Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Üç kişi aralarında konuşuyorlardı.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 230

Üç kişi aralarında konuşuyorlardı. Söz, döndü dolaştı ihsana ve iyiliğe, mertliğe ve cömertliğe geldi. Bunlardan birisi:

— Devrimizde insanların ihsan ve iyilik bakımından en üstünü, en cömerdi Arabe't-ül-Evsî'dir, dedi.

Digeri, buna itiraz etti:

— Hayır! Kays bin Sa'ad bin Alkame'dir.

Üçüncüsü, kesti attı:

— Ne o, ne öteki, dedi. Bugünün en iyiliksever ve ihsanı bol kişisi Abdullah bin Cafer'dir.

Aralarında bahse girdiler. Herbiri, adını verdiği iyiliksevere gidecek ve ondan bir şey isteyecekti. Sonunda, tekrar bir araya gelerek hangisinin gerçekten iyiliksever ve ihsan sahibi olduğunu ortaya çıkaracaklardı. Dedikleri gibi de yaptılar, birisi Abdullah bin Cafer'e gitti ve:

— Ey Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellemin amcası oğlu! dedi. Çok fakir ve mühtacım, lûtfet bana bir şeyler ihsan eyle ki, onunla kendimi idare edeyim.

Abdullah bin Cafer, gayet kıymetli bir arap atına binmek üzere ayağını özengiye geçirmekteydi. At çok degerli olduğu gibi, üzerindeki heybede de kıymetli eşya ve para vardı.

Hiç düşünmeden ayağını özengiden çıkardı ve kendisine müracaat edene:

- Al! dedi. Bu at, üzerindeki para ve esya ile senin olsun.

At ve kıymetli eşyadan başka, heybede iki bin altun bulunduğu görüldü.

Ikinci zat, Kays bin Sa'ade gitti, kapısını çaldı. Bir cariye çıkarak ne istedigini sorunca:

— Garibim, yolda kaldım. Kays'ten bana biraz para vermesini rica edecektim, deyince cariye:

— Senin ihtiyacını karşılamak, efendimi uyandırmaktan daha kolay, dedi ve ona içinde üç yüz altun bulunan bir kese getirip verdi.

Kays, uykudan uyanıp mes'eleyi öğrenince o kadar sevindi ki, derhal kapısına gelen adamı boş çevirmeyen cariyesini azad etti.

Üçüncü zat da, Arabe't-ül-Evsî'nin evine yöneldiğinde, kendısının ıkı kolesının koluna gırmış mescıde gitmekte bulunduğunu gördü. Zira, müşârünileyh kördü ve ancak yola iki kişinin yardımıyla çıkabilirdi. Kendisine yaklaştı, selâm verdi:

- Yardım ve himmetine muhtacım, dedi.

Arabe, derinden bir ah çekti:

- Eyvah bize, eyvah, diye inledi. Sana verebilecek bir dirhemim dahi kalmadı. Ama, şu iki köleyi sana hibe ettim, al götür, dedi.

Uçüncü zat; her ne kadar:

— Onlar senin hem gözlerin, hem de dayanakların.. Sana, benden çok lâzım vallahi almam, dediyse de Arabe:

— Eger sen almazsan, ikisi de hür olsun, mukabelesinde bulundu ve kölelerin kollarından çıkarak başını duvarlara çarpa çarpa evine döndü.

Hikâyenin arkasını anlatmayacağım ve bu üç zattan hangisinin daha iyiliksever ve ihsan sahibi olduklarını aziz okuyucularımı takdirlerine bırakacağım.

İşte, ihsan budur. İyi olmak, iyiliksever olmak budur. Allahu azim-üş-şân sana ve bana ahlâkını ve amellerini böylesine güzelleştirme kabiliyet ve istidadı bahş ve ihsan buyursun.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.