Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Bağdat kadısı ile, Behlul-ü Dânâ'nın bir sohbetlerini nakledeyim de hepimiz ibret payımızı alalım:…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 96

Bağdat kadısı ile, Behlul-ü Dânâ'nın bir sohbetlerini nakledeyim de hepimiz ibret payımızı alalım:

Günlerden bir gün, Behlûl-ü Dâna Bağdat kadısı ile karşilaşırlar. Behlûl sorar:

— Kadı efendi! Bana, yemenin ve içmenin âdabını ögretir misin?

Kadı efendi, hazretin yine paha biçilmez cevher saçacağını sezerek sevinir ve hemen cevap verir:

- Malirn olduğu üzere, yemeklerden evvel ve sonra elleri yıkamak ve temizlemek sünnet-i seniyyedir. Sonra, yemeğe başlarken besmele-i şerife çekilir, sonunda el-hamdü lillah denir, sahan ve kaplarda yemek artığı bırakılmaz, ekmek kırıntıları toplanır ve yenir ki, bunların her birisi de sünnettir. Daha sonra, daima kendi önünden yemek, sünnete uymak için koyunun sağ kürek kemiğindeki etten yemeği tercih etmek, (Zira, Resül-ü zişân efendimiz ekseriya koyunun sağ kiirek kemigindeki etleri tenâvül buyururlarmış.) sofrada yerde oturuluyorsa, sol ayak üzerine oturlarak sağ dizi dik vaziyette yer almak, acıkmadan sofraya oturmamak ve doymadan sofradan kalkmak, sofra üstüne aksırıp öksürmemek, ağzını şapırdatmamak, karşısında ve yanı başında oturanları iğrendirip tiksindirecek hallerden ve sözlerden kaçırmak, çirkin ve yakışıksız davranışlarda bulunmamak, suyu üç yudumda içmek, yemek yediği tabağa ve su içtiği kaba üfürmemek, her yudumun evvelinde besmele ve sonunda el-hamdü lillah demektir.

Behlül-ü Dâna, kadı efendiyi sabırla ve sükûnetle dinledikten sonra tekrar sorar:

— Ey kadı efendi! Sünnet-i seniyye üzere yedigin o kıvırcık eti, yetim malı ve yetim hakkı ile alınmışsa, acaba yediğin et midir, yoksa cehennem ateşi midir?

Ve âyet-i celileyi okudu:

Innelleziyne ye'külüne emvâr-el-yetâma zulmen innema ye'külüne fi butünihim nâren r'e seyaslavne sa'iyrd En-Nisa: 10 Muhakkak ki, yetimlerin mallarını zulüm ile ve haksız olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir,

- Ey kadı efendi! Senin saydıkların, islâmda sofra âdabıdır. Ben sana yemenin ve içmenin âdabını sormuştum. Sen ise bana yemeğin sünnet, müstehap ve mendûb olan âdabını anlattın...

Kadı efendi kendisine rica eder:

— Ya Behlül! Lûtfet, yemenin ve içmenin âdabı ne imiş, sen söyle de ögreneyim, deyince Hazret-i Behlûl şu cevabı verir:

— Ey kadı efendi! Helâl kazanacak, helâl yiyecek ve helâl giyeceksin... Senin saydığın âdap ile haramdan kazanılmış bir şey yesek, acaba islâm âdabına riayet etmiş olur muyuz?

Kadı efendi, başını öne eğerek itiraf eder:

— Her ne kadar farza, sünnete, müstehap ve mendüba riayet ederek yersek de, yediğimiz bu ni'metler domuz etinin hurmiyyetinden daha haram olduğundan elbette nâra müstehak oluruz, der.

Dikkat ve ibretinize sunarım:

Envar-ULKul0b, Cltt! - P: 7

Çogunlukla ilimsiz, düşüncesiz ve gaflet bataklıgına dalmış bulunan bizler, Allahu tâlâ'nın bizlere bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlerden helâl kazançla elde ettiklerimizin helâl olacagından, haram kazançla elde edilen aynı helâl ni'metlerin ise mutlâka haram olacağından, gafil bulunur, bu hakikati külliyen unutur ve o haramı helâl itikat ederek yemekte sakınca görmeyiz. Oysa, haram ile elde olunan ni'metler, aslında helâl ve mübah dahi olsalar, hakikatte haramdırlar.

Dyle ki, haramla elde edilen ni'metleri helâl bilerek yemek ve içmekle, bi'zâtihi haram olan yiyecek ve içecekleri yemiş gibi günahkâr ve sonunda azap ve ikaba müstehak oluruz. Hattâ, bu ni'metleri helâl itikat etmekle, tıpkı haramı helâl saymak gibi iymandan ve islâmdan mahrum kalmamız dahi melhuz ve muhtemeldir.

Şu halde, Allahu tâlâ'nın rizasına talip olanlar için, yemek ve içmek bakımından bu hususlara itinâ ve ihtimam göstermek, işin maddi ve mâ'nevi yönlerini, zâhir ve bâtınını gözden kaçırmamak şarttır ve lâzımdır. Yukarıda naklettiğimiz kıssada, Allahu teâlâ sırrını takdis buyursun, Behlûl-ü Dâna hazretleri kadı efendiye verdigi cevapla hem onu hem de bizleri irşâd etmiş olmaktadır. Hak ve hakikat âşıklarına, müşarünileyhin yine aynı kadı efendi ile olan bir diğer sohbetini de haber verelim:

Behlûl-ü Dâna, yine o kadı efendiye sormuş:

— Insanlarla sohbet âdabını ve nasıl ünsiyyet edilecegini de bilir misin?

Kadı efendi cevap vermiş:

— Evet! demiş... Küçükle küçük, büyükle büyük olurum, insanlarla hallerine göre ünsiyyet ederim. Bir meclise girdigim zaman, hazır bulunanlara selâm verir ve meclisin âdabına elden geldiği ve gücüm yettiği kadar dikkat ederim.

Behlûl-ü Dâna, onun sözünü kesmiş ve:

— Olmadı, demiş... Maalesef görüyorum ki, sen sohbet âdabını da lâyıkıyle bilmiyorsun. Sohbet âdabı Allah için olursa, küçükle küçük, büyükle büyük denilmez. Ancak, hakkı söyler ve hakkı tavsiye edersin. Hak için sohbet işte budur.

Kadı efendi, derin derin düşüncelere daldığı sırada, Behlûl-ü Dâna yine sormuş:

— Yatmanın âdabını da bilir misin?

— Bilirim, demiş kadı efendi. Yatsı namazını kıldıktan sonra fazla oturmam ve abdestli olarak yatmaga hazırlanırım. Yatagıma girerken besmele ile girer, üç ihlâs, bir fâtiha, bir âyet-el-kürsi ve Bakara sûre-i celilesinin sonunu okurum, sonra sag tarafima yatar ve uyurum.

Behlûl-ü Dâna, bu cevabı da begenmemiş ve:

— Ne yazık ki, islâm üzere yatmasını da bilmiyormuşsun...

— O halde, nasıl yatmalıyım?

— Uyumadan once, o gunün muhasebesini yapacak, kendi kendini sorguya çekeceksın. Okudugunu bildirdigın ayet-ı celilede (Ve ileyk-el-masiyr..) diyorsun. Yani: (Ey bizim rabbimiz! Onünde, sonunda sana dönecegiz.) diye ikrar ediyorsun. Oysa, o gün verdiğin hükümlerde bir haksızlık ve adaletsizlik etmişsen, bu âyet-i kerimeyi okuduktan sonra, nasıl uyku tutturabildigine şaşarım. Hem, dönüşümüz Allah Teâlâ'yadır diyeceksın, hem de adaletsizlik edeceksin ve sonra da gerine gerine uyuyacaksın, aşkolsun! Sana ve senin gibi halkın hak ve hukukunu tayin ederek Allah'ın adaletini izhara sebebolanlara lâyıit olan, o gün verdiği hükümlerin gerçekten hak ve adalet methumlarına uyup uymadıgını düşünmek ve ertesi gün vermesi gereken hükümleri de adl ile verebilmek gayreti içinde bulunmaktır. Yoksa, avamın yani rastgele her insanın yaptığı gibi yaparak yatıp uyumak, senin gibi halkın hak ve adaletini korumak ve kollamakla görevli olanların yatma âdabı değildir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.