Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Mefhar-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Ebu- Hureyre radıyallahu anh ile bir…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 297

Mefhar-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Ebu- Hureyre radıyallahu anh ile bir yere gidiyorlardı. Yolun kenarında, bir köpek leşine tesadüf ettiler. Ebu-Hureyre, tiksinerek başını aksi tarafa çevirdi. Onun bu halini gören Resûl-ü zişân efendimiz:

— Yâ Eba-Hureyre!.. Şu zavallı kelbin ne kadar güzel, bembeyaz, inci gibi dişleri var, hâlık-ı zişân ne kadar muntazam ve mükemmel yaratmış, gördün mü? buyurarak, onu ve bizleri ikaz ve irşâd eyledi.

Demek oluyor ki, insan farkedebilirse çirkin gibi görünen şeylerde bile bir güzellik bulmak ve görmek mümkündür. Bu itibarla, çirkin tarafına bakıp iğrenmektense, güzel tarafını bulup övmek daha hayırlıdır.

Elif okuduk ötürü, Pazar ettik götürü, Yaratılanı hoş gör, Yaratan'dan ötürü...

Şu yeşil otlar ve çimenler, şu zümrüt gibi ağaçlar ve yapraklar, renkleri, şekilleri ve kokuları ayrı ayrı meyveler ve çiçekler, kısaca ol Hâlık-ı muazzamın yarattığı herşey, okuyabilene başlı başına bir kitaptır ki, en küçük bir dalında, en cılız bir fidanında yüzbinlerce sırlar gizlidir. Kâ'inatta herşey başlı başına birer risâledir. Okuyabilene ne mutlu!.. Akar suların, tesbihlerini duyabiliyor musun? Hepsi de bir ummâna akıyorlar. Unutma, sen de bir akar su gibisin ve ummâna doğru akıyorsun:

Görenedir, görene!..

Köre nedir, köre ne?..

Körden murat, elbette baş gözleri görmeyenler demek değildir. Kalp gözleri kör olanları kastediyoruz. Zira, Allahu teâlâ bir kulunu dalâlete iletirse, o kul bakar ama göremez, işitir ama duyamaz, duysa da anlayamaz. Kalplerinde böylesine bir hastalık bulunanların bu marazlarını artırır ve bu gibileri elim bir azaba koyar. Bunlar, yarasalar gibi sırtlarını nura çevirirler, gerçeklerden kaçarlar, hakkı ve hakikati yalanlarlar ve sonunda bu inkârları kendilerini göremedikleri ve inanamadıkları ve hatta ömür boyu yalanladıkları korkunç bir ateşe yuvarlar. Bu bahtsız gafiller, ne için yaratıldıklarını, bu fâni âleme ne için gönderildiklerini, gelişlerindeki ve gidişlerindeki sırrı ve hikmeti hiç düşünemezler, kendilerini kimin yarattığını, ne için yarattığını da bir türlü idrak edemezler, yaradanı bilemedikleri ve bulamadıkları için de ona kulluk etmeği, iymana ve islâma gelmeği, ibadet ve tâ'atte bulunmağı akıllarına bile getiremezler. Öylesine âciz ve zavallıdırlar ki, bu fâni âleme yalnız yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak gibi şehevi arzularını tatmin için gönderildiklerini sanırlar ve bu yönden hayvandan hiç bir farkları kalmayacağını hatırlayamazlar.

Evet, onlar bu durum ve tutumlarıyla tıpkı dört ayaklı hayvanlar gibidirler ve hattâ bu vahşet ve dalâletleri, gaflet ve cehaletleri bakımından hayvanlardan da aşağı mevkidedirler. Onları cennet, cemal, ridvan, huri ve gılman ile müjdelemekte, ölüm, cehennem, azap ve iztirap ile korkutmak da müsavidir, çünkü iyman etmezler, edemezler. Hattâ, cenneti gözleriyle görseler, cehennem azabını bedenleriyle hissetseler bile uyanamazlar, ayılamazlar ve anlayamazlar. Oysa, cennetin de cehennemin de bu âlemde misalleri mevcuttur. Nasıl anlayabilsinler ki, onların kendi varlıklarından dahi haberleri yoktur. Zira, hakkı inkâr etmek, kendini inkâr etmek demektir.

Asıl mühim olan şudur: Onların bu inkârları, ebedî değildir. Pek yakın bir gelecekte, ölüm elbette ve elbette onları da bulacaktır. Ortaçağ şatoları gibi etrafı hisarlarla çevrili, burçları sağlam ve dayanıklı kalelere sığınsalar, bulundukları höcreyi çelik ve demir zırhlarla ördürseler, çevrelerine yüz binlerce muhafız dizseler yahut gökyüzüne çıksalar veya yerin yedi kat altına girip gizlenseler, ölüm yine de onları mutlâka bulacak ve kendilerini bu âlem-i şehadetten, âlem-i gayba götürecektir. İşte o zaman iymanın kıymet, ehemmiyet ve faziletini anlayacaklardır ama, bu kendilerinin iymansızlıklarından ve inkârlarından mütevellit azabı ve cezayı çekmelerine çok geç kalmış idrak ve irfanları hiçbir yarar sağlamayacaktır.

Hangi kul ki, şer'i pâkin hükmünü tatbik eder;

Hazret-i Mevlâ onu da mazhar-1 tevfik eder, Zâhir-ü bâtın ona her veçhile mü'min denir, Kim ki, Hakkı birleyip Resûlünü tasdik eder...

Insan, arkadaşından sorulur. Kişi, arkadaşından azar. Insanların başlarını her türlü kaygu ve kederlere, her çeşit dert ve musibetlere önce arkadaşı, sonra kendi kötü huyu, ekşi suratı ve acı sözleri iletir. Onun için, Efdal-ül-halâ'ik aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Hâlık efendimiz: (MÜ'MİN, GÜLER YÜZLÜ, TATLI SÖZLÜ VE İYİ HUYLUDUR...) buyurmuşlardır. Habib-i edib-i Kibriyâ'nın bir diğer Hadis-i şeriflerini de bu vesile ile hatırlatayım: (İÇİNİZDEN ALLAHU TEALÂ'YA EN SEV-

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.