Hak velilerinden bir zatı şerifin dükkânının da bulunduğu çarşı tamamiyle yanmıştı. Kendisine:
— Çarşı tamamen yandı ama, senin dükkânına hiçbir şey olmadı ve kurtuldu, dediklerinde gayr-ı ihtiyari:
- El-hamdü lillâh, diyiverdi.
Fakat, derhal hatasını anladı. Öyle ya, herkesin dükkânı yanmış, bütün komşuları zarar görmüş iken kendi dükkânının kurtulmasına sevinip hamdettiğinden dolayı tam kırk yıl, evet tam kırk yıl Cenab-ı Haktan af ve mağfiretini diledi.
Erbab-ı fazl-ü hüner olmazdı mû'teber, Herkes cihanda olsa eğer sahib-i hüner...
Işte, hasedçi ile ihlâs sahibi bir mü'min arasındaki fark budur. Hasedçi, başkalarının elindeki ni'metin yok olmasını ve hattâ onlara sahip bulunanların da mahvolmalarını ister. Bu hırs ve arzusu öylesine şiddetlidir ki, sonucun kendi aleyhinde olması dahi onu bundan caydıramaz. Onlar için, herşeyin yalnız kendilerine ait olması ve bu mümkün değilse ne kendilerine ne de başkalarına kalmaması önemlidir. Hâlis bir mü'min ise, başkalarının gördüğü zarar karşısında kendisinin zarar görmediğine hamdettiğinden dolayı kırk sene tövbe ve istiğfar ediyor.
Hased illetinden kurtulabilmek için tek çare, Allahu teâlâ'nın bahş ve ihsan buyurduğu her türlü ni'metlere kanaat ve şükretmek, dünya hayatında daima kendisinden yukarıda ve üstün refah seviyesinde olanlara değil, daha azıyla yetinen sabırlı fakirlere bakmak ve içinde bulunduğu şartlarla yetinmektir. Kanaatin, bitmez, tükenmez bir hazine olduğunu hiçbir zaman hatırdan çıkarmamalı ve Allahu teâlâ'dan tevfik ve hidayet niyaz etmelidir.
Sakın ümidini kesme, rızkın gelir elbet Hak'tan, Düşün kendini ey gafil, seni var eyledi yoktan...
Seyyid-ül-enâm aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyeti ves-selâm efendimizin nübüvvetini inkâr eden ehl-i kitap, o zât-1 akdese hased etmelerinden dolayı rahmet-i ilâhiyyeden mahrum kalmışlardır.
Hâsid, hasedinin cezasını hem dünyada, hem de âhirette mutlâk görecektir. Üstelik, bu unulmaz illetinden ötürü dünyada mahrum kalacağı gibi, âhiret hayatında da hüsrana uğrayacak, dünyada hased ateşiyle yandığı gibi âhirette de cehennem ateşi ile cezalandırılacaktır.
Hâsid, gözüyle herşeyi, her güzelliği yıkabilir. Kem nazar, deveyi kazana ve insanı mezara iletir. Hasedçilerin şerlerinden Allahu teâlâ'ya sığınmaktan başka çare yoktur.
Hasedçi, kem nazarıyla herşeyi imhâ ettiği gibi, salih kişiler de iyi ve güzel nazarlarıyla herşeyi ihyâ ederler. Birincisinden salgın hastalıktan kaçarcasına kaçmalı ve ikincisine yani salihlerin ve hak velilerinin nazarlarına mazhar olabilmek için can atmalıdır. Allahu tâlâ'nın rahmet nazarına mazhar olanlar ise, hiç azap görmezler. Allahu azim-üş-şân, bir kuluna merhamet nazarıyla nazar buyurursa, o kul ebediyyen azaptan kurtulur. Ashabı kirâm Resûl-ü zişânın nazarına mazhar oldukları için kıyamete kadar saygı ve mir netle yâd edilecekler, ümmet-i Muhammed tarafından tâ'ziz ve tekrim olunacaklardır.