Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Zengin ve ârif bir zat, ölümünün yaklaştıgını hissederek, çok sevdigi oglunu yanına çağırdı… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 528

Zengin ve ârif bir zat, ölümünün yaklaştıgını hissederek, çok sevdigi oglunu yanına çağırdı ve ona şu vasiyette bulundu:

— Oglum! Sana bir hayli mal bırakıyorum. Bunların hepsini helalden kazandım, zekâtını ve sadakasını da verdim.

Ben öldükten sonra, sakın har vurup harman savurmağa kalkışma! Sen de çalış, helâlinden kazanmağa alış ve Rabbine şükredicilerden ol.. Ona ibadet ve kulluk görevinde kusur eyleme, ancak ondan yardım dile.. Ben de, bir zamanlar senin gibi genç, kuvvetli ve yakışıklı idim. Saglıgım ve sıhhatım yerınde idi. Şimdi, görüyorsun ki, malik olduğum cümle varlıktan soyundum, artık bana âhiret yolları görünmege başladı. Rabbimin rahmetine güveniyor ve mağfiretine sığınıyorum. Sana vasiyyetim olsun ki, öldüğüm zaman beni yıkadıktan sonra kefene sararlarken, şu eski ve yamalı çoraplarımı ayağıma giydireler. Bunu, senden hasseten rica eder ve isterim. Sana ayrıca bir mektup bırakıyorum. Bunu, ben öldükten sonra açacak ve yazdıklarımı aynen ve harfiyyen yapacaksın. Babalık hakkım olarak bunları senden bekliyorum. Bu mektubu, ölümümden tam kırk gün sonra açarsın, okursun ve icabı neyse yaparsın, dedi ve gerçekten oğluna kapalı bir zarf verdi.

Bir süre sonra, adamcağız Hakkın rahmetine kavuştu.

Kara haber tez duyuldu ve eş, dost, ahbap, yarân, akraba ve ihvân toplandilar. Kendisini gasledecek hoca efendi de geldi, cenazeyi yıkadılar, kefene sarıp tabuta koyacakları sırada, çocuk bıraz beklemelerini rica etti ve babasının kendisine bıraktıgı eski ve yamalı çorapları getırerek ayaklarına gıydirmeğe teşebbüs etti. Hoca efendi:

— Evlât, bu caiz değildir! diyerek itirazda bulundu. Etrafındakiler de, yapılması caiz olmayan bir vasiyyetin terkedilmesinin caiz olacağını mütalâa ettiler. Genç adam, her ne kadar:

— Efendim, merhum pederimin vasiyetini yerine getirmekle mükellefim. Onun için, müsaade buyurun da bu eski corapları ayaklarına giydireyim, dediyse de şer'an caiz olmadıgını ileri sürdüler. Ihtilaf, beldenin müftüsüne kadar intikal etti ve müftü de buna engel olarak:

— Böyle bid'at olmaz! diyerek kesti attı. Ne yapacağını şaşıran biçare genç adam, bir tarafta babasının vasiyyeti

ve diğer tarafta şeriatin hükmü karşısında âciz kaldığı sırada, babasının arkadaşlarından ve samimi dostlarından bir zat, kendisine kapalı bir zart uzatarak:

— Oglum, merhum pederin vefatından önce bu zarfı bana emanet etmiş ve ölümünden sonra sana tevdi etmemi istemişti. Onun, bu arzusunu yerine getiriyorum, aç oku bakalım, rahmetli neler yazmış, dedi. Delikanlı, mektubu açtı ve okudu. Babası, kendisine bu mektubunda şöyle diyordu:

Evlâdım:

Şu hale bak da ibret al.. Bu kadar malım ve mülküm bulunduğu halde, beni âhirete sekiz arşın kefenle gönderiyorlar. Bir eski ve yamalı çorabı bile yanıma vermiyorlar. Birgün, Allahu teâlâ gecinden versin, sen de benim halime düşeceksin ve dünya malı olarak beraberinde hiçbir sey götüremeyeceksin. Demek oluyor ki, insana dünyada malik olduğu şeylerden hiçbir fayda yoktur. Ancak, âhirete madde olarak sekiz arşın kefen götürmene izin veriliyor. O kefen de kısmet olursa!.. Onun için aklını başına al ve sana bıraktığım malı buna göre kullan..

Cenazeyi defnettiler, aradan günler geldi geçti. Genç adamın acısı biraz yatıştı. Kırkıncı gün, Mevlid-i Nebevî okundu, ruhuna Fâtiha'lar gönderildi ve delikanlı babasının ölümünden kırk gün sonra açılması kayıt ve şartiyle verdiği vasiyyetnameyi açtı. Merhum, bu vasiyyetnamesinde de şöyle diyordu:

(Hayatta bulunduğum sürece senin içki içtigini görmedim, hatta böyle çirkin bir halini de sezmedim. Ölümümden sonra, üzerinden baba baskısı kalkacaktır. Dilediğin gibi yasayacak, gezip tozacaksın. Eğer, yanılır da içki içmeğe başlarsan, meyhaneye gece yarısına bir saat kala git.. Daha sonra, gönül eğlendirmeğe barar verirsen, o kabil eğlence yerlerine de sabaha karşı ugra…. Kumar oynamaya heveslenirsen, şehrin en büyük, en tanınmış kumarbazları ile oyna..)

Esasen, şeytan ve nefs-i emmâre genci bu yollara teşvik edip duruvordu. Babasının vasiyetindeki öğütleri öğrenince, kendi kendine: (Bunlar, zararlı şeyler olsaydı, rahmetli babam hana böyle tavsiyelerde bulunmazdı..) diye düşünerek bir rece yarısına doğru meyhanelerden birisine gitti. Kan!- dan iceri girer girmez, başı döndü ve midesi bulandı. Ortalızi ağr hir icki ve sigara dumanı kaplamıştı. Serhoslardan kimisi kusmuş, kimisi masanın altında sızmıs, bir kısmı ya- Envar-Ul-Kulûb, Cilt 1 - F: 34

yık yayık şarkı gevelıyor, bır başkası agıza alınmaz sozler- Le uluorta soyleniyor. Hasıll, oyle bir rezalet, oyle igrenç bır hal ki, görmeden bilmeğe ve anlamağa imkân ve ihtimal yok..

Mezeler dökülüp saçılmış, o nefis yiyecekler birbirine karışmış, kedilerle insanlar aynı kaplardan yalanıyorlar, bir keşadam, iğrendı, tiksindi, insanlığından utandı ve geldigi geni sessizce oradan çıkarak kendisini dışarıya, temiz havaya attı.

Her günahın evveli tatlı ve nihayeti acı olduğu gibi, içkinin de başlangıcı tatlı gibi görünür ama, sonu gerçekten acı ve iğrençtir. Denilebilir ki, içki sofrası günahla geçirilen hayatın en canlı bir nümunesidir. Zira, içki sofrasında başlangıçta herşey yerli yerinde, bütün yiyecekler göz alıcı ve iştiha açıcı gibi görünür. Fakat, sonunda hepsi birbirine karışır. Çirkin ve cidden çok iğrenç bir hal alır. Ustelik, kafalar dumanlandıktan ve akıllar başlardan gittikten sonra, kavgalar ve küfürler başlar ve ekseriya düşmanlık ve hatta yaralama veya katillik ile sonuçlanır.

Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, Kur'an-ı aziminde:

HOsla Ya eyühelleziyne menu innemel-hamrü vel-meysirü vel-ensâbi vel.

ezlânü ricsün min amel-iş-şeytani fectenibulü le'allekün tüfliun innemi yirid-üş-şeylanii en yuki-a beyneküm-ü-adavete vel bağdâ'e fil-hamri vel-meysiri ve yasuddeküm an zirillâhi ve an-is-salâti fehel entim müntehur...

El-Mâ'ide: 90 - 91 (Ey iyman edenler! Şarap, kumar, tapınmak için dikilmiş olan taşlar, fal için kullamılanı oklar, seytanm pis ve murdar işlerindendir. O halde, onlardan kaçıınız ki felâh bulasınız. Şeytan, şarap ve kumarla sırf aranıza düşmanlık ve kin salmak ve sizi Allahu teâlâ'yı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık, vazgeçtiniz değil mi? (Vazgeçin..)

buyurmaktadır.

Burada, bir hususu dikkatinize sunmak isterim:

Bu âyet-i celilenin başında İÇKÎ ve KUMAR, PUT ve FAL zikrolunduktan sonra, IÇKİ ve KUMAR'ın tekrarlanması ve hatırlatılması bu iki kötü alışkanlığın özellikle men'edildigını, onların kotülük ve çırkınlıgını bız gafillere beyan etmek maksadına mâ'tuftur. Tapınmak için dikilen putlarla, fal bakmak için atılan oklar da şeytanın pis ve murdar işlerindendir ve kesin olarak yasaklanmıştır. İçki ve kumarın iki defa zikrolunması da açıkça gösteriyor ki, bunların tümünün kötü ve çirkin fiil ve davranışlar olduklarına, kesinlikle haram kılındıklarına ve Müslümanlara yasaklandıklarına dikkatimizi çekmek içindir. Evet, putlar ve fal da şeytanın fiillerindendir ve onlardan şiddetle nefretle kaçınmal, sakınmak gerekir. Ne var ki, bunlardan kaçınmak ve sakırmak ne kadar gerekliyse, içki ve kumardan da bunlara güre iki defa daha şiddet ve nefretle kaçınmak ve sakınmak gereklidir. Ancak, bunların tümünden kaçınıp sakınmakla kurtulabileceğimiz, felâha ve necâta erebileceğimiz böylece ilân ve beyan buyurulmaktadır.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.