Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Ibrahim Halilullah zamanında, Mekke-i mükerreme ve civarında kıtlık olmuştu.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 104

Ibrahim Halilullah zamanında, Mekke-i mükerreme ve civarında kıtlık olmuştu.

Ey yüzü ak ve gönlü pâk mü'min!

Dünya hayatında varlık da, yokluk da devamlı olmaz.

Her varlıgın bir yokluğu, her yokluğun da bir varlığı olur.

Nice azizler zelil, nice zeliller de aziz olabilirler. Yılın dört mevsimi, akıl sahipleri için ne büyük âyetlerdir. Okuyabilene aşkolsun!.. Daima yağmur yağmaz, hava her zaman açık olmaz. Bazan, havalar gayet güzel oldugu gibi, bazan soguk, fırtınalı, tipili, esintili de olabilir. Hayat da aynen böyledir. Insanlara, şükür ni'metini tattırmak, hamd-ü senâ izzetini ar-, ona aczini ve haddini bildirmek için, Hak tealâ bazan verimli toprakları çole, kızgın ve çorak çollerı bereketli topraklar haline getirir. Bu çeşit değişikliklerde, sayısız âyat-ı beyvinât vardır. Akıl sahipleri için bir çok deliller ve ibretler vardır. Bunları, düşünebilene ve bu düşünme ni'metine malik ve mazhar olanlara ne mutlu! Bu degişiklikler, kâfirin küfrünü ve mü'minin iymanını artırır. Ehl-i iymana, Allahu teâlâ'ya olan inanç ve güveçlerinin miktarını öğrettiği gibi, gafillere de hakkı ve hakikati anlatır.

Hepimiz, Allahu teâlâ'ya iyman ettigimizi ikrar ve ondan korktugumuzu iddia ederiz. Fakat, başımıza en küçük bir musibet geliverirse, utanıp, arlanmadan oturur, Hâlıkı mahlûka çekiştirir, şikâyet ederiz. Varlığın da, darlığın da ondan olduğunu unutuveririz.

Aşağıda, bu bahse tekrar dönecegiz. Biz, şimdi hikâyemize devam edelim:

Evet, İbrahim aleyhisselâm zamanında Mekke-i mükerreme ve civarinda büyük bir kıtlık olmuştu. Ellerinde bulunan ni'meti kaybedince, onun kıymet ve ehemmiyetini anlayan halk, açlık korku ve kaygusuna düşmüştü. Yerler, şerha şerha yarılmış, yagmurlar yagmıyor, agaçlar ve yapraklar kurumuş, sararmış ve dökülmüştü. Hayvanlar ve insanlar, açlık ve susuzluktan helâk oluyorlardı. Allahu tâlâ'nın CELAL sıfatı tecelli etmiş, herkes dehşet ve haşyet içinde kalmıştı.

Hattâ, bu hale Cebrail aleyhisselâm ile hamele-i arş melekleri bile korkularından titreşiyorlardı. Bu celâl esnasında, yine de cemali Ibrahim Halilullah'tan zuhura gelmiş ve o nebi-i zisân haliliyyet libasını giymiş ve o tarihte Mısır'da bulunan tanıdıklarından birisine adam göndererek bugday istemişti. O zat, haberciye:

— Emri başımız üstüne, demişti. Ancak, biz biliyoruz ki, Terindeki fakhisre insan etmek lan istemektedide Hacere, Mısır'da da kıtlık vardır ve biz de fakir insanlarız. Elimizde bulunan bugdaylar ile kıt kanaat idare edebiliyoruz. Mevcudumuz, ancak bize yetecek kadardır, mâ'zur görsünler...

Ibrahim aleyhisselâmın gönderdigi zat, eli boş dönüyordu. Oysa, Mekke-i mükerreme halkı kendileri için buğday getirilecegini duymuş, büyük bir umut ve sabırsızlıkla yolları gözlüyorlardı. Ibrahim aleyhisselâmın elçisi, Mekke-i mükerremeye dönerken li-hikmetin kendi kendine o Nebi-i zişânı halk nazarında küçük düşürmemek için, çölden çuvallara kum domâuran t drtüacklry se, dyota d. Dişia daşi gahede yaptı ve boş çuvallara çölden kum doldurarak, sanki Mısır'dan buğday yüklemişcesine Mekke'ye döndü.

Ibrahim aleyhisselâm, bu sırada uyuyordu. Refikası, Sara validemiz çuvallardan birini açtı ve halis un bulunduğunu görerek hemen ekmek yaptı. Ibrahim aleyhisselâm, etrafa kokusu yayılan misk gibi taze ekmeklerin kokusuyla uyandı ve eşine bunları ne ile yaptığını sordu:

— Mısır'a gönderdiğin zat geldi. Getirdiği çuvallardan birisini açtım ve un bulunduğunu görerek hemen bu ekmekleri hazırladım, dedi.

Mısır'a gönderilen zat ise, içerilerinde kum dolu olan çuvalları Ibrahim aleyhisselâmın kapısına indirmiş ve fakat bugday verilmedigini söylemege utandıgından, dogruca evine

gidip kapanmıştı. Ikinci çuvalı da bizzat Ibrahim aleyhisselâm açtı ve kapısı önünde toplanarak:

— Açız ya Nebiyallah! diye feryat eden halka dağıtmak için elini çuvala soktu ki, ne görsün! Bugday tanelerinin üstünde (Lâ ilâhe illallah min Halil ilel-Halil) yazılıydı. Bir Halilden bir Halil'e, yani bir dosttan bir dosta yazılı buğday tanelerini, sevinç gözyaşlarıyla ıslatarak eşine:

— Ya Sara! dedi. Bu bugdayları Mısır'daki dostumuz göndermemiş. Herşeyi muhit ve herşeye kadir olan asıl dostumuz Rabbil-âlemiyn göndermiştir.

Rabbine şükür ve hamd-ü senâ eyledi ve mübarek elleriyle bugdayları halka dagıttı. Yani, haliliyyetini ihraz ederek Allahu tâlâ'nın kendisine ikram ve ihsan eylediği bu ni'- metleri halka tevzi etmek suretiyle halkı Halil'ine cağırdı.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.