Hallac-ı Mansur hazretleri li-hikmetin kendisinden zuhura gelen bir sözden dolayı zindana atılmıştı. Mübarek el ve ayaklarına, bukağılar, kelepçeler ve zincirler vurulmuştu. Oysa, bütün bunlar kendisine bu yolda altun bilezikten daha güzel ve daha hoş geliyordu. Ellerindeki kelepçelerden, beline sarılan zincirden ve ayaklarına vurulan bukağılardan memnun görünüyor ve halinden hiç şikâyet etmiyordu. Zira, o bütün bunların başına neden geldigini biliyor ve sevdigi ugruna bütün meşakkat ve eziyetlere seve seve gögüs geriyordu. Bunu, bir aşk ve muhabbet nişânesi sayıyordu. O günlerden birinde, kendisini sevenlerden birisi izin alarak hapsedildiği zindana gelmiş ve şahsen halledemediği bazı sırları çözebilmek için himmetini niyaz etmişti. Hallac-ı Mansur:
— Sor bakalım, neyi ögrenmek istiyorsun? diye ruhsat verince, ziyaretçisi kendisinden şunları sormuştu:
— Sultanım, lûtfedin ve bana şükrün, sabrın ve keremin hakikatini tarif ve izah buyurun. Çünkü, kime sordumsa inandırıcı ve tatminkâr bir cevap alamadım, demişti.
Hallac-1 Mansur hazretleri gülümsemiş ve o zata şu cevabı vermişti:
— Dinle kardeşim, aşkta yoldaşım, sırda sırdaşım! Hele biraz sabret ki, sabrın hakikatine eresin.. Inşâ'allah, bütün müşkillerin hallolur ve önüne çıkar.
Tam bu sırada, namaz vakti olmuş ve Bagdat ilindeki minarelerden ezan-ı Muhammedî okunmağa ve ümmet-i Muhammed'i huzura çağırmağa başlanılmıştı. Vaktaki, müezzinler