Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Irfan efendi namında bir tanıdığım vardı.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 228

Irfan efendi namında bir tanıdığım vardı. Bu zatın babası, eski paşalardandı. Paşanın, Fatih'te Çırçır semtinde yaptırdığı bir cami bulunduğunu da bilirim. Merhum paşanın, diğer bir ailesinden olma çocuğu, babasının bütün servetini nasılsa eline geçirmiş, Irfan efendi ile diğer kardeşini mirastan tamamiyle mahrum etmişti.

O devirde bir odalıktan dünyaya geldikleri için, hiylekârlıkla miraş diğer paşazadeye intikal edivermişti. Yıllarca, fakir ve mütevazi bir ömür süren Irfan efendi, işin peşini bırakmadı ve sonunda yani vefatından bir iki yıl önce ugraşa didine mirasa hak kazandı. Hatta, babasının yaptırdığı cami-i şerife mütevelli oldu. Bu arada. baba mirasını kendilerinden kaçıran kardeşi ile de barıştı. Ancak, o zalim kardeşine olan lıncını yenemıyordu. Nihayet, mıras kaçıran zat hastalandı ve birgün Irfan efendi fakire gelerek, kendısını bırlıkte zıyarel etmemizi teklif etti. Kabul ettim, yolda giderken bana:

— Hocam, ne olur, kendisine tövbe telkin et. Belki, iztirabı hafifler, dedi.

Miras kaçıran birader büyük bir apartmanda oturuyordu. Içeri girdik, tam hastanın odasına gireceğimiz sırada bir hanım:

— Aman Irfan efendi! Bugün, hastanın yanına girmeğe korkuyoruz. Karşı duvara bakıyor, dalıyor ve yüzü acaip bir hal alıyor. Adeta, gözleri yuvalarından fırlar gibi oluyor, dedi. Irfan efendi de, fakiri göstererek:

— Bu zat hocadır, inşallah okuması ve sohbeti kendisine şifa verir ve faydalı olur, cevabını verdi.

Neyse, sözü uzatmayalım. Hastanın bulunduğu odaya girdik. Gerçekten hastanın yüzünde korku ve heyecan ifade eden bir hal vardı. Karşı duvara bakıyor, bakıyor ve titriyordu. Irfan efendi kendisine seslendi:

- Birader, bak sana hoca etendiyi getırdım, dedi.

Hasta, fakire elini uzattı, ben de tuttum. Oyle bir sıktı ki, elimi bir pehlivan sıkmış olsaydı, ancak bu kadar kuvvetli sıkabilirdi. O söyleniyordu:

— Hoca efendi.. Hoca efendi! Karşıdakileri görüyor musun? diye duvarı gösteriyor ve kendi kendine konuşuyordu:

— Beni, o duvarda gördüklerimden kurtarana, kasamda bulunan yedi milyon lirayı kendisine vermeğe razı ve hazırım.

Hayret ve dehşet içinde kalmıştık.. Hasta, titreyerek tuttuğu elimi bıraktı, yatağının içine doğru büzüldü, büzüldü..

Korktuğu besbelli idi ve hâlâ dudakları titreşiyor ve bütün vücudu havf ve haşyetten ürperiyordu:

Felev lâ izâ belâgat-il-hulkume ve entüm hıyne-izin tenzurûn...

El-Vâkr'a:83 Meal-i münifi: Ölüm halinde olanın ruhu boğazına geldiği zaman, sizler bakar durursunuz ve ona hiçbir faydanız olmaz.

âyet-i kerimesinin sırrını, o hastada açıkça müşahede ettim.

Ve lev terâ iz yeteveffelleziyne kefer-ül-meld'iketü yadribüne vücuhehüm ve eâbârehüm ve zuku azab-el hariyk...

EI-Enfat: 50 Meal-i münifi: Kafirlerin, melekler canlarını alırlarken, ateşten değneklerle yüzlerine ve arkalarıa vurarak (Tadın yakıcı ateş azabını, ki bu azap cehennemin başlangıcıdır...)

dediklerini duymalıydın..

Ey gafiller!

Bu günler, bu saatler, bu korkunç ve korkulu ânlar gelip çatmadan, böylesine bir felaket kapınızdan başını uzatmadan, kabir, azap, soru - cevap korkularını tatmadan, cehennem ateşi rahat döşeğinizden itibaren sizi yakmadan Hakka rücû ediniz, Hakka hakkıyle kul olunuz, tövbe ve istigfarda bulununuz, sonra pişman olursunuz, yanarsınız ve aglarsınız. Hem çok ağlarsınız ama, gözyaşlarınız cehennem ateşini söndürmez. Inleyip sızlamanız, azabınızı dindirmez. Kötü huylarınızı bırakınız, fırsat varken ahlâkınızı güzelleştiriniz, amellerinizi güzelleştiriniz, ihsan ediniz, elinizden geldiği, gücünüzün yettiği kadar iyilik ediniz ve hayır işleyiniz. İyilik ve hayırda birbirinizle yarışınız. İyilik ve hayırda, birbirinizi geçmeğe çalışınız. Ihsan nedir, iyilik nasıl olur bak sana anlatayım:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.