Birgün, ashab-ı kiram rıdvanullahi teâlâ aleyhim ema'- iyn efendilerimiz toplanmışlar konuşuyorlardı: Hazır bulunanlardan birisi Hz. Sıddıyk-1 Ekber radıyallahu anh efendimize hitaben söyle dedi:
- Ey Allah'ın Resûlünün yâr-ı garı!.. Sizin, dindeki mevkinizi ve efendimizin size karşı olan teveccühlerini görüyoruz.
Ailahı teâlâ'nın rizası, izzeti, kudret ve azametiyçün söyleyiniz. Bu mertebeye hangi amelle eriştiniz?
Hz. Eba-Bekir-is-Sıddıyk radıyallahu anh efendimiz soru sahicine cevap verdiler.
—— Allah ve Resûlünün, ben âcizden esirgemedikleri teveecühüne hangi amelle mazhar olduğumu and vererek sorduğunuz için, sorunuzu cevapsız bırakamayacağım. Ey benim Fardeşim! Sultan-ül Enbiyâ aleyhi ve âlihi efdal-üt-tehâya efendimiz hazretleri, din-i müblyn-i islâmı bütün insanlığa sâmil oimak üzere ilân ve tebliğ buyurdukları gündenberi, Rabhime hamd-i senâ ederim ki, ber de islâm dinini sectim. Er alemde benim için en büyük şeref ve farilet budur. Ahirette ise: ancak Rabbimin rizasını bekledim. Islâm dinine girmekle raüiserref olduğum eünden bugüne kadar, yaşadığım sürece Allahu tâlâ'nın hakkını kendi hakkım üzerine ihtiyar ettim.
Sual soran zat. hu defa H7. Ömer-ül-Faruk radiyallahu anr efendimize dönerek sordu:
.- Yâ Ömer! Sizin de eristiğiniz iltifatı gürip bilenierdeniz. Icaba, iltifat-1 Resülüllah'a ne gibi bir amel işleyerek nail ve mazhar oldunuz?
Iran, Mısır ve diyar-ı Rum fatihi Hz. Ömer ibn-il Hattâb radıyallahu anh efendimiz de şöyle cevap verdiler:
— Kulunu, iki cihanda da aziz veya zelil edenin ancak Allahu teâlâ olduğuna hakkıyle iyman ettim. Aziz olan Rabbimin bütün emirlerini yerine getirdim ve bütün nehiylerinden kaçındım. Bu iltifata mazhar olmamın sebebi budur.
Sıra, Hz. Osman-1 Zinnûreyn'e gelmişti. Ona da soruldu:
— Yâ Osman! Lûtfedip söyleyiniz, sizin eriştiğiniz bu mertebeye hangi amelle nail oldunuz?
Hz. Osman ibn-i Affan da şöyle cevap verdiler:
— Kitabullah'ı sağ yanıma ve sünnet-i Resûlüllah'ı önüme koyup düşündüm. Mevlâyı müte'al hazretleri, gizli veya aşıkar benım butun sırlarıma vakıttır. Ne yapsam, onun hahıkı ve âlimidir. Kitabullah'ı kendime minhâç ve sünnet-i seniyye-i Ahmediyye'yi sertâc edindim. Kalbimi, aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllaha hasr-ü tahsis ettim.
Bu sayede, bu mertebeye eriştim, iki nura sahip oldum, damad-ı Peygamberî ve sâki-i kevser olabilmek bahtiyarlığına eriştim.
Soru sahibi, bu defa da Hayder-i kerrâr efendimize sordu:
— Ey Fâtih-i Hayber.. V'ey sâki-i Kevser.. Ihraz buyurdunuz bu azim mertebeye hangi amelle nail oldunuz?
Hz. Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimiz de bu soruyu şöyle cevaplandırdılar:
— Otuz yil cihad kılıcını elimde tuttum, sırasında düşanlarımızla ve sırası gelince nefsimle mücahede ettim. Allah korkusu zırhını eynimden, verâ kalkanını gögsümden, ibadet ve tâ'at okunu elimden bırakmaksızın gönül kapısında oturdum, hak rizasından ve hak muhabbetinden gayrı hiçbir şeyi gönlüme sokmadım. Bu sayede bu mertebeye nail ve ESE- DULLAH Allahu tâlâ'nın arslanı lâkabını kazanabildim, büyurdular.
Ledünni ilmidir daim okunan mekteb-i dilde, Alıp dersi hâce-i dilden, sözü Kur'an olan gelsin..
Mahşer günü, bazı kimseler dizlerine, bazıları göğüslerine ve bir kısmı da boğazlarına kadar ter içinde kalacaklardır.
Kızgın güneş, kafa tasları içinde beyinleri kaynatacaktır.
Kımseden kımseye hıçbır yardım ve ımdat olamayacaktır.
Orada, arş-l a'lanın golgesinden başka golgelik de bulunmayacaktır. Gözler, yuvalarından fırlamış, kâfirler perişan, münafıkların kârı hasret-i hüsran, günahkârlar nedamette kalacaklardır. Yalnız, ülkelerini hak ve adaletle yöneten âdil emirlerle, gençliklerini ibadet ve tâ'atle geçirenler, Allah rizasıyçün birbirlerine karşılıklı muhabbet edenler, fenalık yapabilmek imkân ve fırsatı elinde iken, Allah korkusuyla o fenalığı terkedenler, Allahu tâlâ'nın celâlinden korkarak ve azab-ı ilâhiyye düçar olmaktan kaygulanarak âkibetlerini düşünen, hâli ve kimsesiz yerlerde gözyaşı dökenler, kalpleri mescitlerde ve bütün emelleri ibadette olanlar, fakir ve yoksullara gizli gizli iyilikte bulunanlar, arşın gölgesinde ve Allahu azimüş-şânın himayesinde bulunsalar gerektir. Zira, adalet kerem-i libas-ı tekvâdır. Allahu teâlâ'nın yüce sıfatlarından bir sıfattır. Cenab-ı Hak âdildir ve kullarından âdil olanları sever.
Gençlerin, Allahu teâlâ'ya ibadetleri indallah akvâdır. Allah rizası için karşılıklı muhabbet asfâdır. Haram olan şeylerden sakınmak ve kaçınmak ahlâk-ı uzmâdır. Mescide ve ibadete gönül bağlamak, ashab-ı soffeye ittibâdır. Gizli olarak sadaka vermek mahbub-u hudâdır. Allah korkusuyla dökülen gözyaşı günah ve mâ'siyyet derdine devâdır. Elbette ve elbette bu yüce sıfatlara malik olan kullar, mahbub-u mergub-u makbul-ü Hudâ'dır.
Cenab-ı âlim-üs-sırrı vel-hafiyyât olan Allah celle celâlühu, Tûr-u şerifte Hz. Musa aleyhisselâma hitaben:
— Ey kelimim!.. Ben azim-üş-şâna hamd-ü senâ eden hamdedici kullarım olmasaydı, dünya yüzüne bir katre yağmur yağdırmazdım. Bir yeşil ot ve yaprak bitirmezdim. Yâ Musa! Lâ ilâhe illâllah kelime-i tayyibesini söyleyen diller, beni seven gönüller olmasaydı bana isyan etmek cür'etinde bulunan dunya ehlı uzerıne cehennem ateşlerını musallat ederdım.
Yâ Musa! Yüzlerini yere koyarak, sabahlara kadar hal-i mezellette ALLAH.. ALLAH.. diyen âbitler olmasaydı, bir göz açıp kapayıncaya kadar bana âsi olanların isyanlarını imhal etmez, o âsi kullarıma aslâ mühlet vermez, hatta belki cezalarını âhirete de bırakmayarak onlardan dünya hayatlarında intikamımı alırdım. Yâ Musa! Kıyamet günü muhasebe olunmamak istersen akşam ve sabah dilini zikrullah ile süsle.. Zira, dillerini zikrullah ile süsleyenler ve huzuruma öyle gelenler, mu'ahezemden emin ve sâlim olurlar. Yâ Musa! Dünya ve ukbâda unutulmamayı istersen, fakirlere merhamet ve muhabbet et, onlara karşı cömert ve eli açık ol. Çünkü, fakirler sizler için bir ni'mettir ve âhiret azıklarınızı onlar yüklenmişlerdir. Cömertlik ve. eli açık olmak, mânevî bir elbisedir. O
muhteşem kaftanı her kim eynine giyerse, kıyamet günü cehennem katranlarına bulaşmış, cehennem elbiselerini giymekten kurtulur. Bilmiş ol ki, iyman insanın bâtınının yani iç âleminin elbisesidir. Cömertlik ve eli açıklık ise, insanın dış âleminin elbisesi olmuştur. İç âlemde bulunan iyman elbisesinin kemali, dış âlem elbisesi olan cömertlikle zâhir olmuştur. Bu iki elbiseyi giyenler, cehennem elbiselerini giymezler.
Ey gönül sendedir ol kaf-ü kanaat sende, Sendedir akl-ü edep, nutk-u belâğat sende;
Sendedir ilm-i ledün, remz-i beşaret sende;
Sendedir sırrı Hüdâ, bâr-i emanet sende..
Hz. Isa aleyhisselâma, kavminin ileri gelenleri sordular:
- Yâ Isa! Kullar arasında, senin sifatın ve mislin üzere kimse var mıdır?