Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Emevi hükümdarlarından birisi, bir Allah dostunu ziyarete gitmişti.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 468

Emevi hükümdarlarından birisi, bir Allah dostunu ziyarete gitmişti. Hükümdarın, ma'iyyeti ile birlikte zaviyesine doğru geldiğini gören o veli, hemen içeri girmiş, höcresine kapanmış,

yüzünü örterek yatmıştı. Hükümdarı, zaviyenin kapısında o veli'nin oğlu karşılamış ve babasının rahatsız olduğunu ve kimseyi kabul edemeyeceğini bildirmişti. Hükümdar, bir Hak veli'si tarafından kabul edilmeyişine üzüldü ve:

— Eğer yanılmadıysam, biz karşıdan gelirken zaviyenin kapısında oturuyorlardı, bizi görünce içeri kaçtılar. Acaba, birdenbire hastalandılar mı ki böyle yaptılar? deyince, o Hak veli'si içeriden seslendi:

— Hayır! Hasta filân değilim, dedi. Sizin yüzünüzü görmemek için içeriye kaçtım ve yüzümü de örttüm. Zira, zâlime meyledenleri, nâr-ı cahiym kuşatacaktır. (VE LA TERKENU İLLELLEZİYNE ZALEMÛ..) âyet-i kerimesini hiç okumadınız mı? Zâlimin yüzüne bakmak, cehenneme bakmak gibidir, derler, hiç duymadınız mı?

Hükümdar, bu sözleri duyunca ağlamağa başladı, o zamana kadar yaptığı zulüm ve haksızlıklara pişman oldu, tövbe istiğfar eyledi ve o günden sonra milletini ve memleketini adaletle idare etmeğe başlayarak affı ilâhiyye mazhar oldu.

Suçunu bilip tövbe eden buldu selâmet, Zulmeyleyeni adl ile mizâna çekerler...

Müflis ona derler ki yarın rûz-i cezada, Hak sahipleri hak diye divâna çekerler...

Evet, zâlimin zulmünü yüzüne karşı söylemek, onun zulmünden vazgeçmesine sebep olur. Fakat, şunu da aslâ unutmamalıdır:

Od'ü ila sebiy|| Rabbike bll-hikmeti vel-mev'za't-il haseneti ve câdilhum billetiy hiye ahsen....

En - Nahl: 125

(Ey Habib-i zişânım!.. Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütlerle dâvet et ve onlarla mücadeleni en güzel şekilde yap..)

Yoksa; sert, haşin, kırıcı, incitici, küçük düşürücü sözler sarfederek büsbütün çileden çıkarmamalı, inkâra ve isyana zorlamamalıdır. Gerçi Ehlullah'tan bazıları yerine ve icabına göre acı sözler de söyleyerek halkı iykaz ve irşâd eylemişlerdir ama, biz kendimizi onlarla kıyaslayamayız. Zira, Ehlullah arslan gibi ve halkın gönülleri orman gibidir, derler. Ehlullah'ın fiilleri, sözleri, özleri Hak ile olup, kendilerinden zuhur edenler de haktandır. Bizler, bu hallere bu sırlara vâkıt ve agâh olamadığımız için kime karşı sert ve kime karşı yumuşak davranılması gerektiğini tayin ve takdir edemeyiz. Böyle olunca da, Kur'an-ı azim-üş-şânın hükümlerine aynen ve harfiyyen uymak, elimizden ve dilimizden geliyorsa, güzel ve hikmetli sözlerla, güzel ve tatlı öğütlerle, ibret verici örneklerle halkı hakka dâvet etmek, daha uygun ve maksada muvafik olur.

Bazı insanlar, sert ve acı konuşmalardan, bazıları da tatlı ve yumuşak sözlerden anlarlar. Bunları, bu özelliklerine göre teşhis ve temyiz edebilmek kolay bir iş değildir. Elbette, böyle bir ayırımı kolayca ve rahatlıkla yapabilen bahtiyar kişiler de vardır ama, bu bir ilim, tecrübe ve mümarese ister. Dikkat edilecek olursa, Allahu teâlâ ve takaddes hazretleri, Kur'an-ı keriminde bazı insanları cehennemle, zebanilerle, azap ile, ikap ile korkutmakta ve daha önceleri gelmiş ve geçmiş ümmetlerin kötülüklerden, isyan ve günahlardan vazgeçmedikleri için çok feci ve elim âkibetlere düştüklerini hatırlatmakta ve bu gibi âsilerin ve günahkârların nasıl kahredildiklerini, nasıl helâk olunduklarını, yeryüzünden nasıl silinip gittiklerini beyan buyurmaktadır. Muhlis kullarını ise, cennetle, ni metle, riza ve ridvan ile, huri ve gılman ile, cennet dereceleri ve cemal-i lâ yezali ile tebşir buyurarak Hak ve hakikat yoluna çağırmaktadır.

Bizler de —Inşâ'allah— yakın bir gelecekte nerede EVET ve nerede HAYIR diyeceğimizi öğrenir, kiminle ACI ve kiminle TATLI konuşulacağını anlar, bizzat kendimiz hak yoluna gireriz de, ondan sonra başkalarını aynı yola çağırmak bahtiyarlığına ereriz. Bu hale gelinceye kadar, daima tatlı konuşmalı ve bütün din kardeşlerimizi hayırlarla, iyiliklerle tebşir ve tebrik etmeliyiz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.