Zinnûn-i Mısri hazretleri nakledip haber veriyor:
Günlerden birgün, kırlık bir yerde namaz kılıyordum.
Önümden hızla bir akrep gelip geçti. O kadar sür'atli hareket ediyordu ki, dikkat ve merakımı çekti. Namazımı bitirip selâm verdikten sonra o akrebi düşünmekten kendimi alamadım. Böylesine bir hızla nereden gelip nereye gidiyordu acaba? Onun, emr-i ilâhî ile bir yere gittiği ilham ile bana bildirilince, peşine düştüm ve akrebe yetişerek onu izlemege başladım. Akrep, bir akarsuyun yanına vardı ve o ânda rüzgârın savurup önüne getirdiği irice bir yaprağın üzerine atladı ve bir sal gibi o yaprakla karşı kıyıya geçti. Ben de yüzerek suyu geçtim ve takibe devam ettim. Karşıda geniş dalları etrafa gölge saçan bir ağaç vardı ve altında bir adamcağız uyuyordu. Ulmaya ki bu akrep bu kadar sür'atle bu adamı sokmağa gelsin demege kalmadan, dehşetle farkettım kı, uyuyan adamın başı ucunda iri bir kobra yılanı duruyor ve ona saldırmak için âdeta fırsat kolluyordu. Akrep aynı hızla ağaca tırmanmaga başladı ve yılanın başı hizasına kadar çıkti ve birden kendisini boşluğa bırakarak yılanın başına kondu ve o koca yılanı sokarak hemen oracıkta öldürdü, geldigi yere dogru dönerek aynı hızla uzaklaştı ve gitti. Kendi kendime şaşırıp kaldım ve derin derin düşüncelere daldım:
— Bu yatan kişi, Allahu tâlâ'nın ne kadar sevdiği bir kul olmalı ki, Mevlâyı müte'al hazretleri onu o zalim yılanın serrinden kurtarmak ve korumak için o akrebi görevlendirdi, diyordum ki, Cenab-ı vâcib-il vücud ve sahib-il kerem-i velcûd; yönsüz, sessiz, harfsiz ve sözsüz:
— Yâ Zinnûn! buyurdu. O kişi, sevdigim kullarırndan değildir. O âsi ve günahkâr bir kuldur. Irade-i ilâhiyyeme aykırı olarak içki içmiş ve orada sızmıştı. Buna rağmen, o âsi ve zalim kulumu yılanın şerrinden korudum. Zira, gerçek koruyucu ancak benim, âsi kullarımı dahi yerine göre korur, kollar ve kurtarırım.
Uyuyan kişiyi uyandırdım ve akrebin sokup öldürdüğü iri yılanı göstererek olup bitenleri kendisine anlattım. Allahu tâlâ'nın bu ihsan ve inayetine karşı onu tövbeye dâvet ettimn.
Önce büyük bir şaşkınlık geçirdi ve sonra kendisini toparlayarak ağlamağa ve döğünmeğe başladı ve gözyaşları arasında bana:
— Benim gibi âsi ve zalim kulunu dahi koruyup kollayan yüce Mevla, zât-ı ülühiyyetine itaat ettigim takdirde elbette daha büyük ihsanlarda bulunacaktır, dedi, derhal tövbe ve istigfar etti ve ârifler menziline erişti.