olduktan sonra, Nizam-l Mülk bana:
— O dervişi ne zaman ve nerede bulursan, mutlâka bana getir, duasını alalım, dedi. Emr-i peygamberi üzerine hacca gitmekten feragat etti.
Bir müddet sonra o dervişi Dicle kenarında çamaşır yıkarken gördüm ve yanına yaklaşarak selâm verdikten sonra:
— Ey âşık!.. dedim. Vezir, seni görmek istiyor. Haydi, lûtfet beraberce huzuruna gidelim.
Bana, yan yan bakarak:
— Benim onunla hiçbir işim yok, ona bir emanet vardı, seninle göndererek vazifeini yaptım, dedi.
Resûl-ü zişânın, şevk-i ruhaniyyetinin himmeti üzerinde olsun, iymanın kemal bulsun, iyman-ı kâmilin zevkini ve din-i mübiynin tadını gönlün duysun, görmediğini gör... Dünya, senin ve benim zannettiğimiz gibi boş değildir.