Gece ve gündüz içmegi itiyad edinmiş ayyaşın birisi, salihlerden bir mü'minin evini kira ile tutmuştu. Bu adam, her gece zil zurna serhoş gelir, bağırır, çağırır ve yalnız ev halkını değil, bütün mahalleliyi rahatsız ederdi. Yedisinden yetmişine kadar bütün mahalle halkı kendisinden yaka silker, edepsizliğinden ve terbiyesizliğinden şikâyet ederlerdi. Bizzat kendi ana ve babası, eşi ve çocukları, onun nâ'rasını duyar duymaz tiril tiril titremeğe başlarlar, korkularından ne yapacaklarını şaşırırlardı. Bu serhoştan rahatsız olmayan ve gikâyet etmeyen yalnız ev sahibi mü'min idi. Kendisine, konu komşusu bir kaç defa:
— Yahu, bu serhoşu evinde ne tutuyorsun? Kapı dışarı et keratayı, demişlerse de o daima:
— Sizin hiç insafınız yok mu? Böyle bir adama hanginiz evinizi kiraya verirsiniz? Haydi, diyelim ki kendisine acımıyorsunuz, çoluk çocuğunu da düşünmüyor musunuz? Ben, onu kapı dışarı edince, onlar da sokakta kalmazlar mı? cevabını verir ve o ayyaşın islâh-ı hal etmesi için dilinin döndüğü kadar dua eder ve kendisinden şikâyet eden komşularına da:
— Siz de benim gibi yapın, bu kötü huyundan vazgeçmesi için niyazda bulunun, ola ki birimizin duası müstecap olur, tavsiyesinde bulunurdu.
Günlerden bir gün, serhoş yine körkütük eve gelmiş, ev halkına eza ve cefaya başlamıştı. Çoluk çocuk, korku ile feryat ediyor, sıgınacak yer arıyorlardı.
Buna sakın şaşmayınız! Evet, serhoş deliden daha korkunçtur. Çünkü, onların hastalıklarına bir teşhis konulmuş, ne gibi bir kötülük yapabilecekleri hesaplanarak ona göre tedbir alınmıştır. Oysa, serhoşun ne zaman ne yapacağı hiç belli olmaz. Üstelik, deli dediğimiz birisinden korkar ve çekinir.
Serhoş ise, içtikçe daha da azgınlaşır ve hiç kimseden korkmaz. Insanın en kıymetli uzvu aklıdır. Serhoş adam, bir bakıma parasıyla deliliğe özenen ve deli olan insan demektir. Bu bir nevi şu'ur hastalığıdır. Diger bütün hastaların ve hastalıkların belirtilerine tahammül etmek az çok mümkündür. Şu'- ur hastalarının azgınlıklarına ise, gerçekten tahammül edebilmek mümkün degildir. Adam öldürmek, ev yakmak, insanlara insanlıkla bağdaşmayacak eza, cefa ve hakaretlerde bu.
lunmak onlar için bir mes'ele degildir. Işte, serhoşluk bu hastalıkların en beteridir. Her türlü alkollü içkilerden kaçınan, felâha erer. Oyle, vak'alar olmustur ki, milyonlarca lira versen; dininden ve iymanından, evlât ve yâlinden, vatan ve milletinden, ırz, namus ve haysiyetinden fedakârlık edemez de, bir kadeh içki uğruna hepsinden vazgeçiverir. Insanın düşünemeyecegi, aklına bile getiremeyeceği kötülükleri işleyebilir.
Adliye binasına hiç gitmediniz mi? Gazetelerde hiç okumadınız mı? Adam, en ağır suçları işlemiş, zabıta ve adliyede şöyle ifade etmektedir:
— Galiba biraz fazla kaçırmışım, ondan sonrasını hatırlayamıyorum...
Sanki, içmek ve hatırlayamamak, suç işlemek için bir sebep veya mazerettir. Cezaevleri, içki sebebiyle işlenmiş suçlularla doludur. Nice aile yuvaları, içki sebebiyle darmadağın olmuştur, hânümanlar sönmüş, çoluk çocuk ortada perişan kalmıştır.
Görenedir, görene!..
Köre nedir, köre ne?..
Dikkatle temaşa edilmesi gereken bir gerçek vardır. İçki içen, bir kaç saat sonra, ya bir karakol nezarethanesinde veya bir tevkifhanede ayılır ve mahküm olunca tamamiyle kendine gelir. Zühdüne mağrur olan, servet ve saltanatina güvenen, makam ve rütbesiyle öğünen ve böbürlenen ise, kafacağızı teneşir tahtasına vurunca ayılır ve mahkeme-i ilâhide mahkûm olunca kendisine gelir. Fakat, ne var ki, bu ayılma ve kendıne gelmenın, her ıkısıne de hıçbır taydası olmaz, yuklenaıklerı cezaları çekmekle mükelleftırler.
Allah celle celâlühu, cümlemizi hem içkinin verdiği serhoşluktan, hem de rütbe, makam, servet ve saltanat serhoşluğundan hıfz-ü emin kilsın, dünya ve âhirette mahkûm olmak zilletinden korusun. (Amin bi-hürmeti seyyid-il mürseliyn..)
Hikâyemizi anlatmaga devam edelim:
Evet, o gece serhoşun gerçekten azgınlığı üzerindeydi.
Bir aralık, evin bütün camlarını, pencerelerini, kırıp dökmeğe başladı Kendisine malik olmadığı için elleriyle vuruyor, her vuruşunda elleri yaralanıp, parçalanıyor, kan revan içinde kalıyordu. Allahu tâlâ'nın bir san'at veya zenaat öğrenmek, güzel yazılar yazmak, din ve devlet düşmanlarına karşı kılıç ve silâh tutmak, hayırlı ve güzel işlerde kullanmak için ihsan buyurduğu o elleri, Allahu tâlâ'nın rizasına uygun işlerde değil, günah ve isyanda kullanıyordu. Ne yazık ki, bunun isyanlarının cezası oldugunu ve âhirete gitmeden, hesaba ve mizana yetmeden azabı tatmağa başladığını bir türlü farkedemiyordu.
Işte, tam bu sırada ev sahibi olan salih mü'min, bir elinde kalın bir sopa ve diğer elinde bir bez parçası bulunduğu halde, serhoşun oturduğu kata inmişti. Ev sahibinin nur gibi parıldayan iyman dolu yüzü ve bütün mahlûkata şefkat ve merhametle bakan gözü ile karşılaşınca, serhoş birden irkildi.
Adamcağız, sükûnet ve mülâyemetle ona yaklaştı, kanayan ellerine acıyarak baktı ve sesi titreyerek:
- Vah yavrum, vah, dedi. Camları, ellerinle kırdıgın için parça parça olmuş, yazık değil mi a çocuğum? Yarın, bu ellerle nasıl çalışacak, çoluk çocuğun için ekmek parası kazanacaksın? Mademki, camları kırmaktan hoşlanıyor ve zevk alıyorsun, hırsını cam ve pencere kırmakla teskin ediyorsun. Hiç olmazsa, al şu sopayı da camları onunla kır ki, ellerine daha fazla zarar gelmesin. Şu bezle de getir yaralarını saralım, inşa'allah yakında iyileşirsin ve bir şeyciklerin kalmaz..
Dediği gibi de yaptı, âdeta donup kalan serhoşun yaralı ellerini sildi, temizledi ve bezle sardı ve sopayı da kendisine uzattı. Ev sahibinin bu şefkat ve merhameti, bu rikkat ve mülâyemeti serhoşun üzerinde birden tesir etmişti. Bu Muhammedi hamiyyet ve nezaket, onu ayıltmış, bir ânda aklını başına getırmıştı. Kendısıne uzatılan sopayı almak şoyle dursun, ev sahibinin ellerine sarılmış ve hıçkıra hıçkıra ağlayarak yalvarıyordu:
— Ayaklarının türabı olayım amcacığım, ne olur beni affet!..
Evet, o dakikadan itibaren o azılı serhoş, gerçekten hoş bir adam olmuş, meyhanelerin yollarını terkederek, Allah yolunu tutmuştu. Artık, zevki ve serhoşluğu şarap kadehlerinde değil, aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah'- ta arıyor ve buluyordu.
Buldum harim-i vuslâtı, Içtim şarab-ı vahdeti, Bilmem rica ve minneti.
Allah bes, bâki heves..