Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Hak velilerinden bir zat-ı şerife müracaat eden birisi, yaptığı yardım ve iyiliklere mukabil…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 295

Hak velilerinden bir zat-ı şerife müracaat eden birisi, yaptığı yardım ve iyiliklere mukabil bir komşusundan gördüğü nankörlükten yakınıyor ve onu şikâyet ediyordu. O kumşusuna, defalarca iyilik ettiğini, oysa onun her defasında kendisine nankörlükle mukabele eylediğini anlatıyor ve özellikle şahsına karşı yaptığı son kötülüğü aslâ affetmeyeceğini bildiriyordu.

Onu, büyük bir sabır ve sükûnetle dinleyen veliyyullah:

— Senin Rabbine karşı yaptığın nankörlükler, o komşunun sana yaptıklarından mutlâka daha çoktur. Öyle olmasay dı, Rabbinin sana bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlere karşı daima nankörlükle mukabele ettiğin halde, Allahu zül-celâl seni mahrum etmiyor ve sana ihsan etmeğe devam buyuruyor.

Sen de, bütün nankörlüklerini hiç hesaba katmadan ve Rabbinden utanmadan mütemadiyen ihsanlarını niyaz ediyorsun.

Binaenaleyh, ya Rabbine karşı ettiğin isyan ve nankörlükleri terket veya Allahu teâlâ dan af ve ihsanını talep eyleme, dedi.

Adamcağız ne diyeceğini şaşırmıştı, boynunu bükerek:

— Iyi ama efendim ben âciz ve nâciz bir kulum... Nasıl olur da, Rabbimden affımı niyaz etmem, nasıl olur da Rabbimden ihsanlarını istemem, deyince Hak velisi kendisine şu cevabı verdi:

— Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretlerine nankörlüğünü terketmene imkânın yok, buna mukabil âciz ve nâciz bir kul olduğunu bizzat itiraf ettiğin halde, sana bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlere karşı nankörlüğe devam ederken, senin iyiliklerine kötülükle mukabele ettiginden yakındığın kimse de, senin gibi âciz ve nâciz bir insandır. Onu neden affetmiyor ve

herşeye rağmen iyilik etmeğe devam etmiyorsun? diyerek hem o gafil din kardeşimizi hem de bizleri irşâd eyledi.

Er kişi, iyilik ve ihsanı Allah için yapandır. Desinler, takdir etsinler, övsünler diye yapılan iyilik, ihsan suretinde riyâdır.

İhsan odur ki, onda ola ihlâs;

ihlâsı olmayan â'mali neylersin?

Riyâ ile sen halkı gel aldatma, Sonunda zehrolan balı neylersin?

Her işi, her iyiliği, her yardımı Allah için, Allah rızası için, yap ki, ind-i Bâri'de makbul ve me gub olsun. Allah rızası için yapanlar, aslâ aldanmazlar. Onların emekleri asla boşa gitmez.

Onlar, Hak'la oldular ve bu sayede Hakkı buldular, Cemal-i lâ yezâli gördüler….. Bütün ibadet ve tâ'atlerinde, bütün iyilik ve salih amelerinde ve halk ile muamelelerinde ihlâs sahibi olanlar, iki cihanda da selâmet bulurlar. Allahu teâlâ, muhlisleri ve muhsinleri sever ve Hak daima onlarla beraberdir.

INNEMEL A'MALU BIN-NIYAT buyurmuş Fahr-i din, Doğru söyle var mıdır kalbinde hâlis niyyetin...

Muhlis mü'min, kimseye kin tutmaz. Kimde kin varsa, o kimsede din yoktur. Kin besleyen bir kalpte din ve iyman barınamaz. Affedici ve bağışlayıcı olmalıdır ki, affolunalım ve bağışlanalım. Her işimizde Allahu teâlâ'nın tevfikini niyaz edelim.

Tevfik-i ilâhî kime nasip olursa o kimse insan-ı kâmil olur. İlk bakışta çirkin gibi görünen bazı şevlerin, aslında güzel tarafları da vardır. İnsan, herşeyin güzel tarafına nazar ederse, kederlerden ve kaygulardan kurtulur Şecerdir haddi zatında, fakat dehşet verir tabut;

Hacerdir haddi zatında, fakat ziynet verir yakut...

Insan, kendi çirkin taraflarını arayıp bulmağa çalışırsa,

onları güzelleştirmeğe uğraşırken, başkalarının çirkinliğini zaten göremez.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.