Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Gayet zengin bir kimse, Ehlullah'tan bir zat-ı şerifin huzuruna giderek, bazı hususlarda aydınlatılmasını…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 541

Gayet zengin bir kimse, Ehlullah'tan bir zat-ı şerifin huzuruna giderek, bazı hususlarda aydınlatılmasını rica etti ve aralarında şöyle bir konuşma oldu:

— Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretlerinden neler isteyim ki, bütün hayırlar ve iyilikler onun içinde bulunsun?

- Zenginlik, sihhat ve âfiyet niyaz et...

— Hamd-ü senâ ederim ki; çok zenginim, sıhhat ve âfiyetim de yerindedir.

— Kanaat sahibi olmayı niyaz et...

— İşlerimi kimlere havale edeyim?

— İşlerini daima kendisini bilenlere havalet et...

- Kimden emin olayım?

— Hased'siz dosttan...

— Bir insana ömrü içinde en çok ne lâzımdır?

— Gençliğinde ilim ve hüner öğrenmek, ihtiyarlığında iyi ve güzel ahlâk sahibi olmak ve diğer vakitlerinde ibadet ve tâ'- atıyle, iş ve gücüyle meşgul olmak lâzımdır.

— Aslında doğru olduğu halde, halkın çirkin bulduğu şey nedir?

— Kişinin her fırsat ve vesileden faydalanarak kendisinden bahsetmesi ve kendi kendisini medhetmesidir.

- Büyük adam kime denir?

— Iyiyi kötüden, hayrı şerden, doğruyu eğriden ayırdedebilen ve işlerini ehline gördürendir.

- Kimlerden sakınayım?

— Yüze gülüp yaltaklananlardan ve sonradan zengin olmuş sefihlerden.

- Cömert kime denir?

— Birisine bir şey verdiği zaman yürekten sevinendir.

— Mürüvveti ne gibi haller giderir?

— Zenginlerde cimrilik, zâhitlerde u'cub, kadınlarda edepsizlik ve ahlâksızlık, erkeklerde yalan söylemektir.

— Bu dünyada bahtsız kime denir?

— Kibirli fakirlere denir.

— Akıllı kime denir?

— Çok şey bilip, az söyleyene denir.

— Akıllı adam hangi hallerde pişman olur?

— Işlerinde acele etmekten...

— Hamiyyeti gideren nedir?

— Tamah'tır.

— Ilmin âfetleri nelerdir?

— Ehli olmayana ilim öğretmeğe çalışmaktır.

— Yenilip içilmediği halde insana zarar veren şeyler nedir?

— Haklı veya haksız azar işitmek, fakir ve yoksul düşmek, nâmerde muhtaç olmaktır.

Ablâk iledir nizam-ı âlem, Ahlâk iledir kemal-i âdem..

Ahlâka nazar edilmeyince, Semt-i edebe gidilmeyince, Âlemde nice maarif ehli, Tercih ediyor ilime cehli!..

Evet, zenginlik ahlâk ve kanaat iledir. Bir bakıma, zenginlik silâh gibidir. Ahlâk sahibi bir kimsenin elinde bulununca, onunla ırz ve iffetini korur, vatan ve milletinin mukaddesatını onunla savunur, yoksul ve yardıma muhtaç olanları himaye eder, hâsılı zenginlik silâhını daima hayra kullanır. Ahlâksız bir kimsenin elinde ise o korkunç silâh bir âfet olur. Rastgele ateş ederek bir çok cana kıyar, şehevî ve hayvanî arzularını tatmin için onu tehdit vasıtası olarak kullanır, her işini onunla zorla gördürmeğe kalkışır ve sonunda o silâh geri teperek sahibini de helâk eder.

Zenginliği mal ve para toplamaktan ibaret sanan ve sayan çok cahiller ve gafiller, yemeğe fırsat bulamadan bu dünyadan göçmüşler, mülevves vücutlarını yılanlar ve çıyanlar, kemiklerini toprak yemiş, severek biriktirdikleri ve üzerine titredikleri malları ve paraları sevmediklerine kalmış, kendileri o mal ve paranın hesabını vermeğe çalışırken, başkaları onu lânet ve nefretle anarak mallarını ve paralarını yemişlerdir.

Ustelik, biriktirdikleri ve Allah yolunda sarfedemedikleri o mallar ve paralar, yarın cehennem ateşinde kızdırılarak yanlarına, bellerine, alınlarına yapıştırılacak ve kendilerine: (Tadın bakalım tadını!..) denecektir.

Ey fedakâr ve vefakâr anasını, karısına tercih eden şaşkın!.

Ölüm sana eriştiği gün, anacığına tercih ettiğin o kadın, belki bir başka erkekle evlenecek, onun koynuna girip seni unutacak, hattâ ikinci kocasını senden daha çok sevecek ve sayacaktır. Fakat, talihsiz anacığın, ölünceye kadar arkandan gözyaşı dökmeğe devam edecek, içi sızlayarak seni anacak, kıyamete kadar evlât acısı ile yanacaktır. Seni dokuz ay on gün, binbir zahmet ve meşakkatle karnında taşıyan, iki yıla yakın gece gündüz demeden seni sütüyle besleyen, çamaşırını yıkayıp pisliğini temizleyen, biraz ateşli olduğunu görünce sabahlara kadar gözlerine uyku girmeksizin başucunda bekleyen, bir parça düşünceli olduğunu farkedince derdinle dertlenen sevgili anacığını karına tercih ederken için sızlamıyor mu? Karının kaprislerine âlet olarak anacığına bağırıp çağırmaktan utanmıyor musun? Sevgili peygamberimizin: (CENNET, ANA- LARIN AYAKLARI ALTINDADIR.) buyurduklarını hiç duymadın mı? Senin uğrunda bir ömür harcayan, senden başka umudu ve arzusu olmayan anacığını, yarın başına ne işler açacağı bilinmeyen bir kadına değiştirirken, insanlık duygularından ne kadar uzaklaştığını sezemiyor musun? Unutma ki, bunun sonu dünya hayatında belâdan belâya uğramak ve âhiret hayatında da elim bir azaba müstehak olmaktır. Ana - baba hakları konusundaki nâçiz öğütlerimizi, IRŞAD adındaki üç ciltlik eserimizde okumanızı tavsiye ederiz.

Ey baba hakkı gözetmeyen, ne idüğü belirsiz arkadaşlarını babasına tercih eden, ihvân ve yâranına ihsan ve ikramda bulunduğu halde babasını mahrum eden zâlim!.. Çok yakın bir gelecekte, babana yaptıklarını kendi oğlundan göreceğini sana müjdelerim. Ömür boyu, sizin daha rahat, daha mutlu yaşamanız, kimseye muhtaç olmamanız için çalışıp didinen babacığını kırıp incitmekle insanlığından neler kaybettiğini hatırlatmak, bilmem aklını başına getirir mi? Ey babaları şunun bunun eskileriyle idare ederken, en pahalı kumaşlardan, en usta terzilere elbiseler diktirip giyen gafil evlâtlar!.. Yarın, kefeninizin ipek kumaştan olacağını mı sanıyorsunuz? Babalarına, atalarına, dedelerine sövüp sayan, onları lânetleyen ahmaklar!...

Bu cennet vatanda insan gibi yaşayabiliyorsan, o beğenmediğin, kuruyası dilinle her zaman incittiğin dedelerin bu emaneti kanları bahasına bırakmamış olsalardı, halinin neye varacağını hiç düşündünüz mü? Hiçbir şey görmüyor, hiçbir şey bilmiyorsanız, kendi evlâtlarınızın sizlerden babalara, dedelere sövmeği öğrendiklerini ve sırası gelince onların da size söğeceklerini akıl edemiyor musunuz?

Bu risâlelerimizi okuyan, okutan ve dinleyen, okuduğu veya dinlediği ile âmil olmaya gayret eden Hak yoldaşlarıma, şu hikâyeyi sunmakla bahtiyarım.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.