Hz. İbrahim aleyhisselâm, hal-i i'tizarda idi. Ölümle karşı karşıya geldiğini biliyordu. O mühim ânda dahi, Hakka naz ve halkı irşâd için niyazda bulundu:
— Yâ Rab! Dost dostun, seven sevdiğinin ruhunu kabzeder mi?
Hitab-ı izzet şeref-sadir oldu:
— Ey Halilim! Dostuna vuslât ve mülâkatı arzu etmeyen bir dost gördün mü!
Hz. Ibrahim Halilullah, bu tebşiratı duyunca yalvardı:
— Yâ Rab! Şu ânda ruhumu kabzeyle, vuslât ve mülâkatına hemen nail olayım, dedi ve ruhunu Hakka teslim eyledi.
Aşk ile geldi vücuda KÜNTÜ KENZin cevheri, Aşk ile erdi kemale Enbiyâ-vü Evliyâ..
Namaz, Allahu azim-üş-şâna vuslâttır. Mü'minler için ölüm de vuslâta vesiledir. Cânı canâna, âşıkı mâ'şukuna ölüm eriştirir. Kâmil mü'minler bunun için ölümden korkmazlar.
Zira; âşıklar ölmezler, olurlar. Ölüm, yok olmak demek degildir. Olüm, zâ'ikadır, yani tatmaktır. Onun için kâfir ve zâlimlere pek acı, âşık ve sadık mü'minlere ise gayet tatlıdır.
Çünkü, mü'minlerin, âşık ve sâdıkların âhiretleri elbette dünyalarından mâ'murdur. Onlar için âhiret, dünyadan daha hayırlıdır. Iki kanadı bulunan ve uçmaga kudreti olan kuş, kafesinden çıkarak uçmaktan çekinir mi? Kafes, bu dünya âlemidir. Kuş ise salih, kâmil ve âşık mü'mindir. Kanatlar da, âşık ve salih mü'minlerin zâhir ve bâtın ilimleri, ibadetleri ve ihlâslarıdır. Kanatları olmayan veya kanatları bulunduğu halde uçmaya güçleri yetmeyen kuşlar, kafeslerinden çıktıkları takdirde mutlâka helâk olacaklarını bildiklerinden, o kafesin parmaklıkları arasından başlarını dışarı uzatmağa korkarlar.
Netekim, ölümden korkanlar ve ölümü gayet kerih ve çirkin görenler de, iyman ve ibadetten yoksun olan kimselerdir. Can kuşu, ten kafesinden çıkınca, eger kanatları yoksa uçup yükselemez, hak katına ulaşamaz ve boşuna çırpmarak helak olur giderler. Böylelerinin ölümden korkmaları tabiîdir. Aşagıda nakledeceğim kıssa, bu görüşümü isbatlamaktadır. Yeter ki, dikkatle okuyup dinleyelim ve ibret almasını da bilelim: