Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Abbasi halifelerinin ileri gelenlerinden Harun-er-Reşid'e, Fransa kralı gayet nâdide bir gül fidanı hediye…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 484

Abbasi halifelerinin ileri gelenlerinden Harun-er-Reşid'e, Fransa kralı gayet nâdide bir gül fidanı hediye göndermişti. Halife, bu fidanı bahçıvan başısına teslim etti, itina ile bakıp büyütmesini ve bundan kendisini sorumlu tutacağını söylemeği de ihmal etmedi. Fidan, büyük bir dikkatle bakılıp büyütüldü ve ilk goncasını verdi. Bahçıvan, onu daima gözaltında bulundururken, bir bülbülün feryat ve figan ederek goncaya doğru saldırdığını ve bir kanat darbesiyle gülü dağıttığını gördü. Etrafa saçılan yapraklarını toplayarak halifenin huzuruna çıktı ve:

— Inanınız ki, suçum yok! dedi. Büyük bir titizlikle bu goncayı koruyup kolluyordum. Ancak, bugün bir bülbül ona saldırdı ve müdahale etmeme fırsat bırakmadan oncağızı dagittı.

Halife kendisini teselli etti:

- Uzülme, dedi. Dünya, o bülbüle de kalmaz!..

Aradan bir kaç gün geçti ve bahçıvan gülü bir vuruşta dağıtan bülbülün bir yılan tarafından yutulduğunu gördü ve keyfiyeti halifeye bildirdi. Harun-er-Reşid gülümseyerek:

— Sana dernedim mi? dedi. Dünya, o yılana da kalmaz.

Gerçekten bir kaç gün sonra da, bahçıvan bülbülü yutan yılanı kıstırdı ve bir kazma darbesiyle onu öldürerek durumu halifeye de bildirdi. Halife, hafifçe gülümseyerek:

- Bu dünya, sana da kalmaz ey bahçıvan başı!.. dedi.

Bir zaman daha geçti, bahçıvan ağır bir suç işledi ve ölüm cezasına mahkûm edildi. Infaz yerine götürdüler, son arzusunu sordular.

— Halife hazretlerine bir çift sözüm var, dedi.

Mahkûmun bu son arzusunu halifeye bildirdiler, huzuruna getirilmesini emretti. Bahçıvanı huzura götürdüler, halifeyi selâmladıktan sonra şunları söyledi:

— Yâ emir-el-mü'miniyn! Bana, Fransa kralından hediye geldiğini söyleyerek bir gül fidanı vermiş ve dikkatle bakıp büyütmemi emretmiştiniz. Bütün gayret ve ihtimamıma rağmen, o fidanın verdigi gülü bir bülbül parçaladı, durumu zât-ı şahanelerine arzettim. Bana: (Dünya, bülbüle de kalmaz!) buyurdunuz. Gerçekten dünya bülbüle de kalmadı ve onu da bir yılan yuttu. Bunun üzerine siz: (Dünya, yılana da kalmaz!..) buyurdunuz. Bir zaman sonra da, fakiriniz o yılanı öldürünce:

(Dünya, sana da kalmaz!) buyurmuştunuz. Hakikaten, dünya bana da kalmadı sultanım, biraz sonra haksız olarak cellât elinde can vereceğim. Sizden aldığım derslerle size hitabediyorum:

Bu yaptığınız iş adalete uygun değildir ve unutmayınız ki, bu dünya size kalmaz halife hazretleri! dedi.

Harun-er-Reşid, başını önüne eğerek mırıldandı:

— Seni affediyorum, dedi. Temenni ve ümit ederim ki, Rabbim de beni af ve merhametine lâyık bulur.

Bahçıvan başı bu suretle ölümden bir süre için kurtulmuş oldu. Aslında, halife kendisini affetmişti. Zâlimlerin zulümle verdikleri hükümler, hükmedenlerin aynı hükümle kendi kendilerini mahkûm etmeleri demektir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.