Fatih Sultan Mehmed Han aleyh-ir-rahmeti vel-gufran hazretleri, Istanbul'u fethettikleri zaman ulemâ ve meşâyihi, yüksek rütbeli kumandanları, fetihte yararlık gösteren askerleri, serhat boylarında saç sakal ağartmış, gün görmüş, bir çok gazâ görmüş tecrübeli cengâverleri topladı ve kendilerine:
— Allahu azim-üş-şân, bu mübarek ve mukaddes beldenin fetih ve zaptını sizlerin dua ve himmetiniz, asker ve kumandanlarımın gayret ve cesareti, bütün tebaamın ve milletimin hamiyyet ve feragati sayesinde bize müyesser kıldı. Hepiniz bilirsiniz ki, bir beldenin fethinden ziyade muhafazası güçtür. Şu halde, ne yapalım ki, kahraman şehitlerimizin al kanları ve yigit gazilerimizin alın terleriyle ve Allahu teâlâ'- nın avn-ü inayetiyle bu belde kıyamete kadar islâm Türkün elinde pâyidar olsun? buyurdu.
Tebşirat-ı Muhammediyye'ye nail ve mazhar olmuş o ulu hakanın bu sualine özellikle dikkatinizi çekerim. Gerçekten, bir şeyin ele geçırılmesınden çok, korunup kollanması güçtür.
Meselâ, belirli bir servet kazanmak güçtür ama, o serveti muhafaza edebilmek daha da güçtür. Kur'an-ı azimi hıfzedip hafız olmak güçtür. Fakat, bu hıfzı sonuna kadar muhafaza etmek hafızlıktan da güçtür. Cesaret ve celâdet göstererek şan ve şeref kazanmak güçtür. Fakat, bu şan ve şerefi muhafaza edebilmek ondan daha güçtür. Tarih sahifelerini karıştırınız.
Savaş alanlarında ordular idare etmiş, büyük zaferler kazanmış, ülkeler fethetmiş nice başbuğlar vardır ki, nefs-i emmârelerine mağlûp olarak bir ânda bütün şan ve şereflerini yitirmişler, hatta bir çoğu hüsran içinde bu âlemden çekip gitmişlerdir.
Neyse, yine sözü uzattık. Hikâyemize devam edelim:
Fatih Sultan Mehmed hanın huzurunda toplanan ve bu sualine muhatap olan âlimler, şöyle cevap verdiler:
— Bu beldenin kıyamete kadar elimizde kalabilmesi için, adaletle hareket etmemiz ve adaletten aslâ ayrılmamamız gerekir. Aynı zamanda, bu mübarek ve mukaddes beldede bir çok islâm eserleri yaptırmalı ve bunların sayılarını hergün çoğaltmağa çalışmayınız. Meselâ camiler, tekkeler, zaviyeler, medreseler, mektepler, yollar, sebiller, çeşmeler, çarşılar, şifahaneler, imarethaneler açmalı ve bu beldenın taş ve toprağını, yol ve sokağını islâmlaştırmalı ve Türkleştirmeliyiz. Anadolu ve Rumeli'den Türkleri getirip burada iskân etmeliyiz, dediler.
Kumandanlar da, askerin iymanlı ve cesur, disiplinli ve vakur yetiştirilmesi gerekeceğini ve ancak bu sayede Istanbul'un kıyamete kadar Müslüman Türklerin elinde kalacagını mütalâa ettiler.
Huzurda bulunan meşayih-i kiram ise şöyle konuştular:
— Padişahım! Bu mübarek ve mukaddes beldenin Müslüman Türklerin elinde kalabilmesi için herşeyden önce muhabbet ve tevhid lâzımdır. Halkı, birbirine sevdirip saydıracak, aralarında gönül bağları kuracak ancak tevhiddir, birleşmektir. İyman ve tevhid olunca, halkıyla, ordusuyla, âlimi ve cahili ile, yaşlısı ve genciyle bütün millet birleşir, birbirini sayar ve sever, bir bütün halinde birleşir, kaynaşır. Şevket ve kuvvet tevhiddedir. Bunun için, tevhidin lâfz-1 şerifi olan LA ILAHE ILLALLAH'ı günde yetmiş bin defa okuyalım ki, Allah ve Allah için Allah'ta birleşebilelim ve bu birleşmeyi unutmayalım. Tevhidin mânasını anlayanlar, kelime-i küfrü bu beldeye bir daha aslâ sokmazlar. Tevhid, küfrün zulmet ve zilletini def'eder.
Fatih Sultan Mehmed han hazretleri, bu mütalâayı haklı ve yerinde buldular ve o günden itibaren Istanbul'da bulunan bütün tekke ve zaviyelerde günde yetmiş bin tevhid getirilmesini ferman buyurdular.
Işte, o günden itibaren tevhid edenler ve tevhidin mânasını anlayabilenler Istanbul'umuzu bir çok islâm eserleriyle donattılar, tevhid sayesinde kahraman ordularımız Viyana'- ya kadar daha bir çok ülkeleri kuşattılar, atalarının şan ve şeref dolu hatıralarına yeni yeni zaferler kattılar.
Müslüman - Türklerin gittikleri her yere adalet ve hakkaniyet götürdüğünü, ilim ve insaf sahibi batılılar dahi inkâr edememektedirler.
Bizler, edvâr-ı faziletleri cidden parlak;
Bir büyük milletin evlâdıyız oglum ancak, O fazilet son üç asrın bozuk ilmiyle, Birleşip gitmede, battıkça da ümmet cehle..
Tevhid; milletlere sevgi, saygı, şu'ur ve nur getirdigi gibi, insanlara da sevgi ve saygının şu'urunu, karşılıklı muhabbet ve kaynaşmanın sürurunu, milli birlik ve beraberligin haklı gururunu da bahşeder.
Okuduğun tevhid, sana şehadet ve şefaat eder. Aşağıdaki hikâyeyi ibretle oku.. Okumakla da kalma, âmil ol.. Amil olmakla da kalma, ihlâs üzere ol..