Bir hükümdar, bir akıl hastahanesini ziyarete gitmişti.
Koguşları ve hastaları gördükten sonra, bahçede şerefine kurulan bir ziyafet sofrasına buyur edilmiş ve kendisine içki de ikram edilmişti. Deli deyip geçtigimiz akıl hastalarından bazıları da, birer kenara sinmiş bu muhteşem ziyafeti seyrediyorlardı. Hükümdar, doldurulan kadehten bir kaç yudum aldıktan sonra, şöyle etrafına bir göz gezdirdi ve gözlerini iri iri açmış kendisine hayretle bakan bir akıl hastasını işaret ederek, kendisine içki verilmesini emretti. Derhal bir kadeh içki doldurdular ve hükümdarın ikramı olduğunu söyleyerek o akıl hastasına sundular. Adamcağız, bir hükümdara bir de kendisine sunulan kadehe bakarak yutkundu ve başını iki tarafa sallayarak hükümdara hitap etti:
— Devletli hükümdarım! Oyle anlıyorum ki, bu içkiyi benim halime imrendiğiniz ve benim gibi olmayı istediğiniz için içiyorsunuz ve benim de içmemi irade buyuruyorsunuz. Fakat, lûtfen bana söyler misiniz? Siz, bana benzemek için içiyorsunuz, ben kime benzemek için içeyim?
Herkes, hükümdarın öfkeleneceğini beklerken, nasihat kabul etmeğe istidadı olan o büyük zata, akıl hastasının bu sözleri tesir etti, kendisini uyandıran o akıl hastasına iltifat ettiği gibi, kendisi de bir daha içmeğe tövbe etti.
Olur mu, olmaz mı? Olmuş mu, olmamış mı? İster inan, ister inanma! Kıssadan hissesini alan alır, alamayanlar da mahrum kalır. Allah celle celâlühu, aklın muhafazası için içkiyi, malın muhafazası için kumarı, zürriyetin muhafazası için zinâyı ve livâtayı haram kılmış, bu yasaklarına uymayanları ilâhî hapishanesine koyacağını, orada azaba düçar ederek cezalandıracağını kitabı ile ilân buyurmuş ve bu ebedi cezanın küçük bir örneğini vermek için de bu haramlara rağmen içki içen, kumar oynayan, zinâ ve livâta edenleri dünya hayatında da rezil ve zelil etmiştir. İçki, kumar ve zinâ yüzünden gazete sütunlarına isimleri geçen, mahalle kahvelerinde şerlerinden söz edilen, ceza evlerinde aylarca ve hatta yıllarca en tabii hakkı olan özgürlügünden mahrum bırakılanlar, bunun ibret verici delilleri değiller midir?
Sözü uzatmaya ne hacet! Bugün, bütün dünyada içkili bulunanların direksiyona oturmaları ve otomobil kullanmaları kanunlarla yasaklanmış olup, aksine hareket edenler iki
katlı cezalandırılmaktadırlar. Içki, aklı gidermiyorsa, böyle bir yasağa ve kanuna lüzum var mıydı?
Içki yüzünden cinayet işleyenler cezaevlerini dolduruyorlar da, kumar oynayanlar bu dünyada cezadan kurtulabiliyorlar mı? Niee kumarbazlar biliriz ki, ellerinden bütün servetleri alınmış ve kendileri, eşleri ve çocukları aç, perişan, zelil ve sefil kalmışlardır. Bunların, ateşten daha yakıcı olan yokluk azabına ve nâmerde el açacak kadar alçalmaga mahkûm olmaları, âhirette görecekleri azabın bu dünya âlemindeki küçük bir örneği değil de nedir?
Zinâ edenler de, yakalandıkları korkunç ve bulaşıcı hastalıklarla hem kendilerini, hem de nesillerce sonra gelecek evlât ve ahfâdını rezil ve zelil etmiyorlar mı? Allah korusun, zinâ yüzünden frengi illetine yakalananlardan bazılarının yedi batın sonra doğacak evlâtlarının ağız ve burunlarında o dehşet verici hastalığın izlerinin belirmesi, âhirette görecekleri azabın yine bu dünya âlemindeki örneği sayılmaz mı?
Evet, bunlar halka ibret olmaları için böyle küçücük örnekler halinde teşhir edilmektedirler. İbret almaktan nasibi ve istidadı bulunanlara ne mutlu.. Görenedir görene!.. Köre nedir, köre ne!..
Bir göz ki, anın olmaya ibret nazarında;
Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde..
Kulak ki, öğüt almaya her dinlediğinden;
Akıt ona kurşunu hemen sen deliğinden..
Şol el ki, olmaya anın hayr-ü hasenâtı;
Verilmez ona cennet ilinin derecâti..
Ayak ki, ibadet yolunu bilmez, anı kes;
Öğrensin anı mescit önünde kapıda as..
Bir dil ki, Hakkın zikri ile olmaya mu'tâd;
Vurma sen o et parçasına dil diye hiç ad..
Nefsim deme şol dev'e ki, seni iletir şerre, Nefs odur, anın fikr-ü meyli ola hayre..
Gönül müdür ol ki, içi vesvâs ile dolmuş, Kibrile hased askeri her yanını almış..
Şol can ki, cismi diri tuta, deme can;
Can ol ki, NEYAHTU dedikuandaona hakan..
anda ona hak, Ol nefha-i Rahmaniyyedir bu sırrı mutlâk..