Günlerden birgün, Behlûl-ü Dânâ (Kuddise sırruh) bir mezarlığın kenarında oturuyordu. Kendisini gören bir zat, yanına sokuldu, selâm verdi ve sordu:
— Yâ Behlûl!.. Bu kabristanın kenarında neden oturuyorsun?
Behlûl-ü Dânâ, sükûnetle cevap verdi:
— Bir hırsız paramı ve malımı çaldı da, onu bekliyorum.
Soran zat hayret etti:
— Peki, o hırsızın buraya geleceği ne malûm? dedi. Behlûl:
- Önünde sonunda mutlâka buraya gelecektir, bundan kim kurtulmuştur ki, o kurtulsun, cevabıyla hem o zatı hem de bizleri irşâd buyurdu.
Hazret-i Behlûl'ün dediği gibi, sonunda herkes kabristana gidecek ve o amel sandığına girecektir. Sırtları yere gelmeyen nice pehlivanların, ölüm sırtlarını yere getirmiş, ordularını zaferden zafere koşturan nice ünlü kumandanlar, padişahlar, beyler, paşalar ölüm karşısında yenilgiye uğramış ve hâk ile
yeksân olmuşlardır. Aldanmayalım, yanılmayalım, yanlış hesaplar yapmayalım. Çoğunun cesetleri kara toprakta çürüyüp dağılmıştır ama, mânaları ve ruhları yaptıkları kötülük ve haksızlıkların, işledikleri isyan ve günahların azabını tatmakta, yahut hayırlı işlerinin sonucu yine orada mükâfatlanmaktadır.
Böyleleri edebî saadetlerinin zevkini sürerlerken, kötüler ve günahkârlar da ebedî felâketlerine yaklaşmakta, sabah ve akşam nâra arzolunarak daha kabirlerinde iken ilâhî azabı yaşamaktadırlar.
Bu ni'meti Haktan bilmek gerektir, Çeşınin gubârını silmek gerektir, Yüz yıl ömür sürsen ölmek gerektir, Ecel gelir gafil olma divane!..
Kabre giren insanlar üç sınıftır:
BİRINCISI peygamberler, veliler, salihler, şehitler ve âşıklardır. Bu sınıfın ruhları, arş-ı â'lânın altında sakin olur ve zamanı gelince dünyada bulunan ehl-i iymana yardım ederler.
Kendilerine bahş ve ihsan buyurulan cennet derecelerini görüp gözlerler ve kıyamete kadar mest ve hayran kalırlar ve kıyamet günü de Allahu tâlâ'nın izniyle ümmeti Muhammed'e ve diğer ümmetlerden iyınanları makbul olanlara şefaat ederler.
IKİNCİSİ de dünya hayatında iken âhiret âlemi için hazırladıkları ve kazandıkları salih amellerinin ecrini almak üzere bekleyenlerdir. Aralarında, kabir azabına dûçar olanlar da, bu ilâhî azabı görseler ve ilâhî adaleti tatsalar da, yine imanlarından ötürü Cennete gireceklerinden affı ilâhiyye ve büyük mükâfata intizar ederek kıyamete kadar âlem-i ervahta beklerler.
ÜÇÜNCÜSÜ Allahu teâlâ'yı inkâr eden kâfirler olup, idam hükmüne mahkûm olan ve infaz saatini bekleyen, gece ve gündüz darağacının altında boynuna ip takılacağını düşünen ve tasalananlar gibi daha kabirlerinde iken azabı ve nâr-ı cahiymi ve cehennemde çekecekleri çok acı ıztırabı tatmağa başlayan zavalhlardır. Bunlar da ehl-i nâr olup Ebu-Cehil, Şeddâd, Fira'
un ve benzeri zâlimlerin mirasçıları olan ve onların halleriyle hallenen kefere-i fecere'dir. Bunlara —Ne'ûzü-billâh— kabirle rinde azabın şiddeti tattırılır ve sabah - akşam nâra arzolunurlar.
Hemen ilâve edelim ki, günahkâr müminlerin kabirlerinde görecekleri azap ebedî değildir. Bazıları birkaç gün veya birkaç hafta, bazıları da bir ay veya birkaç sene azay gördükten sonra kurtulurlar.
Kabir azabına sebebolan sifatlar şunlardır:
1. Yalancılar (Yalan söylemeyi âdet haline getirenler).
2. Her türlü pisliklerden sakınmayanlar (Kendilerini id.
rar ve necasetten temizlemeyenler) zâhiren ve bâtınen temizlenip arınmayanlar.
3. Ana ve babaya âsi olanlar ve onların haklarına hürmet ve riayet etmeyerek, ihsan ve itaatte kusur edenler, ana ve babalarına ezâ ve cefa edenler.
4.
Iki meclis veya topluluğu, yahut iki kişiyi birbirlerine düşman etmek için, aralarında lâf götürüp getiren nemmâmlar, mutlâka kabir azabına dûçar olurlar.
Bunlar, kabir azabına sebebolan başlıca sıfatlardır. Verdikleri sözde durmayarak kalleşlik eden dönekler, emanete hiyanet eden ha'inler, adaletle hükmetmeyen hâkimler, zâlimi mazlûm ve mazlümu zâlim gibi gösteren müzevvirler, yalancı şahitlik ederek hakkı ve hakikati tahrif eden zâlimler, şarap, rakı, bira, viski, esrar, afyon, kokain, eroin ve benzeri akıl giderici ve serhoşluk verici maddeleri kullananlar ve bu alışkanlıklarından vazgeçmeyerek ısrar edenler, topluma daima za rarlı olanlar, zinâ ve livata edenler ve ettirenler, bunlara aracıllk edenler ve sevicilik yapan kadınlar, dedi - kodu yapanlar, etrafı telâş ve heyecana verecek asılsız haberler yayanlar, di!- lerinden kötü sözleri eksik etmeyenler, uluorta herkese sövüp sayanlar, haramdan sakınmayanlar, ibadetlerine mağrur olan ve yalnız kendilerini beğenen u'cub ehli ile iki yüzlü mürâ'iler, kin besleyen ve bunun için fırsat kollayanlar, olur olmaz herşeye ve herkese öfkelenenler, şehvetlerine esir olanlar ve bunlara benzer GÜNAH-I-KEBÂ'İR dediğimiz büyük günahları işle.
yenler de kabir azabına dûçar olur ve azabı daha kabirlerine girer girmez tatmağa başlarlar.
Kabir azabından kurtulmanın yolu ve çaresi, bu kötü ve çirkin huylarından ötürü nedamet etmek, tövbe ve istiğfar eylemek, içlerini ve dışlarını temizlemektir. Allahu tâlâ'nın, affetmeyeceği hiçbir günah yoktur. Denizlerin dalgaları, güneşin zerreleri ve yeryüzündeki taşların sayısı kadar günahı bile olsa, kul bunları çirkin ve kötü görür, gerçekten yaptıklarına pişmân olursa, bir daha işlememeğe azm-ü cezm ederek tövbe ve istiğfara sarılırsa, bütün günahlarından arınır:
Kul yâ ibâdiyelleziyne esref0 alâ enfüsihim la taknato min rahmetillah innallâhe yagfir-üz-zünube cemiy'a innehû hüvel-gafur-ür-rahiym...
Ez-Zümer: 53 (Ey Habib-i zişânım!.. Benim dilimle de ki, ey nefislerini israf etmekte haddi aşan kullarım. Allahu tâlâ'nın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Zira, Allahu teâlâ bütün günahları mağfiret buyurur. Hiç şüphe yok ki, Allahu azim-üş-şân rahmet ve mağfirette belâgat sahibidir.)
Nefsinin hevâsı sana boşuna vakit geçirmeden, Azrail aleyhisselâm ecel şerbetini içirmeden yaptıklarına nâdim ol, tövbeye gel, Rabbinin rahmet ve mağfiretinden ümidini kesme, bağışlar mı, bağışlamaz mı diye vesveseye düşme, Allahu teâlâ bütün günahları affedici ve bütün suçları bağışlayıcıdır. O Gaffar, Gafur, o Rahman ve o Rahiym' dir. Onun mağfiretine sığın, rahmaniyyetine güven ve en önemlisi sıdk ile, hulûs ile yaptıklarına pişman ol ve tövbe et, ağla ve gözyaşı dök... Tövbe edersen, affolunacağın muhakkaktır. Zira, sen Habib-i edib-i Kibriyâ'nın ümmeti olmak gibi bir imtiyaza sahipsin... Ona ümmet olmak en yüce devlet ve saadet, en kutlu ve erişilmez bir mazhariyyettir. Bunun kıymet ve ehemmiyetini, şeref ve faziletini bil ve şükrünü edâ etmeğe çalış. Şükrü eda edilmeyen, kıymet ve ehemmiyeti bilinmeyen ni'metler —Mâ'azallah— elden çıkıverir. Şükrü edâ edilen ni'metler ise mutlâka ziyadeleşir. Her işin başı, kulun fiillerine göredir. Bahş ve ihsan buyurulan ni' met ve devlete şükredilecek olursa, Allahu sübhanehu ve teâlâ o ni'met ve devleti ziyade kılacağını beyan buyurmaktadır. Küfran-1 ni'met edenlerden ise, gün olur zâ'il olur.
Ey akıllı olduğunu iddia eden ve her işinde aklıyle öğünen kardeşim!.. Gerçekten akıllı isen, her halinde Rabbini zikret ve Rabbini aslâ unutma ki, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri de, her halinde seni unutmasın ve seni ni'metlerine garkeylesin. Rabbimiz, unutmaktan münezzehtir. Binaenaleyh, bu unutmak senin ve benim anlayabileceğimiz mâ'nada değildir. Bu unutmak —Allah korusun— kulluktan koğulmak ve ilâhî rahmetten dûr olmak anlamına gelir. Dünya hayatında da böyledir, unutan unutulur, âsi olana isyan olunur, itaat etmeyene itaat edilmez, merhamet etmeyene de merhamet olunmaz. Eken biçer, gören seçer. İyilik eden iyilik, kemlik eden de mutlâka kemlik bulur. Sen, Rabbine karşı itaatkâr olursan, en yakınlarından itibaren bütün çevren de sana itaat ederler. Bunun zıddı olarak isyan edersen, sana da isyan edenler çoğalır. Allahu tâlâ'nın yarattıklarını sever ve okşarsan, sevilir ve okşanırsın. Vurursan, sana da vururlar. Verirsen, sana da verirler.
Şahsına karşı yapılan haksızlık ve kötülükleri affet ki, Allahu teâlâ da seni affetsin... Unutma ki, sana karşı yapıldığını zannettiğin haksızlık veya kötülük, senin Rabbine karşı işlediğin hata, isyan ve isyanların yanında hiç mesabesinde kalır. Bilmiş ol ki, Rabbine karşı irtikâp ettiğin isyan, sana kulları eliyle red ve iade olunan isyanındır.
Evet, affeden affolunur. Adalet isteyen, adalet bulur. Kullardan gördüğün nankörlüklerden yanıp yakınma! Bu, senin
Allahu teâlâ'ya karşı olan nankörlüklerin yanında solda sıfır kalır. Bunca ni'met-i ilâhiyyeye nail ve mazhar olduğun halde, Rabbine karşı isyan ediyorsun da, küçük ve basit bir iyiliğine mukabele etmedikleri için neden hemcinslerini nankörlükle suçluyorsun?
"TiT T