Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Cafer-ül-Huld kuddise sirruh, rivayet etmektedir ki, bazı sâlihler şöyle buyurmuşlardır: Rü'yâmda, cennet-i Illiyin'e…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 440

Cafer-ül-Huld kuddise sirruh, rivayet etmektedir ki, bazı sâlihler şöyle buyurmuşlardır:

Rü'yâmda, cennet-i Illiyin'e dahil oldum. Cennet-i â'lâyı dolaşır ve etrafi temaşa ederken, cennet sofralarından bir sofrada oturmuş bir zat gördüm. Cennet meleklerinden birisi, kendisine eliyle cennet ni'metlerinden bir lokma, diğer bir melek de yine cennet ni'metlerinden içecek bir şey ikram ediyordu. Bu iki melek, kendisine böylece i'zâz ve ikram ile hizmet ederlerken:

— Dünyada yemediğinin mükâfatı ve dünyada içmediğinin ecridir, diye ayrıca taltif ediyorlardı.

Hayran hayran bu manzarayı seyrederken, melekler o zatı ağırlamaga devam ediyorlardı:

— Ey Zül-cemâlin aşk ve muhabbetiyle, nefsini iştiha ettiği herşeyden men eden, nefsinin en şiddetli arzu ve isteklerine bile karşı koyan, dünya zevk ve lezzetlerinden uzak bulunduran âşık-1 sadık! Şimdi, cennet ni'metlerinden dilediğin kadar ye ve iç, diyorlardı:

Külû veşrebû heniy'en bimâ esleftüm fil-eyyâm-il hâliyeh…..

El-Hakka: 24 Meal-i münifi: Ve onlara, geçmiş günlerde takdim ettilierinize, dünyada işlediginiz salih amellere, sıcak günlerde tuttuğunuz oruca karşılık âfiyetle yiyin ve için, denilir.

Bu zat-1 akdesin kim olduğunu sordum:

— Tanımadınız mı? dediler. Bu zat-1 muhterem, dünyada bahr-i irfana gark, hakkı iykanı farkedip, muhabbetullah ile me'lûfe ve atşanı ile âlûde olmakla vefat eyleyen Beşir Hâfi kuddise sirruh'tur, buyuruldu.

O muhterem şahıs, kadr-i âli sahibi ârif-i billâh idi ki, sakin olduğu beldede yalın ayak gezdiğinden, kendisine hürmeten o beldenin hayvanları yollara pislemezlerdi. Bütün hayvanlar, hacetlerini def'için beldenin dışına çıkarlardı.

Bir başka zât-ı şerif daha gördüm. Mübarek gözlerini arş-ı Rahman'a çevirmiş, cennet huri ve gılmanlarını, cennet saraylarını ve kâşanelerini, kudret-i ilâhiyyeyi müşahede ederken kendisinden geçmiş ve âdeta müstegrak olmuştu. Kim olduğunu sordum, cennetin başbuğu Rıdvan:

— O zat-1 muhterem de, dünya hayatında kalbine Allah ve Resülünün aşk ve muhabbetinden gayri bir şey koymayan, nazarını Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerinin riza ve cemaline hasr-ü tahsis edip, Allah ve Resülüne müştâk olarak âlem-i cemale intikal eyleyen Mâ'ruf-u Kerhi'dir. Şimdi, Allah-u zül-celâl vel-kemal hazretleri, zât-1 pâkine nazar etmeyi ona mübah kılmıştır. Zira, dünya hayatında ârif-i billah olanları âhirette vâsıl-ı ilâllah kılar ve onları didârından mahrum eylemez. Onları dünya şereflerinden ziyade, âhiret şeref ve dereceleriyle müşerref eyler, buyurdu.

Şeriat dildedir, tarikat canda;

Gönül dost evinde, mihmandır anda, Bunca velilerin mekânı kande, Hakikat elinde seyri bildin mi?

III. RUHTA CÖMERTLIK: Bu öyle bir cömertliktir ki, islâm dininin izzeti için, Allahu teâlâ ve Resûl-ü-müctebâ'nın emir ve tebliğ buyurdukları emirleri ve hükümleri belirleyen kudsi kelimeleri ilân ve mukaddesatın muhafazası uğruna kâfirlerle, zalimlerle, âsilerle savaşmak üzere Allah yoluna başlarını ve canlarını feda ederek kan döken, bu maksatla kılıçlarını çeken gazilerle mücahitlerin derecesidir. Bu dereceye Sehavet-i bir-ruh derler. Zira, bu zevat ruhlarını Allah yolunda ve bu has âmale sarfederler:

İnmaltâh'eşterâ min-el-mü miniyne enfüsehüm ve emralehümbi-erne lehüm-ül cenneh..

Et-Tevbe: 111 Meal-i münifi: Allahu teâlâ, mü'minlerden nefislerini ve mallarını kendi yoluna vakfetmeleri karşılığında cenneti vermek üzere satın almıştır.

sırrina vasıl ve mazhar olmuşlardır.

Sahabeden bir zat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine sordu:

— Yâ Resûlallah! Allahu teâlâ indinde amellerin efdali nedir?

Imâm-ül-Enbiyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehâyâ efendimiz, saadetle buyurdular:

En tü minü billâhi ve Resülihi sümmel-cihad-ü fi sebiylillahi.

(Allahü teâlâ ve Resûlüne iyman etmek ve Allah yolunda cihaddur.)

— Bundan sonra nedir yâ Resûlallah?

— Cihaddan sonra haccı mebrûr, yani Allahu teâlâ tarafından kabul buyurulan hac farizasıdır, buyurdular.

Allah yolunda cihad etmek, büyük bir ticarettir. Oyle büyük bir kâr ve kazançtır ki, kişiyi bütün azaplardan kurtarır, cennât-1 âliyyatın en yüce mevkilerine sahip kılar, vâsıl-1 didâr eder. Cihadın efdal ve Allahu teâlâ katında çok yüce derecelere sebep oldugu, kulu yüceltip yükselttigi Kur'an-ı azim ile sabittir:

Yi eyyühelleziyne âmenû hel edüllüküm alâ ticaretin tünciyküm min azabin eliym (iminüne billâhi ve Resulihi ve lücahidûne fi sebiylillahi bi-emvâliküm ve enfüsiküm siliküm hayrün leküm in künlüm lâlemün..

Es-Saf: 10-11 Meal-i münifi: Ey iyman edenler! Sizi, elim bir azaptan kurtaracak bir ticaret salık vereyim mi? Allahu teâlâ ve Resûlüne iyman edersiniz ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu hakkınızda çok hayırlıdır.

Evet kardeşlerim, Allah azze ve celle böyle buyuruyor ve biz gafil kullarına duyuruyor:

— Ey benim iyman ve iykan ile sıfatlanan, şeref-i iyman ile müşerref olan, kulluk izzetinde daim, ibadet ve tâ'at devletinde kaim bulunan sevgili kullarım! Sizleri, elim bir azaptan kurtaracak, dünya ve âhirette saadet ve selâmete ulaştıracak çok yüce bir amele, çok büyük bir kâra ve kazanca delâlet edeyim mi, size dünya ve âhirette işinize yarayacak bir ticaret yolu göstereyim mi, size çok hayırlı ve yararlı bir iş salık vereyim mi?

Bu âyet-i kerime (TÜNCIYKÜM MIN AZABIN ELIYM)'e kadar nazil oldu ve geri kalanının nüzulü altı ay kadar gecikti.

Allahu tâlâ'nın rizasına talip, cennet ve cemaline ragıp olan, hak korkusuyla titreyen ashab-ı bâ-sefâ, bu gecikmeden son derece üzüldüler, meramlarına nail olamayacaklarını düşünerek âh-ü eniyn ettiler, ağladılar ve yalvardılar, niyazda bulundular. Her seher, dergâh-ı bârigâh-1 ahadiyyete el açıp bu âyet-i celilenin geri kalan kısmının da nüzulü için tazarrû ve niyaz ettiler. Allahu azim-üş-şân, onların bu aşk ve şevklerine merhameten, âyet-i kerimenin geri kalan kısmı olan (TÜ'-

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.