Hz. Omer radıyallahu anhın hilâfeti zamanında, bir delikanlı içki almış evine gidiyordu. Yolda, Hz. Omer'le karşılaşınca elindeki şarabı, elbisesinin altına sakladı. Hz. Ömer ona sordu:
— Elbisenin altında ne var? Çıkar göreyim.
yâ Rab Bei, Emire vaziyette nin yatında hacil ey-
— Ya Rab! Benı leme, kabahatimi ört ve beni af buyur. Eğer, beni bu mahcubiyetten kurtarırsan, ilâhî sana tövbeler olsun, bir daha içki içmem, diye niyaz ve tövbeye niyyet etti.
Ne var ki, Hz. Omer'e de cevap vermesi gerekiyordu. Utanıp sıkılarak:
— Ya Emir-el-mü'miniyn! dedi. Elbisemin altında sirke var..
— Sirkeyi neden saklıyorsun? Çıkar da görelim, emrini
alınca eli ayağı titreyerek şişeyi Hz. Ömer'e uzattı. Nasıl korkmasın ve titremesindi ki, islâmda şarap içmenin cezası 80 kırbaç idi. Hz. Omer de, kimsenin gözü yaşına bakmaz, Allah'ın emrini yerine getirirdi. Hatta, bir rivayete göre kendi oğlunu şarap içtigi ve zina ettigi için, o sırada hasta olduğuna aldırış etmeden kırbaçlatmış ve yetmişinci kırbaçta öldüğü anlaşıldığı halde kalan 10 kırbacı da ölüsüne vurdurmuştu. Zira, Hz.
Ömer'in ilâhî emirleri terk ve te'hire gönlü razı olmayan bir zât'ı âli-kadr olduğu da cümlenin malûmudur.
Gencin elinden şarap şişesini alan Hz. Ömer, baktı ki gerçekten şişede sirke bulunmaktadır. O gencin sıdk ile tövbe etmesi sonucu bir lûtf-u ilâhi olarak sirke oluvermişti.
Işte böyle aziz kardeşim:
Sen sıdk ile tövbe etmeğe bak! Tövbende sadık ve sabit olursan, şarabın sirke oluvermesi gibi, günahların da sevaba dönüşür. Tövbede acele etmelidir. Bugün, yarın diye tövbeyi geciktirerek ömrü azizi günahlarla geçirmemelidir. İyi bilmelidir ki, tövbesini geri bırakanlar helâk olmuşlardır. Tövbenin bugüne, yarına, aybaşına, yılbaşına tahammülü yoktur.
Olümün, nerede ve nasıl geleceği belli değildir. Ansızın gelebilir ve seni tövbesiz bulabilir. Isyan, nisyan ve günah hamulesiyle Azrail aleyhisselâm canını alıverir. Bu kötü amellerin inan ki başına belâ olurlar. Korkunç azaplara ugrarsın, zebaniler saçlarından tutup sürüdükleri zaman, seni onların ellerinden kimse kurtaramaz. Günahına, çabuk ve erken tövbe edenler, fazl-ı ilâhiyyeye nail ve mazhar olurlar.
Şefi'ul-ussât fi-yevm-il arasât efendimiz buyuruyorlar ki:
Kıyamet günü, tövbekâr bir kulu huzur-u izzete getirirler. Allah azze ve celle buyurur:
— Bu kulumun, büyük günahlarını saklayın ve kendisine küçük günahlarını söyleyin!
Melekler, o kula: «Sen, şu tarihte şöyle bir günah işlemişsin» derler. U kul inkar etmez, suçunu kabul eder. Zira, hesabı sorulan gerçekten küçük günahlarından birisidir. Kulur korkusu ise, büyük günahlarından sorulması ve azaba düçar olmasıdır. Allahu teâlâ tekrar buyurur:
— Bu kulumun, o küçük günahını hasenâta tebdil eyleyin!
O kul bakar ki, tövbe ettigi bütün küçük ve büyük günahları hasenâta tebdil olunuyor. Rabbil-âlemiyne niyaz eder:
— Ilâhî! Benim nice büyük günahlarım vardır ki, onların hiçbirisini burada görmüyorum, der.
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efenaimiz, vuku'u mutlâk ve muhakkak olan bu hâdiseyi anlatırlarken, bu fazl-ı ilâhiyye ve kerem-i sübhaniyye öylesine mesrur oldular ki, tebessüm buyurdular ve hattâ nevaciz denilen mübarek dördüncü dişleri zahir oldu.
Ey ehl-i iyman:
Iymanının neticesi, dünya ve âhirette saadettir, cennettir ve rizayı ilâhidir.
Ibadetlerinin neticesi, derecât-1 cennettir. Yalnız, iyi bil ki, cennet ibadet karşılıgı degil, Allahu tâlâ'nın fazl-ü keremi Iledir.
Allahu azim-üş-şâna âşık olmanın ve muhabbet etmenin neticesi, maksad-ı â'lâ ve matlâb-1 râ'na olan cemal-i lâ-yezele erişmek, didâr-ı ilâhi ile müşerref olup vuslâta ermektir.
Resûl-ü efham efendimize muhabbet, onunla haşrolmaktır. Onun sünnet-i seniyyesine riayet, şefaatine ermektir.
Habib-i edib-i Kibriyâ'ya, onun âline, evlâdına muhabbet ve salât-ü selâm okumak selâmete ermektir.
Ashab-1 kirama, Evliyâ'ullaha ve islâm âlimlerine hürmet ve muhabbet etmek, aynen Resûl-ü zişâna hürmet ve muhabbet etmektir.
Seyyid-ül-kevneyn ve ceddül-Haseneyn-il ahseneyn efen.
dimize, âline, evlâdına, ashabina, ahbabına ihanet etmek ise
—Hak korusun— aynen Allahu teâlâ ve Resûlüne ihanet etmektir.
Dinin ahkâmına hürmet ve riayet, izzet ve rif'at —Hak korusun— hürmetsizlik ise zillet ve mezellettir.
Günahlara israr etmek, pişman olup tövbe etmemek ve isyana devam eylemek iymansız ölmeğe işarettir.
Hasedin neticesi, hacalet ve mahcubiyyettir.
Sabrın neticesi, selâmettir ve hadsiz hesapsız büyük ecirlere nail olmaktır.
Kadere teslimiyet, feragat ve kederden emin olmaktır.
Meşakkatin neticesi, rahatlıktır.
Her türlü günahların ve kötülüklerin neticesi, nedamet ve pişmanlıktır.
Hiylenin neticesi felâket ve sefalettir.
Yalanın neticesi, mahcubiyettir.
Feragatin neticesi, dünya hayatında içtimai ülfet ve ünsiyyet, âhiret âleminde de pek yüce bir saadettir.
Fırsat elde, can kuşu tende, sıhhat ve âfiyet bedende, hayrı ve şerri ayırdedebilme yetenegi sende iken, dilin söyler, gözün görür ve ayakların yürürken, ellerin tutar, bilegin her işe yatarken, aklın başında, fâni ömrün kırk yaşında, ihtiyarlığın belirtileri olan ak tüyler sakalında saçında iken artık derlen toplan! Anan, baban, ahbap ve yâranın birer birer göçüp gidiyorlar. Hâlâ, aklını başına devşirmeyecek, hâlâ tövbe ve nedamet etmeyecek misin? Dünya için, bunca yıl çalıştın, çabaladın, yoruldun, yıprandın. Âhiret için hiçbir hazırlığın olmayacak mı? Yarın, kabir denilen o karanlık çukura seni kapattıkları zaman, halinin neye varacağını aklına getiremiyor musun? Seninle kadeh tokuşturan, şerefine ve sıhhatine kadeh kaldıran ahbapların, orada senin ne sıhhatini ne de şerefini düşünemeyecek, başka arkadaşlarla kadeh tokuşturmağa koşacaklardır. Hoş düşünseler de ellerinden ne gelir? Kumar masası etrafinda ömür tükettiğin yoldaşların, borç alıp kumar oynadıgını bilen sırdaşların, kabrine kadar gelirler mi bilinmez ama, gelseler dahi hemen geri dönüp kupanın kozunu, maçanın kızını bulmak ümidiyle kâğıt çekerken, senin o ânda kabrinde ne halde olduğunu akıllarına bile getirmeyecekler.
Hoş, getirseler de na fayda! Sefahat yollarında, para ile yüzüne gülen âlüftelerin kollarında sözüm ona sefa sürerken, beri yanda defterinin dürüldüğünü neden fark edemiyorsun? Neyi bekliyorsun? Hakka dön, hak ve hakikat yoluna gir! Gittiğin yol yol degildir, nedamettir, nedamet... Gel Vakit geçirmeden tövbe et... Biraz gayret, biraz himmet, hakka eyle ibadet...
Sen bu dünyaya, kadeh tokuşturmağa, iskambil kâğıtları arasına hiyle sokuşturmağa, ne idügü belirsiz alüftelerle fıkırdaşmağa gelmedin! Ahmaklığı bırak, sözümü dinle, hakka dön, hakka gel... Ne kadar çabuk dönersen, o kadar kârlı çıkarsın. Hem bu kâr, dünya kârı, kumar kârı gibi elden çıkıcı da değildir. Bu kâr, seni ebediyyen bırakmaz, kıyamete kadar senin olur. Kumarda, bir zar atıp bütün dünyayı kazansan, ecel yakana yapışınca hepsini bırakıp o karanlık çukura gideceksin. Benim teklif ettigim kâr, ilelebed sana ait olacak.