Ibrahim Edhem (kuddise sirruh) hazretleri fakir bir berbere traş olmuştu. Berberin haline acıdı ve içinde beşyüz altun bulunan bir keseyi kendisine verdi. Berber, teşekkür ederek aldığı altun dolu keseyi tezgâhın üstüne koydu ve işine devam etti. Tam bu sırada, berber dükkânına kılık kıyafeti perişan, avurtları çökmüş, yaşlı ve hastalıklı bir fakir girdi ve:
— Allah rızası için bana bir yardımda bulununuz, diye inledi.
Berber, içindekileri açıp bakmağa bile lüzum görmeden, beşyüz altun dolu keseyi o fakire uzattı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi sükûnet içinde işine gücüne devam etti. Berberin, altunlara ilgi ve itibar göstermediğini gören Ibrahim Edhem hazretleri:
— Ben, hayatımda bu berberden daha cömert bir insan görmedim, buyurmuşlardır.
Görülüyor ki, gerçek mü'minler kendileri fakir, muhtaç ve hatta aç iken, kendilerine bahş ve ihsan buyurulan ni'metleri, Allah yoluna ve Allah rizasıyçün düşünmeden, eli titremeden daha muhtaç olanlara verirler. Bütün dinlerde, önce can ve sonra cânan geldigi halde, islâm dininde aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resülüllah herşeye galip geldiginden ve Müslümanlar en iyi boya olan Sıbgatullah ile boyanmış olduklarından, önce cânan ve sonra cân, derler. Babalarımız, atalarımız, dedelerimiz işte bu zihniyetle herşeyden önce cânan için çalışıp, kan ve ter döktüklerinden, bu cennet vatanda rahat rahat oturabiliyoruz. Evet, onlar canlarını feda ettiler ve cânanı buldular. Zira, canı feda edenler cânanı bulurlar, cânanı bulanlar da cinâna (Cennetlere) dahil olurlar ve Rahman'ı bulurlar, Rahman'ı bulan da insan olur.