Sultan Abdülhamit devrinde, neşrettiği divanındaki bir şiirinden dolayı Amasya'dan Harput'a sürülen Şeyh Nigari hazretlerı, alem-i cemale goçmek emrıni alinca, ihvan ve yaranı ile dervişlerine cesedinin Amasya'ya götürülmesini ve orada topraga verilmesini vasiyyet etmiş. Kendisine her ne kadar:
— Efendi! Yazın en sıcak günleri olan temmuz ayındayız. Harput'tan Amasya'ya yaya olarak ancak on beş günde varabiliriz. Bilmem ki, nasıl olur? kabilinden imâlarla, cesedinin yollarda kokuşacağını anlatmak istemişler. Hazret-i Şeyh, gülümseyerek şu cevabı vermiş:
— Ha, anladım! Bu uzun yolda ve bu sıcakta cesedimiz kokar demek istiyorsunuz ve fakat bunu açıkça söyleyemiyorsunuz değil mi? Şunu bilmiş olun ki, bu beden tam yetmiş küsur yıl ALLAH.. ALLAH demiştir. Yollarda, korktuğunuz gibi olursa cesedimi hiç düşünmeden köpeklere yedirirsiniz.
Bu da size ikinci vasiyetimdir.
Gerçekten bir süre sonra IRClIY emr-i celiline şitaban olan şeyh hazretlerini, vasiyyeti gereğince Harput'tan yüklenerek on beş günde Amasya'ya götürürler, orada hazırlanan makber-i mahsusuna tevdi ederler.
Içinizden: (Acaba gerçekten kokmamış mı?) diye geçtiğini biliyorum. Hayır efendiler! Ne kokmuş ne de lâşe olmuştur. Zira, Hak velileri Allahü tâlâ'nın nurudur. Nur, hiç kokar, lâşe olur mu?