Hz. Musa ve Harun aleyhisselâm, Fira'unun iymana gelmeyecegini nübüvvet nuruyla bilmişler ve onun kahr-ü tedmiri için dua etmişlerdir. Bu öyle bir dua idi ki. Hz. Musa aleyhisselâm niyazda bulunuyor ve Hz. Harun aleyhisselâm da dinliyor ve AMIN diye inliyordu. Çok ulvî ve hazin bir manzaraydı. Ulül-azm bir peygamber dua ediyor ve diğer bir peygamber de ÂMİN diyordu. Kadir-i Kayyûm olan Allahu zülcelâl vel-kemal elbette bu dualarını kabul ve icabet buyururdu:
Kad üciybet dâ vetükümâ...
Yunus: 89 Meal-i münifi: Ikinizin de duası kabul olundu.
Buna rağmen, Fira'un hemen helâk edilmemiş ve kabul buyurulduğu bildirilen bu duadan sonra kırk sene daha yaşamış ve ancak kırk yıl sonra Hz. Musa ve Harun aleyhimüsselâmın duaları yerini bularak Fira'un bilindiği şekilde mahv-ü perişan olmuştu.
Hz. Musa aleyhisselâm, münâcatta bulunarak bunun hikmetini öğrenmek istediğinde, hitab-i izzet şeref-sadir olmuş ve:
- Yâ Musa! Fira'undaki cömertlik sıfatı, zât-1 ülûhiyyetimin cömertlik sıfatına mutabık geldiğinden, duanızın kırk yıl gecikmesine sebep oldu, buyurulmuştur.
Bilindiği gibi, siyer ve tarih yazan bilginler, Fira'unun cömertliginden bahsederlerken, onun tam yedi yıl kendi kavim ve milletine evlerinde yemek pişirtmediğini ve bütün tebaasını kendi sarayının mutfağından yedirip içirdiğini açıklamaktadırlar.
Hatta, birgün adamcağızın biri evinde nohutlu çorba pişirmiş ve bunu hasta olan eşine yedirmişti. Bunu haber alan Fira'un o kimseyi huzuruna çağırtmış ve sormuştu:
— Neden benim yemeklerimden yemediniz de kendi evinizde yemek pişirdiniz?
O adam, kendisine şöyle cevap vermişti:
— Eşim hastaydı ve canı nohutlu çorba istemişti. Malûm-u devletleri bu çorba fukara yemegidir, zât-i şahanelerinin mutfağında pişmez. Onun için, fakirhanede pişirerek eşimin arzusunu yerine getirdim ve onu sevindirdim:
Bunun üzerine Fira'un:
— Yaa!.. Demek, tebaamdan canı nohutlu çorba isteyen
de varmiş, demiş ve derhal emir vererek o günden itibaren saray mutfagında nohutlu çorba pişirilmesini emretmişti.
Fira'un, işte bu kadar cömertti ve bu cömertliğinden ötürü ismi Kur'an-ı azim-ül-bürhanda zikrolunmuş, tamahkâr olan diğer hükümdarların adlarından ise hiç bahsedilmemiştir. Eğer, Fira'unun bu cömertlik sifatı devam etseydi, belki de ölümüne kadar hakkında Hz. Musa aleyhisselâmın yaptığı dua geciktirilirdi. Ne var ki, sonradan kendisinden bu güzel sıfat kaldırılmış, tamahkârlık, nekeslik sıfatı zuhura gelmiş ve bu kötü ve çirkin sıfata muhtekirlik, kimseye bir şey yedirmemek, mal ve para toplamak ve biriktirmek gibi diğer kötülükler de eklenince, kendisine mâ'nevi bir siper olan cömertlik kalkanı kaldırılınca, Allahu tâlâ'nın keskin kılıcı mahiyetinde olan Kızıldeniz'de bütün kavim ve tebaasıyla boğulup gitmişti.
Fira'unun ahvalini, masal gibi okuyanlara ve hikâye gibi dinleyenlere diyecegimiz yok! Fakat, kıyamete kadar gelmiş ve gelecek insanliga bir ibret nümunesi olan bu kıssa, kendilerine ibret alabilmek ni'meti bahş ve ihsan buyurulan müttekilere önemli bir ders olacaktır.
Ahlâk-1 hamidenin, yani begenilen ve övülen ahlâkın baş sıfatı cömertliktir ve cömertlik (Sehavet) dört kısımdır:
I. MALDA CÖMERTLIK: Bunun dünyadaki hükmü, Allah rizası için verilen malın yerine can, mal, sıhhat ve iyman nuru, salih ameller, bütün elem ve kederlerin o kulun üzerinden kaldırılması gibi ilâhî ni'metlerdir. Ahiret âlemindeki faydaları ise, mü'minler için sayılamayacak kadar çoktur. Bir hususu ehemmiyetle belirtmek gerekir ki, cömert olan kimse, kâfir dahi olsa, dünyada ve halk arasında şöhret sahibi olur.
O kâfirin sulünden, mü'min evlâtlar gelmesine sebep olur.
Çünkü, dünyanın bekası dört şeyle kaimdir:
1. Alimlerin ilmi 2. Emirlerin (Devlet büyüklerinin) adaleti 3. Zenginlerin cömertligi 4. Fakirlerin hayır duaları Amelsız alımler, yani ilimleriyle âmil olmayanlar meyvesiz agaca, adaletsiz emirler yagmursuz buluta, comert olmayan zenginler çorak araziye, sabırsız ve hayır duasız fakirler de cayır cayır yanan yangına, tövbesiz günahkâr gençler ışıksız kandile, terbiyesiz çocuklar kapısız eve, hayâsız kadın tuzsuz yemeğe benzer demişlerdir.
Buna nazire olarak, fakir de şöyle diyorum:
— Amelsiz âlim, çiçek açmayan gül fidanına
— Ilminden faydalanılamayan âlim, meyve vermeyen agaca
— Cömert olmayan zengin, bir viraneye gömülen ve yararlanılamayan bir hazineye
— Sabretmeyen fakir, ateşte yanan susuz tencereye
- Dua etmeyen fakir, kurumuş bir agaca
— Ulkesinde adalet tatbik etmeyen bir hükümdar, âdil bir devlet reisinin şehir meydanına dikilmiş heykeline
- Tövbeye gelmeyen ve günahlarında israr eden gençler, içi pislik dolu nefis bir vazoya
— Terbiyesiz çocuk, budanmamış ve aşılanmamış bir ağaca
— Hayâsız kadın, evlâdını elleriyle boğan ve öldüren anaya. benzer.
II. NEFİSTE CÖMERTLIK: Bu sıfat âbidlere, zahidlere, âşıklara ve salihlere mahsus bir halettir. Nefiste cömertliğin hükmü, ŞEVK-I ILALLAH'tır. Zira, bu zevât-ı âlişân nefislerini Allahu tâlâ'nın men'ettiği herşeyden tefvik-i Rabbani ile men'ederler ve böylelikle ruh-u sultanilerini kemalât-ı ruhaniyyeye yöneltirler. Bunun neticesi olarak irfan sabahı üzerlerine fetholunur, mâ'rifetullah güneşi kalplerine doğar ve mâ'rifetullah kalperinde câri olmakla sıfat-ı cemali müşahedeye başlarlar, nur-u ilâhî ile nurlanır, bezl-i nefs etmeleri hasebiyle cennât-ı ılliyyin âşıklar zümresine dahil olurlar. Zira, bu zevat-1 zevil-ihtiram dünya hayatında nefislerinin istekleri ve iştihaları mübah bile olsa, nefis cihadında bu yiyecek ve içeceklerden el çekmiş ve bütün zevk ve sefayı âhirete terketmişlerdir.